"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

 İlişkide ‘tık yok’ sözü ne demektir

AŞAĞIDA anlatacağım sohbet, perşembe sabahı İzmir uçağına giderken, CIP otobüsünde geçti.

Tanığı da Sedat Ergin ve Vahap Munyar...

***

Konu, eşiyle birlikte Alaçatı’ya tatile giden bir arkadaşımızın konuşmasıyla açıldı.

Çocuklarını bir tatil kampına göndermişler, onlar da baş başa tatile gidiyorlarmış.

***

Ben de muzip bir değerlendirme yaptım ve dedim ki:

“Dünyaca ünlü ‘Psychologies’ dergisi Türkiye’de de yayınlanmaya başladı. İlk sayısında ilginç bir konu var. Çocukları üniversite veya iş için evden ayrılan karı-kocaların ilişkisi eskisi gibi yürümüyormuş.”

***

Psikoloğa giden kadın Çocuklar olmadan ilk sene sendromu”nu anlatmış.

***

Tam bunu söylerken, arabadaki bir başka yolcu söze karıştı:

“Bizim çocuklarımız da üniversiteye gitti ama bizim ilişkimiz eskisinden de güzel yürüyor. İlişkimizde tık yok.”

***

Bunun üzerine birlikte yolculuk yaptığım arkadaşlarım manalı bir şekilde bana bakıp, “Demek ki psikoloji dergileri de yanılabiliyormuş” dediler.

***

Benim zamanım gelmişti.

Yüzüme en ukala gülücüğü özenle yerleştirip cevabı yapıştırdım.

“Acaba sizce ‘Tık yok’ ifadesi ne anlama geliyor?”

İyi bir şey mi kötü bir şey mi...

***

Buyurun...

Eğer çocukları evden ayrılmış ve ilk sene sendromu yaşayan bir çiftseniz...

Tartışmak için önünüzde koskoca bir hafta sonu var.

Bakın bakalım tık var mı, yok mu...

KOCA KARIN, SELÜLİT, TAHTA GÖĞÜS DÜZ POPO

ÜNLÜ psikiyatr Jean Tignol kesin rakam veriyor:

“Kadınların yüzde 90’ı, erkeklerin ise yüzde 70’i bedenlerinden memnun değil.”

Oysa bazı psikologlardan çok iyi biliyorum ki, kişi kendi bedeninden ne kadar haz alırsa kendini o kadar sever.

Demek ki kadın ve erkeklerin çok büyük bölümü mutsuz insanlar sınıfına giriyor.

Ama cevabını merak ettiğim asıl soru şu:

Bedenine takan erkek oranı kadınlardan niye daha düşük.

Ben kendi payıma bedenine takan yüzde 70 erkek sınıfındayım.

Omuzlarım dar diye hayıflanıyorum.

Üstelik bu takıntıyı yıllarca önce bir kadın şu küçücük cümleyle yarattı:

“Keşke omuzların biraz daha geniş olsaydı...”

Etrafım göbeğine, kilosuna hiç takmamış görünen erkeklerle dolu.

Acaba onlar daha mı mutlu...

BAŞKASIYLA YATAN KİŞİ BUNU EŞİNE SÖYLEMELİ Mİ

KAÇ kere yazdım.

“Aldatma” kelimesini hiç sevmiyorum.

Onun yerine “Başkasıyla yatmak” diye bir kavram bulunmuştu. Ama çok uzundu.

Birinci sayısı çıkan “Psychologies” dergisinden anladığım kadarı ile psikologlar “Sadakatsizlik” kelimesini tercih ediyorlar.

Derginin ilk sayısında iyi yürüyen bir ilişkide de sadakatsizlik olabileceği anlatılıyor.

Mesele şu:

Yapılan sadakatsizliği eşe anlatmak mı gerekir yoksa anlatmamak mı?

Psikolojinin cevabı şu:

- Eğer çift birbirine karşı anlayışlı ve sağlıklı iletişime sahipse konuşabilirler.

- Ancak eşiniz kıskanç ve fevri davranan biriyse konuyu gizli tutmak daha iyidir.

ÜÇÜNCÜ TİP

-PSİKİYATRLARA göre “Sadakatsizlik” konularında bir üçüncü tip de varmış.

“Sadece partnerini üzmek için onu aldattığını söyleyen tipler...”

Tabii bir de dördüncü var.

Cinsel uyarıyı arttırmak için “aldatma oyunu oynayanlar...”

Sayıları hiç de az değil ha...

 NİYE BU KADAR İÇİYORUZ

"FİGARO’nun Düğünü”nde Kontes, Antonio’ya sorar:“Ama niye bu kadar içiliyor?”

Antonio yanıtlar:

“Bizi yabani hayvanlardan ayıran şey budur madam. Susamadığımız zaman içmek, canımız istediği kadar sevişmek...”

Benim niye opera sevdiğimi anladınız mı şimdi?

NOT: Bu cümleyi Gündüz Vassaf’ın Psychologies dergisindeki yazısından arakladım.

MÜJDE... YANDAŞ YAZARLAR ANSİKLOPEDİSİ HAZIRLIYORUM

İKTİDAR mahallesinde referandum kimyayı bozdu.Öyle birbirlerine girdiler ki, barıştırmak için benim araya girmem gerekecek.

Çünkü beni ortada görünce hemen hepsi birleşip bana dönüyor.

Neyse...

Dünden itibaren iktidar yanlısı köşe yazarları üzerinde çalışmaya başladım.

Güzel bir sınıflandırma yapacağım.

Sonra “Kim kimdir” gelecek.

Şimdilik bulduklarım şunlar:

“Sonradan gelmeler”, “Eski minareler” (soldaki eski tüfek kavramına karşılık şimdilik bunu buldum), 18’inci devletçiler”, “Eyaletçiler”, “Devrim muhafızları”, “Takkesiz Yakup Cemil’ler”, “Mahcup evetçiler”, “Dağdan gelenler”, “Kovulan bağdakiler”, “Mutlu Saray elitleri”, “Küskün Saray eskileri”, “Yeni yalı sınıfı”, “İçerdekiler”, “Komplo teorilerinde ikinci yeniciler”, “Yeni İttihatçılar”, “İkinci Kadrocular”, “Muhafazakâr sürrealistler”, “Kakılmışlar”, “Kakanlar”, “Takanlar”, “Emin Çölaşan muhipleri”, “Pensilvanya mültecileri”, ” Anti-tetikçi zoraki İslamcılar”, “Fetvacılar”, “A330 mürettebatı”, “Mavi Marmaracılar”, “Beyaz muhafazakârlar”...

Ve daha bir çoğu...

Pek yakında...

ORTAK ÖZELLİKLERİ

- Hepsi kendini haddinden fazla ciddiye alıyor.

- Hepsi “Ben Reis’i daha iyi savunuyorum” ruh halinde.

- Hepsi de kendini demokrat sanıyor.

- Hepsi “Şu karşıki dağları ben yarattım” havasında.

- Hepsi de “Kol kırılsın ama yen içinde kalsın” havasında, ama kavgayı dışarıda veriyor.

X