"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

ÖNCEKİ gün o Silivri kararı gelince, 2000’li yılların başındaki o iki geceyi hatırladım.

*

Nazlı Ilıcak’tan gelen bir telefonla başlamıştı...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir şiir okuduğu için verilen o haksız hapis cezasını tamamlayıp yeni çıkmıştı...

Nazlı Ilıcak beni evine davet etti...

*

Yemekte ben ve onun dışında üç kişi daha vardı.

Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Ömer Çelik...

Çok güzel bir sohbet olmuştu...

Erdoğan hapisten çıkmıştı ama konuşmasında öfke ve intikam duygusunun zerre kadar eseri yoktu...

Etkilenmiştim...

*

Sonra kızım Gülümsün ve o günlerdeki eşi Ercan Saatçi’nin evinde biz de onlara bir yemek vermiştik...

Nazlı Ilıcak, 27 Mayıs darbesinden beri hep haksızlığa uğrayan, baskıya uğrayan insanın ve siyasetçinin yanında olmuştu.

*

Nazlı Ilıcak...

Mehmet ve Ahmet Altan...

Çetin Altan’ın çocukları...

Haklarında verilen kararı öğrendiğim andan itibaren AKP yanlısı birçok insanla konuştum...

İnanın bu karar hiçbirinin içine sığmamış...

*

Hepsi tepkiliydi...

Ve şimdiden görüyorum ki, bu kararı verenler, her geçen gün bu müebbetleri savunmakta daha da zor durumda kalacaklar...

YEŞİLÇAM’IN VAZGEÇEMEDİĞİ TEMASI: OSMANLI TOKADI

TÜRKER İnanoğlu’na bir kere daha teşekkür ediyorum... Hayatım boyunca uzun yıllarca başucumda kalacak olağanüstü bir tarih ansiklopedisi hazırladı.

“Afişlerle Türk Sineması...”

Herkese tavsiye ediyorum. Bu kadar güzel bir ‘fotoğraflı Türkiye tarihi’ olabilir.

Şimdi bu iki cildin içindeki seyahate başlıyorum...

- MİLLİYETÇİLİK: Yeşilçam 1940’lı yıllardan itibaren çok milli ve yerli bir duruş sergilemiş.

İlk film hâlâ belleklerimizde olan “Bir Millet Uyanıyor”.

Onu izleyen yıllarda sayısız Kurtuluş Savaşı, Çanakkale ve Kıbrıs savaşları filmleri çekilmiş.

- OSMANLI: Sanıldığının aksine Osmanlı, Yeşilçam’ın en çok ele aldığı temalardan biri. Kanuni, Fatih, Yavuz Sultan Selim en çok filmi çekilen padişahlar.

- OSMANLI TOKADI: Bu filmlerin en temel yaklaşım tarzı da “Osmanlı tokadı”...

AFİŞLERDEKİ İLK KASIMPAŞALI

- Sinema tarihimizde ilk Kasımpaşa filmi 1965 yılında çekilmiş.

Adı da “Kasımpaşalı Recep”...

Başrolde Yılmaz Güney oynuyor...

Yönetmeni Nuri
Akıncı...

YEŞİLÇAM CAMİYE VE EZANA NASIL BAKMIŞ

TÜRKER İnanoğlu’nun afişler kitabı açıkça gösteriyor ki Yeşilçam dini konulara hep yakın durmuş.

Bırakın filmlerde ezan ve cami temalarını kullanmayı, dini içerikli filmler çekmiş.

Hazreti Ali, Hazreti Yahya, Hazreti Ömer konulu filmler var. Mevlit filmleri çekilmiş.

NOT: Dünkü yazımda Yılmaz Erdoğan’ın “Yeşilçam ezanı görmezden geldi” dediğini yazmıştım.

Bana bir mesaj attı.

“Ben böyle bir şey demedim. Sadece ‘Bir
Demet Tiyatro’ ile ilgili böyle bir eleştiri vardı. Onun için haklı dedim”
diyor...

YEŞİLÇAM’IN EN SEKSİ BEŞ FİLM AFİŞİ HANGİSİ

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

- BİR: Banko Yavuz Turgul’un Müjde Ar’la çektiği “Fahriye Abla” filminin afişi... (1984)

*

- İKİ: Neriman Köksal’lı “Naylon Leyla” filminin afişi... (1961)

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

*

- ÜÇ: Yıldırım Önal’ın ilk oynadığı Ayla Kaya’lı “Hostes Hanım” filminin aifişi. (1964)

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

*

- DÖRT: Talat Bulut’un da oynadığı “Karanfilli Naciye” filminin Hülya Avşar’lı afişi... (1984)

*

- BEŞ: Muzaffer Tema’nın oynadığı “Seni Unutamadım” filminin Handan Adalı ve Nevin Aypar’lı afişi.

İKİ GÖZLEM

- EN SEKSİ: Türk sinemasının en seksi afişleri çok partili hayat ve Demokrat Parti’nin iktidar yılları olan 1950’lerde ve 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü ortam içinde 1960’lı yıllarda yapılmış.

- EN AÇIK SAÇIK: En açık saçık afişler ise 1970’li yıllardaki yarı porno döneminde. Ancak bu dönemin estetik kalitesi 1950 ve 60’ların yanında çok bayağı kalıyor.

SULUKULE AKADEMİSİ’NDE DOKUZ SEKİZLİK BİR GÜN

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

FATİH Belediye Başkanı Mustafa Demir’le birlikte İstanbul’un tarihi surlarından kalmış bir duvarın tam karşısındaki kapıdan giriyoruz.

Binanın giriş holünün tam karşısındaki duvarda büyük bir “Sulukule Akademisi” yazısı var...

*

Bizi kapıda akademinin müdürü Osman Özsoy karşılıyor...

Alt kattaki büyük bir salona giriyoruz.

Bir kenara oturuyoruz ve şef Orhan Şallıel bagetiyle işareti veriyor...

25 kişilik orkestranın çaldığı Sulukule Senfonisi başlıyor...

*

“Sulukule” ve “senfoni”...

Oksimoron gibi değil mi...

Hayır...

Çoğu kız öğrencilerden oluşan orkestra, Latin Amerika’nın meşhur “Sistema”sı gibi çalıyor...

*

Bayanlar ve baylar...

Tarihi Sulukule’nin tam göbeğindeyiz ve önümüzde işte böyle bir orkestra var...

Eğer “Sistema” bu şehrin festivallerinde çalmışsa...

Yakında bu çocukları da dinleriz o platformlarda...

SURLARIN DİBİNDE YENİ BİR KÜLTÜR DOĞUYOR

SULUKULE’deki büyük transformasyonun tek yanı, yenilenen binalar ve sokaklar değil... Belediye bir de Sanat Akademisi kurmuş...

Cıvıl cıvıl çocuklar... Fatih Belediyesi her okula bir orkestra kurmak için çalışmalara başlamış.

Okullardaki çocukların en iyileri buraya, akademiye davet ediliyor.

Enstrümanlarını belediye veriyor.

Bazılarının anneleri babaları koridorda bekliyor...

Ve orada belediyelerin neler yapabileceğini bir kere daha görüyorum...

DARBUKA OLMADAN SULUKULE OLUR MU

KONSER bitiyor, dışarı çıkarken kulağına eğilip içimdeki soruyu soruyorum.

“Başkan burası Sulukule... Bu markanın bize ifade ettiği bir müzik türü de var... Onu da burada yaşatmak iyi olmaz mı...”

Mustafa Demir: “Yani dokuz sekizlik mi demek istiyorsun?”

Ne olduğunu bilmediğim için yüzüne bakıyorum.

Okulun müdürü bir salonun kapısını açıyor... İçeride altı çocuktan oluşan bir vurmalı sazlar grubu...

En küçüğü davulcu... Vallahi siz deyin 4 ben diyeyim 5 yaşında...

Ötekiler 9 ile 12-13 yaş arası...

Hoca eliyle işaret veriyor ve bir anda kafamızdaki Sulukule ortaya çıkıyor...

O salonun hemen yanı başındakinde ise beş kişilik orkestra bizi bekliyor.

Gitar, davul, flüt, klavye ve klarnetten oluşan bir beşli...

Harika bir “Sigaramın dumanı” uyarlaması çalıyorlar.

Evet bu ilçe bir yandan değişim geçirirken, bir yandan da müziğini dokuz sekizlik darbukadan klasik müziğe uzanan bir yelpazede genişletiyor...

DOKUZ SEKİZLİK

- EN teknik tarifi şöyle: “Bir ölçüde dokuz adet sekizlik nota değerinde nota veya sus olduğunu gösterir...”

Halk dilinde oyun havası, Trakya şarkıları diye de bilinir.

Yani Sulukule’nin ritmidir...

RENK VE DUVAR YAZISI ŞEHRİN SEMTİNE BİR UCUNDAN GİRİNCE

FATİH ilçesine girişi, Haliç kenarından Balat’tan yaptım... İki koltuk değneği ile kolay bir gezi olmadı...

Ama epeydir gitmediğim bu semtteki yeni hayatı görünce heyecanım resmen adrenaline dönüştü...

Bazı yerlerde koltuk değneklerini attım...

Kendimi bir Avrupa şehrinin eski semtlerinde hissettim...

Duvarlar bir Latin Amerika ülkesi gibi...
Sanki binlerce Banksy geceleri gizli gizli bu sokaklarda dolaşıyor...

Renk bir ucundan bu tarihi semte öyle bir girmiş ki...

On yıl sonrasını şimdiden görüyorum...

İşte orada harika bir sokak büfesinin yanında oturup bu pozu verdim...

Size söz...

Bu semti Hürriyet Seyahat için gezeceğim ve duygularımı anlatacağım.

Bu karar en sıkı AKP’linin bile vicdanına sığmadı

KAPISINA KADAR GİDİP DE GİRMEDİĞİM İÇİMDE KALAN BİR KAHVE

- ARABAYLA gezerken dar bir sokak merdiveni ile çıkılan bir kahvenin önüne geliyoruz...

Girişi ve merdivenler cıvıl cıvıl genç insanlarla dolu... Sokak merdiveninin sol tarafındaki duvara her isteyen bir şeyler yazmış... Adını not aldım.

İncir Ağacı Kahvesi...

Bu kahve aklımda kaldı...

Koltuk değnekleri atılsın, ilk işim oraya gitmek...

X