"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Hangi sosyete cenazesinde gördünüz paralı ağlayıcıyı

ARİF Sağ, dün Cumartesi Postası’nda Oya Çınar’a verdiği mülakatta şunu söylüyor:

“Bugün sosyete, elit ya da seçkinler dediğimiz kesim... Aralarında ciddi dindarlar da vardır. İşte bunlar ölülerine ağlamaz, parayla ağlayıcı tutarlar. Ama onu kimse yemez...”

***

Çok genelleyici ve çok insafsız bir yargı değil mi...

Bu ülkede ne zaman popülizm yükselse, genel bir “sosyete”, “seçkinler” ve “elit” diye birileri hedef oluyor.

***

Sanatçısı ve muhalif aydını anında “Boğaz’da viskisini içen elit”...

Dışişleri’nin iyi yetişmiş diplomatı anında “Monşer”...

Böyle popülist bir paket var ve istediğini koy içine...

***

Halk hep iyidir...

Aydınlar, okumuş ve varlıklı insanlar hep marjinaldir, halktan kopuktur, kötüdür, itici bir azınlıktır...

***

Oysa dünyanın hiçbir sosyolojisinde “sosyete” diye sınırlarının ne olduğu belirsiz bir sosyolojik kategori yoktur...

Bu sadece bir klişe, bir etikettir...

***

Ayrıca sosyolojik olarak, ölüm karşısındaki duyarlılık konusunda, köylüler, kasabalılar şehirlerdeki iyi eğitimli kesimlerden daha duyarlı değildir.

***

Doğduğumdan beri bu toplumda yaşıyorum...

Bugüne kadar ne İzmir’de, ne Ankara’da, ne İstanbul’da matem evlerinde parayla tutulmuş ağlayıcıya rastladım...

***

Bence giderek irkiltici bir hale gelen bu “seçkin düşmanlığı” klişeleri de bir tür nefret iklimi geliştiriyor...

PEKİ KİMDİ BU ADANALI  AİLENİN PARALI AĞLAKLARI

Son zamanlarda böyle bir şeyi sadece Gülse Birsel’in senaryosunu yazdığı “Aile Arasında” filminde gördüm...

Adanalı zengin ailenin dedesi ölünce böyle paralı ağlayıcılar çağırıyorlardı.

Ben hiç görmedim ama belki gerçekten vardır böyle paralı ağlayıcı tutacak kadar sefilleşen kişiler...

Ama bir de şunu sormak gerekmez mi...

Böyle kiralık ağlayıcılık diye pespaye bir meslek varsa...

Bu mesleği yapan kişiler de var demektir...

Kimdir onlar?

“Sosyete”nin çocukları, akrabaları, mensupları mı...

 

TEBRİKLER
BU arada Arif Sağ’ın Aydın Doğan Ödülü’nü almasına da çok sevindim...

Bu ülkede halk sanatında ne kadar ödül varsa, hepsini hak eden büyük bir sanatçıdır Arif Sağ...

Zaten söylediklerini de o nedenle ciddiye alıp yazdım bunu.

 

Hangi sosyete cenazesinde gördünüz paralı ağlayıcıyıİLK DEFA 27 YAŞINDAYKEN VATAN HAİNİ İLAN EDİLDİM
HAYATIM boyunca bir defa devlet tarafından resmen “vatan haini” ilan edildim.

O da bu fotoğrafı çektirdiğim 1974 yılı yazında.

O yaz 27 yaşındaydım...

***

Fransa’daki Türk (o zaman adı Türkiyeli idi) Öğrenci Birliği’nin yönetim kurulu üyesiydim.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı olmuştu.

Türkiye’nin, Kıbrıs’ın faşist Rum liderine karşı yaptığı birinci harekâtı destekleyen bir bildiri yayınlamıştık.

***

Sonra yaz tatili geldi ve ben de Tansu’yla birlikte Kuşadası’na tatile geldim.

Bir sabah uyanıp Cumhuriyet gazetesinin başyazısına baktığımda şoke oldum.

Başlıkta “Bunlar da devrimci ha” gibi bir ifade vardı.

Yazıyı bizzat Nadir Nadi yazmıştı...

***

Olayı onun yazısından öğrendim.

Yönetim kurulumuz 5 kişiden oluşuyordu.

İkisi Türkiye Komünist Partisi, ikisi Türkiye İşçi Partisi yanlısıydı.

Ben de TİP’le CHP arasında bir yerdeydim...

Biz tatile geldikten sonra yönetim kurulunun iki TKP yanlısı üyesi, oturup bize hiç sormadan, bir bildiri yayınlamış, rahmetli Ecevit ve Türk ordusunu faşist ilan etmişlerdi.

Le Monde gazetesi de bunu iç sayfadan tek sütunluk bir haber yapmıştı...

***

İki gün sonra bizi bir başka sürpriz bekliyordu.

Rahmetli Altemur Kılıç’ın çıkardığı, adı galiba “Devir” olan derginin kapağı bizdik ve resmen vatan haini ilan edilmiştik.

***

O yıl kasım ayında Bülent Ecevit başbakanlıktan ayrılınca, Sadi Irmak başkanlığında bir ara dönem hükümeti kuruldu.

Belki de ilk icraatlarından biri, bizim burslarımızı kesmek oldu.

***

Bir süre otellerde gece bekçiliği, konfeksiyon atölyelerinde her işi yaparak geçinmeye çalıştım. Ama yeterli parayı çıkaramıyordum.

Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu...

1975 yılının mart ayında rahmetli Süleyman Demirel başbakan oldu. Ali Naili Erdem Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi.

Kayınpederim ve Ali Naili Bey birbirine karşı partilerden olmakla birlikte uzun yıllar aynı Meclis çatısı altında siyaset yapmış insanlardı.

***

Kayınpederim gidip beni anlattı.

Ve ara dönemde kesilen bursum, merkez muhafazakâr Adalet Partisi’nin bakanı Ali Naili Bey’in emriyle tekrar bağlandı.

***

Böylece devletin resmi “vatan hainliği” suçlaması da kalkmış oldu.

Onun sayesinde doktoramı yaptım, yurda döndüm ve Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştım.

***

O yıldan beri her bayramda Ali Naili Erdem’i arar, bayramını kutlar, her defasında bana yaptığı bu iyilik için ona teşekkür ederim.

Allah ona da bana da uzun ömür versin...

Hayatının ve hayatımın sonuna kadar da ona bu duygumu anlatmaya devam edeceğim.

***

Gayriresmi “vatan hainliği” suçlamalarına gelince...

Gazeteciliğe başladıktan sonra o kadar çok vatan hanini ilan edildim ki...

Sayısını bilmiyorum...

Bildiğim tek şey şu....

Başkaları hakkında bu ifadeyi bu kadar kolaylıkla telaffuz edebilen insanlardan hiçbir zaman hazzetmedim...

***

Bugün bu duygum daha da kuvvetlenmiş durumda...

 

BU GECE BU İKİLİ İÇİN UYKUSUZ KALACAĞIM
- Düşünebiliyor musunuz, U2 ile Kendrick Lamar aynı sahnede...

Kendrick Lamar hiphop’ın en büyüklerinden...

U2 bir dev...

***

- Elton John ve genç kuşağın en iyilerinden Miley Cyrus birlikte sahnede olacak.

***

- Rihanna, DJ Khaled ve Bryson Tiller üçlü sahneye çıkacak.

***

Bu gece yapılacak Grammy Müzik Ödülleri gecesinin önemli bir özelliği var.

Grammy bu gece 60’ıncı yılını kutluyor.

O nedenle tören bu defa New York’ta yapılacak...

Acayip bir kadro arka arkaya sahne alacak...

Benim için Oscar’dan daha önemli bu gece...

***

- Gece yarısından sonra Teve2’den naklen yayınlanacak ve ben tabii ki ekran başında olacağım.

***

- Lady Gaga, Sting, Bruno Mars, Luis Fonzi ve Daddy Yankee, Kesha da sahnede olacak.

 

FRANSIZ CHEVAL BLANC’TAN TÜRK KAVAKLIDERE’YE
AYAĞIM kırıldıktan sonra ilk katıldığım davet Kavaklıdere Şarapları’nın sahiplerinden Ali Başman’ın Papermoon’da verdiği yemek oldu.

Küçük bir gazeteci grubu ile bize çok heyecan verici bir hikâye anlattı.

Kavaklıdere Fransa’nın Bordeaux bölgesinde, Saint Emillon’a hemen sınır olan Castillon’da bir şatoyu ve 80 dönümlük bağlarını satın aldı.

Bağın sahipleri, Bordeaux’nun en ünlü şatolarından biri olan Cheval Blanc’ın küçük ortağıymış.

Yemekte La Croix Lartigue bağlarının 2010 ve 2012 ürünlerini tattık.

Çok sevdim.

Ali Başman ve iki kızının gayretleri ile Kavaklıdere büyük atılımlar yapıyor.

Bir üzüm bağı tutkunu olan benim gibi bir insan için bu şatonun alınması nasıl bir heyecan şöyle anlatayım.

Ülker Grubu Godiva’yı aldığında nasıl bir heyecan duyduysam, bu da aynı duyguyu verdi.

Türk bağcılığı büyük atılımlar yapıyor.

Şundan eminim...

Önümüzdeki 10 yıl içinde dünya bu ülkenin bağcılığını çok daha iyi anlayacak.

 

Hangi sosyete cenazesinde gördünüz paralı ağlayıcıyıMETİN’SİZ, MUSTAFA’SIZ BİR CİMBOM YAKIŞIKLILARI LİSTESİ
POSTA gazetesi “En yakışıklı 11 Galatasaraylı”yı seçmiş...

Baktım Metin Oktay yok...

Sadece yaşayan Galatasaraylılardan bir liste yapmışlar.

Oysa ben geçen hafta en yakışıklı Fenerbahçelileri sıralarken Tarık Akan’ı da koymuştum.

Benim kuşağımda her İzmirli çocuğun gönlünde bir Metin Oktay yatar...

Bu arada Mustafa Denizli’yi de unutmuşlar...

Bence o da büyük bir eksiklik...

Bu arada Fatih Hoca da biraz alınmış olabilir mi acaba diye düşünmedim de değil...

 

HAPİS SÖZ KONUSUYSA SEREN’İN YANINDAYIM
- Hangisini daha iyi tanıyorum...

Hiç şüphesiz Gülben’i...

- Hangisiyle sohbet etmişliğim vardır...

Hiç şüphesiz Gülben’le...

- Ama iş hapse girme noktasına gelmişse...

Bir saniye düşünmem, Seren’in yanındayım...

 

 

Hangi sosyete cenazesinde gördünüz paralı ağlayıcıyıERKEK BİBER’İN LAURA OLARAK PORTRESİ
KEDİMİZ Biber...

- Anne Scottish Shorthair, baba ise bildiğimiz Türk sokak tekiri...

Dolayısıyla bir kimlik çatışması yaşıyor.

***

- İskoçya soyluluğunun verdiği duyguyla, evde imtiyazlı bir konum istiyor. Ancak kendi dışında 4 kedi daha bulunduğu ve bunların hepsi de sokaktan geldiği için bu imtiyaz duygusunu hiç yaşayamıyor.

***

- Anne tarafının baskın geninin yüzüne verdiği asık surat ifadesi nedeniyle, gerçekten ne düşündüğünü hiçbir zaman anlatamıyor.

Bu da onda stres yaratıyor.

- Hepsini küçümseyici bir sessizlikle izliyordu. Ancak ötekilerin gürültüsü arasında çok geride kaldığı için, o da acayip sesler çıkararak bağırmaya başladı.

Bu da onda Luigi Comencini’nin “Aman Tanrım Ben Nasıl Bu Kadar Dibe Düştüm” filmindeki Laura Antonelli etkisi yaratıyor.

 

GÜNÜN ŞARKISI

- LAURA Pausini sevenlere harika bir yeni şarkı.

“Non e Detto...”

Tipik bir Laura Pausini.

Fazlasıyla tipik.

Ama insana çok iyi geliyor.

Mis gibi Akdeniz.

X