"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir 'masum yıllar' potpurisi

Hani günümüzde “Kim yerli ve milli, kim ecnebi” tartışması var ya...

Şöyle 40 yıl öncesine gidilse... Bu ülke tarihinin 70’li yıllarının popüler kültür tarihine bir bakılsa...

Sonra bir “Kim kimdir ansiklopedisi” hazırlansa...

Kesinlikle bugün, neyin yanlış neyin doğru olduğunu daha iyi anlarız.

Neyse size angarya yüklemeyeyim.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

Derya Bengi bunu yapmış.

Aralık ayında yayınlanan harika kitabı* bize Türkiye’nin 70’li yıllarını öylesine harika hikâyelerle anlatıyor ki...

Size bugün işte o masum yılların, kimimizin unuttuğu, kimimizin hatırlamak istemediği, kimimizin unutturmak istediği, kimimizin ise bilmediği hikâyelerini aktaracağım bu kitaptan.

...............

(+) Derya Bengi: “70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük”, YKY Yayınları, Aralık 2018

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

BİRİNCİ HİKAYE
TARIK BIRAK ARTIK BU ŞOVEN MİLLİYETÇİLİĞİ

Yüzel Çakmaklı 1974 yılında “Memleketim” adlı filmi yapar. Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptığı yıldır. Filmde başrolleri Tarık Akan ve Filiz Akın oynamaktadır. 

Filmin ortadan ikiye bölünmüş afişi her şeyi anlatmaktadır. Bir tarafta, İstanbul’da cami önünde poz veren Tarık Akan...

Öteki tarafta Paris’te Notre Dame Kilisesi önünde poz veren Filiz Akın...

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

Afişten anlayacağınız gibi Tarık Akan milliyetçi ve muhafazakâr bir Türk gencidir. Filiz Akın ise hippiler arasında özgür yaşamak isteyen Batı hayranı hoppa bir kız.

Filmin başında ikisi el ele Mozart’ın memleketi Salzburg’da 40’ıncı senfoniyi dinlerler. Sonra Tarık Akan, “Seni Budapeşte’ye götüreceğim” der...

Filiz Akın “Ay ne güzel orada da çigan müziği dinleriz” diye tamamlar...

Ama Tarık Akan’ın cevabı şudur:“Biliyor musun orada 217 camimiz var. Tuna bizim Tuna. Nice akıncılarımızın atlarını suladığı, hayatımızın adına nice türküler yaktığı efsane nehirdir”.

Batı hayranı Filiz Akın’ın cevabı ise şu olur: “Bırak şu şoven milliyetçiliği...”

Bu film bugün çekilseydi...

Acaba Tarık Akan’ı düşman gibi gören bazı insanlar onun hakkında ne düşünürdü?

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

İKİNCİ HİKAYE
1.74’LÜK SANATÇI, APARTMAN TOPUKLA 1.69’LUK BAŞKANIN HUZURUNA ÇIKARSA NE OLUR

14 Şubat 1978 günü...

Türkiye’de henüz “Sevgililer Günü” furyası başlamamış olmalı ki, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Köşk’te bir resepsiyon veriyor.

Ama o ne... Zeki Müren ayağında kadın ayakkabısı stiletto, daha popüler deyişle apartman ayakkabı ile Cumhurbaşkanı’nın huzuruna çıkmış. Üzerinde smokin takım vardır ama ayağına ilk defa aynı yıl Bebek Belediye Gazinosu’nda giydiği ayakkabıları giymiştir. Gelen fotoğraflar çok çarpıcıdır. Fahri Korutürk’ün boyu 1.69’dur. Boyu 1.74 olan Zeki Müren onun yanında NBA pivotu gibi kalmıştır. Tabii ki Hürriyet’in çıkardığı Hafta Sonu gazetesi bunun üzerine atılır ve başlığı atar: “Cumhurbaşkanının huzuruna böyle çıkılmaz”...

Sanat Güneşimiz, Çetin Emeç kokan bir üslupla şöyle eleştirilmektedir: “O Zeki Müren ki, ekleme topukla boyunu uzatırken, bu orantısızlıktaki kollarının pelikan kuşunun güdük kanatları gibi kaldığını görmemiş...”

Bence tam Çetin Emeç üslubu... Aynı günlerde Oğuz Aral’ın Gırgır dergisi ise Hafta Sonu gazetesini “Hafta Donu” diye tiye alıyordu.

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE
‘DAMAT FERİT’İN SESSİZ GEMİ YORUMU

1975 ülkemizde “Sessiz Gemi” yılıdır.

O yıl “Hababam Sınıfı” filminde edebiyat hocası Damat Ferit’e (Tarık Akan) “Oku Yahya Kemal’in ‘Sessiz Gemi’sini” der...

Sınıfın Damat Ferit’inin cevabı şudur:

“Yanlışın var hocam. Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor. Yahya Kemal diye bir şarkıcı yok.”

Sınıfın Damat Ferit’i ne yapsın.

O yıl Türkiye Hümeyra’dan “Sessiz Gemi”yi dinliyor.

Şarkının orijinali Fransız  Christian Delagrange’ın “Sans Toi Je Suis Seul” adlı şarkısıdır.

“Yeşil Giresunlu”nun dehası onu
“Sessiz Gemi” haline getirmiştir.

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE
70’LERİN TÜRK MEDYASINA GÖRE DAVİD BOWİE KİMDİ

OKEY gazetesine göre: “Hötöröf taklidi yaparak mangır kazanan bir şarkıcı”.

HÜRRİYET gazetesine göre: “Kadın erkek karışık şarkıcı. ‘Karım müsaade ederse cinsiyet değiştirip kadın olacağım’ diyen adamdır.”

HEY dergisine göre: “Yüzde elli erkek. Boyalı bebek. Nüfus kâğıdında erkek yazılı sanatçı.”

 

BEŞİNCİ HİKÂYE
‘BODRUM BODRUM’U İLK MANDOLİNLE ÇALAN KİMDİ

KİTABA göre Mazhar Alanson, “Bodrum Bodrum”un ilk satırlarını 1975 yılında Bodrum’da Bardakçı Koyu’ndaki Apple adlı diskoteğin iskelesinin üzerinde yazmış. Kayıt Moğollar’ın ünlü gitaristi Taner Öngür’ün mandolininin eşliğinde yapılmış.
Provaları ise Cem Karaca’nın en sol eğilimli günlerinde, Ankara Maltepe’de
küçük bir otel odasında yapılmış.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

ALTINCI HİKÂYE
40 YIL ÖNCE LADY GAGA’NIN ROLÜNÜ SEZEN OYNAMIŞTI 

SEZEN Aksu’yu “Minik Serçe” yapan şey, 1979 yılında Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” filmiydi.

Minik Serçe adını herkes bilir ama filmin aslında “A Star is Born” filminin bir kopyası olduğunu çok az insan bilir. Bugün Lady Gaga’nın üçüncü versiyonunda oynadığı rolü 40 yıl önce, hem de Barbra Streisand’ınkinden bile 3 yıl önce oynamıştı... Filmde Bradley Cooper’ın oynadığı rolde ise Bulut Aras vardı.

YEDİNCİ HİKÂYE
İLK TRT REKLAMLARINDAN BUGÜNE KAÇ ŞİRKET KALDI

TRT Televizyonu ilk reklamları 1972 yılında almaya başlamış. Reklam veren ilk markalar da şunlarmış:

Pepsi, Fruko, Osmanlı Bankası, Tamek, 7 Gün, Akbank, Pereja, Herko, Komili, Yudum, Fay, Pop ve Puro... Bugün bunlar arasından hâlâ reklam veren sadece üçü kaldı.

SEKİZİNCİ HİKÂYE
TÜRK MÜZİK TARİHİNİN EN FENOMEN ŞARKISI

TÜRK müzik tarihinde belki de hiçbir şarkı “O Ağacın Altı” kadar fenomen olmadı. Şarkının sözleri ve bestesi İzmirli bir sanatçı olan Yusuf Nalkesen’e aitti.
Ama şarkıyı İstanbul’a geldiğinde Boğaziçi Üniversitesi sırtlarında bir yerde yazmıştı. 23 Temmuz 1972 tarihli Milliyet Magazin’in müzik listesinde ilk 3 sırada, 3 ayrı kişiden bu şarkı vardı.
Behiye Aksoy,
Neşe Karaböcek ve Zeki Müren...
Ağustos 1972’de yayınlanan Hey dergisi listesinin ise ilk 5 sırasında 5 farklı sanatçıdan yine bu şarkı vardı. Ondan sonra gelen ilk şarkı ise Orhan Gencebay’ın “Aşk Pınarı”’ydı.

DOKUZUNCU HİKÂYE
ŞARKIDAKİ ALEVİ DİZELERİ SÖYLEYEBİLEN TEK ŞARKICI
KİTABIN en ilginç anekdotlarından biri de Âşık Mahzuni’nin “Nem Kaldı” şarkısıyla ilgili. Şarkının, “Çok Aliler gördüm Osman çıktılar” diye bir dizesi var. Âşık Mahzuni, Alevi geleneğini yansıtan bu dizeler yüzünden mezhepçilikle suçlanmış. Cem Karaca, Selda ve Seyhan Karabay şarkıyı söylerken bu dizeyi atlıyormuş. Bu dizeyi atlamadan söyleyen tek şarkıcı ise Gülden Karaböcek olmuş.

 

ONUNCU HİKÂYE
ANADOLU POP MÜZİĞİNİN TARİHİ MANİFESTOSU

YIL 1972... Cem Karaca ve Moğollar grubu başarılarının doruğunda... Ancak o yıl aralarında bir kriz patlıyor. Grubun gitaristi Taner Öngür ve bateristi Ayzer Danga gruptan ayrılıyor. Ayrılan iki müzisyen Türk pop tarihinin ilk manifestosunu yayınlıyor. Evet Anadolu popunu sevmektedirler, kültürel kökenlerine bağlıdırlar ama “yüzyıllar önce yazılmış sözleri tekrarlamaktan bıkmışlardır”.

Şöyle diyorlardı: “Pop star olunca, gazinolara çıkınca, bir de çok para kazanınca sanatçılarımız işin rahatına kaçtılar. Bu sözlerimiz sadece Cem için değil Barış Manço’su da, Fikret Kızılok’u da, kim varsa hepsi böyle...”

Peki Cem Karaca’nın buna cevabı ne olur? Bunu da öteki yazıda anlatayım.
 

ON BİRİNCİ HİKÂYE
KARACA: İNSAF, SİZİ ZEKİ MÜREN’Lİ KADROYA SOKTUM

CEM Karaca radikal kanadın bu manifestosuna şu cevabı verir: “Ticari müzik lafı komik. Pek az grup elemanına nasip olacak şekilde altı ay gazino işi garantiye alıp iki defa Zeki Müren’li kadrolara girdik. Gecede enstrümanist başına 500 kazanarak çalışmak ticaretse evet biz tüccarız. Yoksa günde 24 saat yabancı grupları dinleyip Batı’ya öykünerek esrarengiz müzikler peşinde koşmak sanatsa, 30 yaşımdan sonra benim bunalmaya hiç niyetim yok”.

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

ON İKİNCİ HİKÂYE
TAM 43 YIL SONRA NETFLİX’TE İZLEDİĞİMİZ BİR DRAM SAHNESİ

14 Kasım 1976... O gece İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda “Şili Halkıyla Dayanışma Gecesi” düzenleniyor.

Sahnede Şili askeri darbesinden kaçan üç büyük sanatçı Isabel ve Angel Parra ile Patricio Castillo da var... Türkiye tarafından ise Türkiye İşçi Partisi Korosu ve Rahmi Saltuk sahnede... Geceyi Genco Erkal ve Meral Taygun sunuyor.

Aziz Nesin, Adalet Ağaoğlu, Tan Oral ve Onat Kutlar mesajlar okuyor. Önce Victor Jara’nın “Te Recuerdo Amanda”sı geliyor... Bütün salon hep bir ağızdan “Venceremos”u söylüyor. Yani “Kazanacağız”... “El pueblo unido, jamas sera vencido” diye haykırıyor.

Yani “Kenetlenmiş halk asla yenilmez...”

İstanbul 30 bin afişle donatılmış. Bu konserin ilki ise bir gün önce İzmir’de Kültür Park’ta yapılmış. İşte öyle yıllardı 70’ler... Ve şimdi 43 yıl sonra biz İstanbul’da dayanışma gecesi yapılan Victor Jara’yı Netflix belgeselinde izliyoruz.

Ne diyeyim... Şehrazat’ın yazdığı, Sezen’in söylediği o harika şarkıdaki gibi “Su gibi geldi geçti yıllar”... Alın evinizde, elinizin altında bulunsun bu kitap... Çok hikâye var o yıllara ait... Ortak hafızalarımıza kazınmış şarkıların, filmlerin, kitapların, spor olaylarının hikâyeleri... Türkiye’nin masum yıllarının harika bir potpurisi...

Hangimiz yerli, kime ecnebi: Bir masum yıllar potpurisi

FAZIL SAY’A GÜZEL BİR DÜĞÜN HEDİYESİ OLDU

CUMHURBAŞKANI önceki gece konserine gittiğinde acaba Fazıl Say’ın bugünlerde evleneceğini biliyor muydu? Haberi ben vereyim.

Fazıl Say bir süredir beraber olduğu kız arkadaşı Ece Dağıstan’la evleniyor.
Kesin nikâh tarihini bilmiyorum ama çok yakın olduğunu söyleyebilirim.

Ece Dağıstan tanıyan her insanın çok sempatik bulduğu bir kız.

Fazıl Say’la mutlu bir beraberlikleri var.

Karakteri ile ilgili şu bilgiyi de vereyim. Geçen yıl böbrek hastası olan kız kardeşine bir böbreğini verdi.

Konsere gelince... Bence her şey çok şık oldu.

Televizyon ekranlarına yansımayan bir ayrıntıyı da vereyim.

Cumhurbaşkanı sadece konserin sonunda ayağa kalkıp alkışlamadı. Her parçadan sonra aynı şekilde ayağa kalkıp alkışladı.

Salonu da onun bu hareketi harekete geçirdi.

Kısaca Türkiye açısından çok şık bir olay oldu bu.

Böyle küçük gibi görünen jestlerin ülkenin bu kutuplaşmış halinden çıkması için çok büyük etkiler yapacağına inanıyorum.

X