"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Lütfen doğruyu söyleyin manyak mıyım değil miyim

BU hafta Yılmaz Morgül olayı patlayınca...

Lütfen doğruyu söyleyin manyak mıyım değil miyimYani erkek milletinin botoksla imtihanı gündeme gelince...

Dört yıl önceye döndüm ve yazdığım yazıyı buldum...

Şimdi gelin, önce o gün yazdığım yazıyı bir kere daha okuyalım...

Sonra sizden bir şey rica edeceğim...

Bazı yerlerini biraz değiştirdim, bazı eklemeler yaptım.

Sağ gözkapağım çok aşağı sarktı. Ünlü bir estetikçiye gittim.

Karşısına oturduğum andan itibaren yaptığımız konuşmayı aynen aktarıyorum.

KENARI SÜSLÜ AYNAYA BAKINCA GÖRDÜĞÜM ŞEY

Daha önüne oturduğumda estetikçilerin asıl müşterilerinin kadınlar olduğunu bir kere daha anladım.

Çünkü elime kenarları rengârenk taşla süslü oval bir ayna verdi.

Aynadaki görüntü hiç yabancım değildi.

Alnımda her yıl biraz daha derinleşen çizgiler...

Biri daha az, öteki daha çok aşağı sarkmış iki gözkapağı.

Altında da torbalar...

MERAK ETME BUNU ON DAKİKADA HALLEDERİZ

Estetikçi iki parmağı ile sağ gözkapağımı hafifçe kaldırdı.

Gözümün üzerine inen o perde yukarı çekilirken anlatmaya başladı:

“Bu çok basit bir operasyon. Şöyle deriyi çekeceğiz ortadaki küçük parçayı kesip çıkaracağız ve iş halledilecek.”

Bir süre kendimi seyrettim.

Yüzüm meğer ne kadar yuvarlakmış derken, estetikçinin “Ama” diyen sesiyle kendime geldim.

“Ama, gözkapağını alırsak, tabiatıyla kaşın biraz aşağı sarkacak...”

Eee...

Üçüncü parmağı ile bu defa kaşımı yukarı doğru kaldırdı ve devam etti.

“Yani kaşları da biraz yukarı kaldırmamız gerekecek.”

Tabii ki daha o an aklıma 6 yıl sonra sorulacak o Yılmaz Morgül sorusu düştü.

“Bakışım değişir mi? Yani o şeytani bakış gelir mi” diye soracaktım ama pek gerek kalmadı.

Parmağı ile kaldırdığı kaşım bir anda bakışımı başka bir adamınkine çevirmişti ve ben o adamı tanımıyordum.

Hafiften botokslu bir hale doğru gidiyordum.

Estetikçi, “Ayrıca” diye devam etti...

KAŞI KALDIRIRSAK BU DEFA GÖZ ALTI ORTAYA ÇIKACAK

“Gözkapağını keser, kaşı kaldırırsak bu defa göz altınızdaki torbalar çok daha belirgin hale gelir...”

Nasıl yani?

“Çünkü yüzün üstü gençleşince, bu defa yüzün alt tarafındaki yaş çok daha dikkati çeker.”

Bir baktım...

Aman Allahım, gözümün altında iki tane yaşlı erkek torbası sarkıyor... Torba dediysem, çöp torbası değil, hani biraz daha alttaki iki torba gibi...

Eee ne yapacağız?

Kolay” dedi, “Göz altını da 15-20 dakika, bilemedin yarım saatte hallederiz.”

Dördüncü parmağı ile göz altımdaki torbayı hafifçe aşağı çekti.

O gözüm biraz daha faltaşı gibi açıldı...

Kendimi seyrederken o ses yine konuşmaya başladı:

Ama” dedi, “Bir mesele daha var.”

ASIL SORUN YUKARIDA DEĞİL YÜZÜN ALTINDA

“Gözkapaklarını alır, kaşı yukarı kaldırır, torbaları da halledersek, bu defa bir başka sorun ortaya çıkacak.”

Elimde kenarları taşlı ayna, merakla bekliyordum.

“Yüze asıl yorgunluk ve yaşlılık ifadesi veren şey, çenenizin iki tarafından aşağı inen derin çizgilerdir. Yüzün üst tarafını halledersek, bu defa alttaki o derin çizgiler çok daha ortaya çıkacak.”

Surat dediğiniz şeyin üstünde birbirini tetikleyen, tahrik eden bu kadar çok şeyin olduğuna hayret ederken, estetisyen ilk iyi haberi verdi:

“Cildiniz çok iyi, çok hafif bir müdahale ile yüzü yana doğru çeker, o iki çizgiyi sileriz.”

Bunu söylerken, kalan son parmağı ile yanağımı hafifçe kenara doğru çekti.

Kalan son parmağının serçeparmağı olduğunu o an fark ettim.

Tabii o parmaktaki küçük yüzük de dikkatimden kaçmadı yani...

Gerçekten çizgiler kayboldu. Karşımda pırıl pırıl, gergin bir cilt duruyordu.

Adam sihirbaz gibiydi. O an “Prestige” filmindeki Hugh Jackman mı yoksa Christian Bale karakterine mi daha uygun olduğunu düşünürken “Size iyi bir haberim daha var” dedi.

Sevinmeye çalıştım ama yüzümün sağ tarafı maharetli beş parmak tarafından bloke edildiği için sadece sol tarafım gülebildi.

“İyi spor yaptığınız belli. Vücudunuz çok genç duruyor. Yani sizi 40 yaşına getirebilirim, yüz ve beden arasında dengesizlik de olmaz...”

Aman Allahım 40 yaş...

O an 1998 yılına döndüm.

O AN TANSU’NUN 19 YIL ÖNCE SÖYLEDİĞİNİ HATIRLARDIM

Bir sabah giyinirken, yattığı yatakta kahvesini içen Tansu tuhaf bir sesle bana şunu söylemişti:

“Bana bak, sen aramızdaki protokolü bozdun. Ben böyle göbeği sarkmış bir adamla evlenmedim. Şimdi sen ne demek istiyorsun, nasılsa evlendik, her şey garanti... Öyle mi düşünüyorsun?”

Sonra sözünün etkisini arttırmak için bir-iki saniye susmuş ve devam etmişti:

“Bak kardeşim, hiçbir şey garanti değil...”

O panikle bir spor salonuna kaydolmuştum ve o günden beri de spor yapıyordum.

İçime sıcak bir şeyler yayılmaya başlarken o ses yine konuştu:

Ama” dedi, “Size asıl önemli soruyu sormam lazım...”

Kesin, “Little Shop of Horrors” filmindeki dişçi kadar sadist bir estetisyene çatmıştım.

SİZİ 40 YAŞINA İNDİRİRİM AMA ŞUNU SORACAĞIM

“Sizi 40 yaşına getirebilirim ama bunun arkasında durabilecek misiniz?”

İçimden nasıl yani derken devam etti:

“Kadınlar durabiliyor. Ama erkekler o kadar kolay duramıyor.”

Birden 40 yaşında bir adam suratıyla gezmeye başlamışım.

Kendimi sabahtan akşama Sinan Ali’yle Playstation oynarken görüyordum.

“Little Shop of Horrors” dişçisinin sesiyle yine kendime geldim:

“Bence iyisiniz. Ayrıca gözkapaklarının hafif aşağı sarkması, erkeğe karakter de kazandırıyor. Size tavsiyem, keyifli yaşayın, mutlu olun ve çok gülün. Gülmek yüzü yukarı çeker ve gençleştirir...”

Parmaklarını yüzümden çekti.

Elimdeki kenarı taşlı aynaya baktım.

Gözkapaklarım aynı duruyordu...

Ama o an yüzümü sevdim...

Hafifçe çeneme vurdum ve aynaya konuştum:

“Arkadaş kabul et 66 yaşındasın.”

Ve ekledim:

“Ayrıca hiç de fena değilsin yani.”

Akşam Tansu’ya estetikçiye gittiğimi anlattığımda, Instagram’ından kafasını kaldırmadan tek şey söyledi:

“Sen manyak mısın...”

Lütfen doğruyu söyleyin manyak mıyım değil miyim

ALTI YIL GEÇTİ ŞİMDİ SİZE ŞUNU SORUYORUM

Bu yazıyı 9 Şubat 2014 günü yazdım.

Estetikçiye ondan 2 yıl önce gitmiştim. Yani o kararı aldığım günden bu yana 6 yıl geçti.

İlk fotoğrafı o yıllarda çektirmiştim.

İkincisini ise bu yıl kısa süre önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda çektirdim.

Şimdi size soruyorum...

O gün estetikçi beni yüzüme dokundurmamaya ikna ederek iyi bir şey mi yapmış...

Yoksa...

O gün Yılmaz Morgül kararı mı almalıyım... Dün akşam bu soruyu yine Tansu’ya sordum...

Yine başını Instagram’dan kaldırmadan aynı cevabı verdi:

“Sen manyak mısın...”

Altı yıl önceki “Manyak mısın” cevabı ile önceki akşamki “Manyak mısın” cevabı arasında bir fark mı var mı anlayamadım..

Çünkü ikisinde de elindeki akıllı telefondan başını kaldırmadığı için yüzündeki ifadeyi göremedim...

İkisinde de cevap yerine bana bir soru sorduğu için ne anlama geldiğini de anlamadım...

Sizce ben manyak mıyım, değil miyim.

İki fotoğrafa bakın ve bana yardım edin...

 

15 YILLIK ENDOKTRİNASYON DİNDAR NESİL YARATTI MI
İLK SORUM bundan 5 yıl önce “Türk” kelimesine savaş açan iktidar yanlısı yazarlara.

“Sizce bu ülke gençliğinin yüzde kaçı kendini ‘Türk’ olarak tarif ediyor?”

Cevabını Bilgi Üniversitesi’nce yapılan son anket veriyor.

Araştırmaya katılan gençlere bir dizi kimlik sayılıp bu kimliklerden ne sıklıkla “biz” diye bahsettikleri sorulduğunda birinci sırayı aileleri (yüzde 94), ikinci sırayı “Türkler” (yüzde 76) almış.

Hadi bakalım silin “Türk” kelimesini, bugün muhtaç olduğumuz kudretin aktığı damardan.

***

- İKİNCİ SORUM 15 yıllık endoktrinasyon sonucunda “dindar” bir nesil yaratıldığını iddia edenlere.

Anket gençlerin kendilerini nasıl gördükleri konsunda şu sonucu veriyor:

- Hemşeriler: Yüzde 57

- Eğitimli insanlar: Yüzde 69

- Atatürkçüler/Kemalistler: Yüzde 52

- Laikler ve modern insanlar: Yüzde 49

- Dindarlar: Yüzde 45

- Muhafazakârlar: Yüzde 36

 

HİPHOP ŞARKI SÖZLERİ VE MÜZİK LİSTELERİ NE DİYOR
VAROŞTAN, kenardan gelen Türk hiphop’çılarının söylediği şarkılardaki isyana bakarsak...

Müzik platformu listelerinde en az 10-15 hiphop şarkı bulunduğunu dikkate alırsak...

Bilgi Üniversitesi anketine bakarsak...

Son referandumda gençlerin ve eğitimli insanların oylarına bakarsak...

Galiba bir dindar ve kindar nesil projesi tutmuyor...

Hatta tam tersi etki yapıyor...

Başından demiştim...

Nesil yetiştirme projeleri dünyanın hiçbir yerinde tutmuyor...

Sovyet insanı projesi, Berlin’de bir gecede duvarın altında kaldı.

Yirmi birinci yüzyılda milli eğitim denilen şeyin tek projesi olabilir.

Çağdaş insan projesi...

 

SAYIN BAŞKAN ASLANSIN AMA...
BÖYLE ufak tefek işlere karışmam ama...

İşin içine beni güldüren açıklamalar girdi mi kendimi tutamıyorum...

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman odasına serdiği 52 metrekarelik, değeri 100 bin TL olduğu söylenen Hereke halıyı şöyle açıklamış:

“Aslan yattığı yerden belli olur...”

***

Üç itirazım var.

- BİR: Başkan, orası yattığın değil, çalıştığın yer.

- İKİ: Evine halı değil, işyerine malzeme alıyorsun.

- ÜÇ: Kendi paranla değil, milletin parasıyla alıyorsun.

***

Ama yok, “Ben erkek aslanım, çalışmam, başkaları avlanır getirir önüme kor” diyorsan...

Tabii o zaman haklı olabilirsin.

X