"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Galiba evden 'Şu dört eş meselesine girme' denmiş

Yeni Şafak yazarı Serdar Tuncer, “Bir yazı yazdık kıyamet koptu” diyor...

Evet o yazdı, biz de bir soru sorduk...

*

Önceki gün cevap mahiyetinde bu konuyu yine yazdı.

Önce, Serdar Tuncer’e teşekkür edeyim...

Çok seviyeli, nazik bir cevap yazmış...

Tek kelime hakaret, aşağılama yok...

Yaşça benden küçük olduğu için, bu sohbeti biraz daha sıcak yapabilmek için izniyle “Sen” diye hitap edeceğim.

*

Diyorsun ki...

“Benim anafikrim dört eş değildi...”

Anafikrini de genel çizgisiyle şöyle özetliyorsun:

“Ben namaz kılıyorum, sen istersen kılma ama namaz kılana hakaret etme...

Ben kurban kesiyorum, sen istersen kesme ama kesene hakaret etme...”

*

Bunlarda hemfikiriz.

Ama o ilk yazıda benim asıl meselem de dört eş konusuydu.

Hani şu cümle:

“Benim inandığım Allah dört eşle evlenmeye müsaade etmez’ diyen (biri)... dini kendi aklına uydurmaya çalışmaktadır ve halt etmektedir.”

*

Bir de asıl arkasından gelen şu cümle: 

“Ama hiç kimse de kalkıp yaşamaya büzüğü yemedi diye bu dini kendine uydurmaya kalkmasın! Kurun kendinize bir büzük dini, yazın bir kitap, belirleyin ibadeti, yasağı kafanıza göre, oh mis, karışan mı var!”

*

Şimdi bu cümlelere bakınca, Tuncer kardeşimin yukarıdaki cümlelerinden sonra şöyle bir cümle de bekliyorum:

“Ben dört eş alırım, sen alma ama alana hakaret etme...”

Böyle bir cümle yok...

Dahası ikinci yazıda “dört eş meselesine” hiç girmemiş.

Bu yazının alt metinlerinden çıkardığım şu.

Ben bu konuyu kadın yazarlarla bir televizyon programında konuşsanız demiştim ama galiba önce evde konuşulmuş.

Ve yine anladığıma göre...

Galiba evden “Sen bu dört eş meselesine pek girmesen daha iyi olur” mesajı gelmiş...

*

Yanılıyor muyum Tuncer kardeşim...

Yazında zaten senin de “Abi bu büzük dini meselesini kapatalım istersen” der gibi bir halin var...

Haklısın...

“Dört eş meselesi hassas...”

Biz tartışmayı yine kurban, namaz, oruç üzerinden sürdürelim.

Evlerde huzur bozulmasın...

Galiba evden Şu dört eş meselesine girme denmiş

BIYIĞINA TÜKÜREYİM SENİN VE GİBİLERİNİN

Bıyığı da var iyi mi...

Yani onu burnunun altına, dudağının bir parmak üstüne taktı mı...

Kendini alemin kralı sanıyor...

Güya çocuğunun velayetini konuşacakmış.

O çocuğun önünde annesini öldürüyor uğursuz bıyıklı...

Baktı olmuyor, uygunsuz hayat yaşıyor palavrası...

Kendi gibi bir bıyıklı sürüsü var sanıyor ya...

Her bıyıklıyı kendi gibi aşağılık sanıyor, yalanına şahit olmaya çağırıyor ya...

Siz bu yalana “Hadi lan” diyen bıyıklı arkadaşlar...

Siz şöyle kenara çekilin...

Çünkü okkalı bir balgam atacağım, bu mendebur kadın katilinin ve onun gibilerinin pırasa bıyıklarına...

Bu ülke çok çekti bu bıyığının arkasına saklanan erkek milletinden.

‘KENDİNİ SAVUNAN DEMOKRASİ’ 19 YIL SONRA YİNE GÜNDEMDE

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üç belediye başkanının görevden alınmasını şu cümlelerle savundu:

“Demokrasi bir Truva atı değildir.”

“Seçimler de bir hukuk mahkemesi değildir.”

Bu sözleri okuyunca, Erdoğan Teziç hocayı hatırladım. Bundan 19 yıl önce Türkiye onun ağzından “Kendini koruyan militan demokrasi” kavramını işitmişti.

28 Şubat günleriydi ve o zamanlar bu ifadeye, kavrama çok itirazlar olmuş, hoca çok yerden yere vurulmuştu..

Şimdi, Erdoğan Teziç hocanın ölümünden iki yıl sonra bugünün iktidarı da seçilmiş üç belediye başkanını görevden almayı benzer bir kavramla savunuyor. Üstelik İçişleri Bakanı Soylu, bir adım daha ileri giderek, o kavramın içini çok daha sıkı ve hassas bir cümleyle doldurdu. “Seçimler hukuk mahkemesi değildir. Suçu işlemişseniz seçime gidip aklanamazsınız” dedi...

Eğer bu kavram 19 yıl sonra böyle bir örnekle yeniden karşımıza gelmişse...

Bir demokrasinin kendini nasıl savunması gerektiğini daha ciddi biçimde tartışmamızın zamanı geldi demektir.

Galiba evden Şu dört eş meselesine girme denmiş

İKİNCİ SAYFADA SEVİNDİM BİR SONRAKİNDE KAHROLDUM

Los Angeles’a uçmak üzere dün sabah uçağa binerken Financial Times gazetesinin ikinci sayfasında umut verici bir haber okudum.

Nijerya, çocuk felcine karşı mücadeleyi kazanmak üzereymiş.

Böylece “polio” denilen insanlık için utanç verici hastalık bütün Afrika kıtasından silinmiş olacak.

*

Ancak sevincim kısa sürdü...

Aynı gazetenin bir sonraki sayfasında Venezuela’nın giderek daha da trajikleşen insanlık dramını anlatan bir haber vardı.

Afrika’da bitirilen “çocuk felci” biliyorsunuz Venezuela’da yeniden hortladı.

Evet dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olan bu ülkede, polio yeniden görülmeye başladı.

*

Size Venezuela ile ilgili son raporumu geçen yıl yazmıştım.

Şimdi buyurun bu 9 ay içinde neler oldu, Financial Times’tan derlediğim rakamlarla anlatayım.

*

Okuyun ve unutmayın lütfen...

Bütün bunlar, kendini hâlâ sosyalist diye satmaya çalışan ve işin kötüsü dünyanın bazı yerlerinde yutturmayı başaran çapsız ve despot bir adam yüzünden...

ARKADAŞ, GIDA ÜRÜNÜ 9 AYDA ARTSA ARTSA NE KADAR ARTAR

Maduro 2013 yılında iktidara geldiğinde Venezuela halkının yüzde 6.4’ü açlık sınırının altında yaşıyordu.

O dönemde bu rakam Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde de aşağı yukarı aynıydı.

Maduro döneminde bu oran yüzde 21.2’ye çıktı.

Bu rakam aynı dönemde Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde yüzde 5 seviyesine indi.

Bunun anlamı da şu:

Bugün Venezuela’da 8 milyon insan resmen açlık yaşıyor.

Yerel İnsan Hakları Komisyonu’na göre Zulia bölgesi başkenti Maracaibo’da hanelerin dörtte üçünde insanlar resmen açlık yaşıyor. Her 10 kişiden 8’i, artık ne tavuk ne de et alabildiğini, sadece mısır unu ile yaşadığını söylüyor.

UNICEF raporuna göre halen 3.2 milyon çocuk yardım almak zorunda ve alamıyor.

Gıda maddeleri fiyatları geçen ekim ayından hazirana kadar geçen 9 ayda yüzde 8.165 oranında arttı.

Dokuz ay önce bir aylık asgari ücretle 24 kilo mısır unu satın alınabiliyordu, bugün 4 kilonun altında un alınabiliyor.

Uluslararası bağımsız yardım kurumlarının rakamlarına göre Venezuelalı çocukların ortalama ağırlıkları, benzer ülkelerin çocuklarının çok altına düştü.

4 milyondan fazla Venezuelalı ülkesini terk edip göçmen oldu.

Maduro iktidarı, devlet yardımı adı altında verilen yiyecek kutularını yandaşlarına ve kendini savunan milislere dağıtıyor.

Devlet ve parti yöneticileri yolsuzluk, uyuşturucu trafiği ve altın kaçakçılığına bulaşmış vaziyette.

X