"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bu hayırlı itiraf beni umutlandırdı

‘EĞER Suriye’ye askeri müdahalede bulunursak Arap ülkelerinin bizi savunacağının ve destekleyeceğinin garantisini kim verecek...’

Dünkü Hürriyet’in çok önemli manşetinde okuduğumuz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ait, biraz utangaç, biraz da sansürlü şekilde telaffuz edilmiş bu cümlenin orijinal versiyonu şudur:

“Biz Suriye’ye gireriz ama bütün Arap dünyası ayağa kalkar...”
O yüzden de giremeyiz...


* * *


Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarih müfredatı ile büyümüş bütün Türklerin bildiği bir gerçeği, Başbakanımız da sonunda kabul etti.
Geçmişte Kıbrıs meselesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğinde, Ege kıta sahanlığı konularında defalarca öğrendiğimiz, daha geçen ay Başika’ya üç-beş asker gönderdiğimizde, Arap dışişleri bakanlarının oybirliğiyle aldığı “Hemen çekilin” kararında yeniden gördüğümüz,
Daha dün, Suudi Arabistan’ın Suriye ve Rusya ile gizlice görüştüğünü öğrenince şaşırdığımız Ortadoğu gerçeği, ilk defa resmi bir ağızdan tescil edildi.


* * *


Başbakan’a samimi olarak teşekkür ediyorum.
Bu cümleler, “Zararın neresinden dönülürse kârdır” politikasını haber veren hayırlı bir itiraftır diye umutlanıyorum.

 

 

3 günde Şam’a girerken üçüncü yılda vazgeçmek

 

 

BAŞBAKAN’ın El Cezire televizyonuna söylediği sözlerin artçı dalgaları sahile şu gerçekleri vuruyor:
-Bu coğrafyadan bize hayır yok...
-Bizim de bu coğrafyada yerimiz yok.
-Bu cümle, Ortadoğu ile ilgili bir hayal döneminin sonudur.
-“Stratejik derinlik” kavramının kadük olduğunun ilanıdır.
-Ümmet coğrafyası kavramının tükenişi, “ümmet ‘Kızıl Elma’sı rüyasından uyanıştır..
-Tabii ki “üç günde Şam’a” girip, Emevi Camisi’nde cuma namazı kılma vaadinden, 3 yıl sonra akıllı bir kararla vazgeçildiğinin bütün dünyaya duyurulmasıdır.
Umarım, bu parantez bütün hayalperest kafalarda da kapanmıştır ve “yeni ve gerçekçi bir stratejik derinlikle” yeniden Batı’ya dönüşün de ilk adımı olur...

 

 


VİCDANI OLAN HERKES ALKIŞLIYOR

 


BU ülkede vicdanı olan herkes...
Adalet duygusunu kaybetmemiş bütün insanlar.
İntikam ve nefret ateşiyle değil, sevgi ve hoşgörü duygusuyla atan bütün yürekler bu karara sevindi. Anayasa Mahkemesi, iki gazeteciye aylardır yapılan haksız muameleye “Dur” dedi...
Sevinen sadece biz miyiz...
Kendim kadar eminim, vicdanı ve adalet duygusu olan bütün AKP’liler de bu karara en az benim kadar sevinmiştir.
Eminim, onlar da hatırlamışlardır...
Bir zamanlar AKP için açılan davada da yine bu mahkeme kapatmama kararı vermişti.
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı da Başbakanı da bugün o makamlarda oturabiliyorlarsa, o mahkemenin, kendilerinden önceki dönemde seçilmiş hâkimlerin verdiği adil karar sayesindedir.
Hep birlikte sevinmeliyiz.
Demek ki, bu ülkede hâlâ, adil davranabilen, adalet dağıtabilen hâkimler var. Anayasa Mahkemesi bu kararı ile ülkemizin itibarını da kurtardı...

 

 

Ben Ertuğrul Özkök iltica etmek istiyorum

 

 

RAHMETLİ Turgut Özal’ı en sevdiğim anlardan biri, Red Kit okuduğunu açıkladığı gündü.



Bu hayırlı itiraf beni umutlandırdı

 


Tommiks, Teksas ve Red Kit’in, Türkiye’de ilk sayılarının yayınlandığı günleri hayatım boyunca hiç unutmadım.
Hayatımda yepyeni bir dönemin başlangıcıydı.
Bugün hâlâ çizgi roman fanatiğiysem, bu üç kahramanın rolü çok büyüktür.


* * *


Önceki gün öğleden sonramın tamamını, Brüksel’deki Çizgi Roman Müzesi’nde geçirdim.
Müzenin bulunduğu sokağın başına devasa bir Gaston Lagaffe heykeli dikilmişti.
Yeni aldığım şapkayla ilk pozumu o heykelin önünde verdim.
Paris’te okuduğum yıllarda bu şapşal çizgi roman kahramanına ne kadar çok gülmüştüm.


* * *


Müzenin girişindeki salonda büyük bir Red Kit heykeli vardı.
Atı Düldül’ün üzerindeki o pozu hepimizin hafızasına öyle yerleşmiş ki...
Yanındaki banka oturup dakikalarca hayaller kurdum.


* * *


Tam karşısında ise Tenten sayfalarından fırlamış bir kırmızı Citroen 2 CV araba duruyordu.
Bir kere daha anladım ki, çizgi romanlar hafızamıza ölünceye kadar çıkmayacak, ancak talihsiz bir Alzheimer’ın silebileceği klişeler bırakmış.


* * *


Orada bir şeyi daha anladım:
Ülkemiz artık bizi çok yoruyor.
Ağır ve hoyrat siyasi atmosferi, ne yazık ki hâlâ vazgeçemediğimiz primitif belagat ve trolleşme, her gün gelen ölüm haberleri, sınırınızın hemen öteki tarafında yaşanan vahşet ve insanlık trajedileri, bizi kaçmaya, kendimize ait gettolara, kantonlara sığınmaya, kendimizi kendimizden izole etmeye zorluyor.


* * *


Önceki gün kendimi, çocukluk dünyasına iltica etmiş bir mülteci gibi hissettim.
Anladım ki, insanın ülkesi ona dar gelmeye başladığı zaman, mültecilik tek yol oluyor... Kendi kurduğumuz hayali kantonlar bizi bekliyor...
İhtiyacımız olan tek şey, kafamızda yaratacağımız bir can yeleği...
Ve hayali bir lastik bot...

X