"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Hayat tek erkekle geçer mi

ÇOK alımlı, erkeklerin hemen dikkatini çeken çok güzel bir genç kızdı.
Büyük bir sinema yapım şirketi tarafından aktrist adayı olarak seçilmişti.
Ancak babası izin vermediği için artist olamayınca, bir gece valizini toplayıp evinden kaçmış, filmlerin çekildiği büyük şehre gitmişti.


* * *


Kısa süre sonra, bir akşam yakışıklı bir erkekle tanışmıştı.
Adam soylu bir aileden geliyordu ama parası azdı. Aile, genç kadını kabul etmeyince, evlenmeleri de mümkün olmamıştı. Küçük bir otel odasına yerleşmişlerdi.
Bir süre sonra hamile olduğunu öğrenmiş ve bir kız çocuğu doğurmuştu.
Ancak yakışıklı adam bir süre sonra uzaklaşmaya başlamış ve otel odasında onu tek başına bırakmıştı.
Öyle günlerden birinde çocuğu hastalanınca, bütün umutları kaybolan genç kadın, bebeğini kucağına alıp anne ve babasının küçük kasabadaki evinin kapısını çalmıştır.
Bir zamanlar onun artistliğe giden yolunu kapatan babası onu nasıl karşılayacaktır, tahmin edemez. Endişelidir.

Hayat tek erkekle geçer mi


Ancak kapı açıldığında karşısında ona sevgiyle kucaklarını açan bir anne bulur. Baba da mesafeli ama sıcak bir sevgi verir kızına.
Kucağında bebeği ile baba evine dönen kadının adı Romilda Villani’dir...
Kucağındaki bebek ise büyüyecek ve ileride dünyanın en ünlü kadın sinema oyuncularından biri olacaktır.


* * *


20 Eylül 1934 günü Roma’da Santa Margarita Kliniği’nin nikâhsız anneler bölümünde cılız ve çirkin bir bebek olarak dünyaya gelen o kızın adı Sophia Loren’dir...
Savaş yıllarında büyük acılarla yaşayacaklardır. Annesi ona bakmak için dilencilik yapmak zorunda bile kalacaktır.


* * *


Dünya ve İtalyan sinemasının büyük divası Sophia Loren hatıralarını yazdı.*
Bugün size bu kadının bu ay çıkan hatıratından ilginç bölümler aktaracağım.
(*) SOPHIA LOREN: “Dün, Bugün, Yarın: Bütün Hayatım”, Çeviren: Eren Yücesan Cendey, Kırmızıkedi Yay.,
Temmuz 2015.

Grant yüzünden kıskançlık tokadı

-SOPHIA Loren, bir türlü evlenemediği
Carlo Ponti’yle Los Angeles’a gitmek
üzere uçağa bindikten hemen sonra bir espri
yapıyor:“Yola çıkmadan önce Cary (Grant) bana bir buket sarı gül yolladı. Kıskançlık sarısı mı acaba... Ne şeker...”
Büyük Carlo Ponti, ansızın dönüyor, herkesin bakışları altında Sophia’nın yüzüne okkalı bir tokat atıyor.
Sophia’nın yorumu:
“Öleceğimi sandım ama içimden bunu bir şekilde hak ettiğimi düşünüyordum.”
“O tokadı bugün anlaması zor ama, başka bir erkek tarafından tehdit edilen, sevdiğini kaybetme riskiyle yüzleşen, korkudan, mutsuzluktan ancak sıyrılabilen bir erkeğin hareketi olduğunu sezinlemiştim.”
Ya bu tokattan çıkardığı kıssadan hisse:
“Bir süredir beklediğim onay gelmişti. Carlo beni seviyordu, ben seçimimi yapmıştım ve bu iyi bir seçimdi...”
Bugün anlaşılması gerçekten çok zor...

İTİRAF:


MARCELLO İLE ARAMDA SEKSİ BİR UYUM VAR


Hayat tek erkekle geçer mi


-TANIŞTIKLARINDA Sophia 20, Marcello 30 yaşındadır.
Birlikte 12 film çeviriyorlar.
Biri İtalya’nın en güzel kadını, öteki ise en çekici erkeği...
-Sophia onunla ilişkisini şöyle anlatıyor:
“Simyamız bize hiç ihanet etmedi. Bizi bağlayan, seksi, neşeli, hüzünlü, alaycı ama daima insancıl uyum öylesine doğaldı ki, çoğu kişi aramızda başka bir ilişki olup olmadığını sorardı.”
-Marcello ise, “Hayatımdaki en uzun ilişkiyi Sophia ile yaşadım” diyor...
Peki gerçekten bir ilişki oldu mu...
-Sophia, “Hiçbir şey yok. Bunlar sinemanın ve hayatın mucizeleri” diyor.
-Marcello ise şöyle anlatıyor:
“Aramızda bir şey olmadı. Ona karşı derin bir sevgim var. Kardeşçe demek sıkıcı olabilir, ama bizimki gerçekten başka bir şey...”
-Sophia, “Dedikodulara asla prim vermedik. Onun ruhunun inceliği her hareketinden belli olurdu. Belki de bu nedenle, ‘Latin âşık’ lafını hiçbir zaman sevmedi.”
Söylemek istedikleri şu: Aşk var ama ilişki yok...


Yakılan hatıra defterinin sırrı

-SOPHIA, cezaevinde yattığı günlerde günlük tutmaya başlıyor.
Hayatına ait her şeyi yazıyor.
Ancak bir ilkbahar sabahı aynada kendini incelerken, içine aniden bir korku giriyor.
“Ben burada olmadığımda bu günlüğüm ne olacak” sorusu takılıyor aklına.
Evdeki görevlilere, “Kim ararsa arasın, yokum” diyor ve siyah, sert kapaklı defterini alıp banyoya giriyor.
Yanında bir kutu kibrit...
Ve hatıra defterini yakıyor.
Sonraki yıllarda da güncesini yazıyor ama her senenin sonunda yakıyor. Duygusunu da şu cümleyle özetliyor:
“Hepimizin, paylaşmak, açıklamak istemediği sırları vardır.” Sophia, olağanüstü güzel bir kadın. Kadınlığı çok güçlü.
Filmlerini gören bir insan olarak, kitabın son sayfasına kadar hep şu şüpheyle okudum.
Bu kadının bütün hayatında erkek olarak sadece Carlo Ponti’nin olması mümkün mü...
Cary Grant’la baş başa yediği yemekler, mum ışığındaki geceler, Marcello Mastroianni ile olan arkadaşlık...
Hiçbir şey geçmemiş midir aralarında...
Sophia, hatıra defterini yaktığı için bu sorunun gerçek cevabını belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Veya o sır defterinin yakılması bu sorunun cevabıydı.

‘Hınzır’ bir erkek bu kitabı okursa aklına şu soru takılır


Hayat tek erkekle geçer mi

-BUGÜNE kadar okuduğum en güzel hatıra kitabı budur diyebilirim.
İnanılmaz bir sevgi, alçakgönüllülükle yazmış.
Anneliğin ve büyükanneliğin keyfini sonuna kadar yaşayan bir kadın var artık karşımızda.
Hayatı boyunca kendisine yardım eden herkesi büyük ve çok içten bir minnet duygusuyla anlatıyor.
Çevirisi çok güzel, dili çok akıcı. Anlattığına bakılırsa, hayatına tek erkek girmiş.
O da sonradan kocası olan Carlo Ponti...
Ama her hınzır erkek gibi, bütün kitap boyunca hınzır bir şüpheyle ve biraz da ahlaksızca şu sorunun cevabını aradım.
Bu kadar güzel ve seksi bir kadın...
Çevresi yakışıklı, çekici, karizmatik bir erkek sürüsüyle çevrili...
Böyle bir kadının bütün hayatı tek erkekle geçmiş olabilir mi.
Anlattığı her şeyi ince bir teğetle geçiyor ve cevabını kitabın sonunda veriyor.
Ama öylesine zeki ve ince bir anlatımla ki...

Cary Grant’la yatmamış olmaları ihtimali var mı


Hayat tek erkekle geçer mi


-BEN hep “Mutlaka Marcello’dur” diye düşünüyordum ama kitabı okuyunca anlıyorum ki, Carlo Ponti dışında Sophia Loren’in yatağına girmiş tek erkek varsa, o büyük bir ihtimalle Cary Grant olmalıydı.
“Gurur ve İhtiras” filminin çekimi sırasında, 6 ay birlikte oluyorlar.
Birbirlerini çok seviyorlar. Uzun sohbetler yapıyorlar.
Geceleri mum ışığında baş başa yemek yiyorlar, flamenko dinlemeye gidiyorlar.
Cary Grant ona durmadan ateşli mektuplar yazıyor.
Loren, onun için, “Hangi kadının kalbini fethedemezdi ki” diyor.
Cary Grant ona evlenme teklif ediyor.
-Sophia, “Cary sevgilim, zamana ihtiyacım var, düşünmeliyim” diyor.
-Cary, “Sevgilim neden önce evlenip, sonra düşünmüyoruz” diye şaka yapıyor.
-Sophia Loren, onun için, “Davranışları ve yaşama sevinciyle, beni gerçekten benden aldı” diyor.
Peki yattılar mı...
Çıt yok...
Cevabını, kitabın son bölümünde alıyoruz.

Seni o kadar çok çırılçıplak hayal ettim ki bu striptiz beni şaşırtmadı

Hayat tek erkekle geçer mi

-YAŞDAŞIM birçok erkek gibi ben de onun “Dün, Bugün, Yarın” filmini unutamamışımdır.
Filmin unutulmaz sahnesi Marcello’nun karşısında yaptığı striptizdir. Ömer Şerif, yıllar sonra o sahne için Sophia Loren’e şunu söyleyecektir:
“O striptiz bana hiç de sürpriz olmadı. Seni o kadar çok açık saçık hayal ettim ki, filmi seyrettiğimde daha önceden gördüğüm bir sahne sandım.”

Tanıdığı erkeklerle ilgili duyguları

Hayat tek erkekle geçer mi


PAUL NEWMAN Güneş gibi parlayan bir yakışıklı, perdeyi delen masmavi bakışlar, kusurlarını saklama gereği duymayan şahane bir erkek.

Hayat tek erkekle geçer mi

PETER SELLERS Olağanüstü zekâsı olan, bizi sürekli şaşırtmayı başaran, albenisiyle altüst eden bir erkek.

Hayat tek erkekle geçer mi

RICHARD BURTON Alkolü bırakmaya ve menekşe yüzlü Kleopatra’sını (Elizabeth Taylor) unutmaya çalışıyordu. Sevimliydi, ışıl ışıldı, düşünceler ve söylemler yanardağ gibiydi.

Hayat tek erkekle geçer mi


MARLON BRANDO Mutsuz, düşüncelerine gömülmüş, kendini nereye konumlandıracağını, bu üstün yeteneğini ve yakışıklı bedenini ne yapacağını bilemeyen bir erkek.

X