"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Biz bataklığa bataklık diyeceğiz

‘İYİ konuşmak’, makul bir siyasetçinin “hitabet sanatı” olarak kaldığı zaman, demokrasiyi güzelleştiren bir şeydir.

Ama “konuşmak”, “şehvet düşkünü” ihtiraslı bir “belagat” haline geldiği zaman, ortada ne mantık kalır, ne akıl...
Ne de izan...

* * *

Örnek mi, alın size Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun acemi ve ayarsız bir Tayyip Erdoğan taklidi olan sahur konuşması...
Arkadaş sahurda kendini kaptırmış konuşuyor. Diyor ki:
- “Birileri Ortadoğu’ya bataklık diyor. Biz bataklık dedirtmeyeceğiz.”
Niye dedirtmeyecekmiş biliyor musunuz?
Ağzından aktarıyorum:
- “O bataklık dedikleri Şam’ı, Şam-ı Şerif bilmişiz, o bataklık dedikleri Ortadoğu’daki Mekke’yi, Medine’yi Kâbe bilmişiz,
- “O bataklık dedikleri Ortadoğu’daki Bağdat’ı kardeş bilmişiz, o bataklık dedikleri Kerkük’ü aziz bilmişiz.”
- Ortadoğu bataklık değil, insanlığı ayağa kaldıran o aziz vahyin merkezidir, Hira’nın merkezidir, Beytül Dağı’dır, Kudüs’tür, Kahire’dir.”
- “İnsanlığı aydınlatan Hira Mağarası’nın olduğu yerdir...”

* * *

Anladınız mı şimdi biz bu Ortadoğu bataklığına neden girmişiz?
Öyle Gazze’deki çocuklar, öldürülen, katledilen insanlar falan değilmiş derdimiz.
Derdimiz sadece İslam’ın kutsal bildiği mekânlarmış...
Bir Müslüman için hassasiyet elbette anlaşılabilir bir şeydir.

* * *

Yalnız sana bir şeyi hatırlatmak isterim.
Dünya buna benzer lafları bundan 10 asır, yani bin yıl önce başkalarının ağzından da işitti. Bir bak bakalım bin yıl öncesinin papazları Haçlı ordularına asker devşirmek için neler diyorlarmış.
O da diyordu ki, “Hazreti İsa’nın doğduğu yerdir”, “Vaftizci Yahya’nın İsa’yı vaftiz ettiği nehir oradadır”, “Hazreti İsa o kutsal topraklarda çarmıha gerilmiştir”, “Meryem Ana, orada doğmuş, orada doğurmuştur.”
Sen tarihçisin bilirsin, bu tehlikeli demagojinin insanlık açısından sonucu ne oldu?
Haçlı seferleri...

* * *

Peki sen böyle deyince İsrailli de çıkıp derse ki: “Hop arkadaş, bir dakika dur. Bu topraklar senden önce benim kutsallarımın topraklarıdır. Benim Süleyman tapınağım buradadır”, “Burası benim vaat edilmiş toprağımdır”, “Ağlama Duvarı buradadır”, “Sen buraya benden çok sonra geldin...”
Eee ne diyeceksin...
21’nci yüzyılda bu defa Haçlı seferlerini sen mi başlatacaksın?
Anadolu’da köy köy dolaşıp mücahit mi toplayacaksın?
Ortadoğu işte bu kafa yüzünden din savaşlarının bataklığı haline geldi.

* * *

Arkadaş, hadi seçim var, dozu biraz arttırırsın anlarım...
Ama demagojinin bile bir hattı, haddi ve hududu var ya...
Nedir bu artık orgazmdan sonra bile sakinleşmeyen azgın belagat şehveti...
Başbakan konuşuyor, iyi de beceriyor; sense konuştukça onun feci bir mukallidi haline düşüyorsun. Bu kafanla ülkenin başını bin bir tarafta belaya soktun... Yeter artık. Kaşıma... Oraları bizim de kutsal yerlerimiz; Bizim kast ettiğimiz, dini istismar ederek güzelim bölgeyi bataklığa çeviren terör örgütleri ve iki yüzlü politikacılar. Hiç olmazsa şu gün sus, git ateşkes için uğraş.
Belki bayrama huzurla gireriz.

Şerefli bir TÜRK subayının vasiyeti

KARDEŞİNE ne iftiralar atıldı, ne alçakça komplolar kuruldu...
Dayanamadı, çekti tetiği...
Bu kahpe dünyanın esiri bir bedende yaşamaktansa, öteki dünyanın özgür ruhu olmayı tercih etti.
Deniz Yarbay Ali Tatar’dı adı.
Bugün Ankara’da mütevazı bir mezarda yatıyor...
Başucunda iki Türk bayrağı...
Kendisi kadar mütevazı bir mezar taşı...
Ve üzerinde, uğradığı bunca haksızlığa rağmen bize hâlâ sevgiyle bakan portresi...
Google’da, Yandex’te onlar için “Ergenekon şehidi” deniyor.
Dün, “paralel” denen operasyon başladığında, o elleri kelepçeli insanlar gözünün önünden geçerken...
İşte o aziz insanın kardeşine soruyorlar.
“Ona bunu yapanlar içeri alınıyor. Ne hissediyorsunuz?”
Cevabı şu:
“Aklıma önce güzel insanlar geliyor. Hepsini bir kez daha saygıyla, rahmetle anıyorum. Dünün mağrurlarına, bugünün ‘mağdurlarına’ ise: Çok canımızı yaktınız. Çok zulmettiniz. Umarım siz adil hukuktan mahrum kalmazsınız.”
Hatırlayın o günleri... Teneke çalarlardı o insanların arkasından.
Parmaklıkların arkasında verilen kuru ekmekten şikâyet eden insanlarla “Ne yani, beş yıldızlı otel kahvaltısı mı verilecekti” diye alay ederlerdi.
Bir o günlere bakın, bir de yarbayın kardeşi Ahmet Tatar’a...
Sözlerinde “Oh oldu” diye bir duygunun zerresini görüyor musunuz...
İntikam, rövanş denilen son yılların, insanlıktan nasibini almamış o kahredici kin duygularının zerresi var mı...
Alın asın evinizin duvarına... Anlatın çocuklarınıza bu insanların uğradığı zulmü...
Bir zamanlar Türk ordusunun şerefli bir subayı, Yarbay Ali Tatar vardı” deyin.
Başkaları çocuklara atarken, o tek mermisini kendine attı, insanın onuruyla oynanamayacağını öğretti bize.
Geriye vasiyet diye de, işte böyle bir kardeş bıraktı.
Ey Müslümanlar, hâlâ bize “kindar nesiller” vaat eden insanlar için ne düşünüyorsunuz...
Boşverin... Onu düşünmek yerine bu mübarek ramazan ayında Ali Yarbay için bir Fatiha okuyun.
Yeter...

Söz veriyorum, ağzımdan şu cümleler çıkmayacak

TUHAF bir his var içimde...
Bir yanım iyi oluyor diyor, öteki yanım huzursuz.
Bir zamanlar “Ergenekon”du... “Balyoz’du”... Şuydu buydu...
Şimdi “paralel” diyorlar, şunu diyorlar, bunu diyorlar.
Bir zamanlar tanıdığım insanlar böyle götürülüyordu.
Şimdi hiç tanımadıklarım götürülüyor...
İçimde yine aynı his var...
İnşallah aynı hatalar yeniden işlenmez, bu defa başka canlar yakılmaz, diyorum.
Şüpheliyim.
Ama içimdeki iman, yine aynı iman...
Son 5 yılda haksızlık yapılanları savundum.
Şimdi aynı haksızlık, aynı vicdansızlık yapılırsa, onları da savunacağım.
Sadece bugüne değil, yarına da söz veriyorum.
Allah ömür verirse, bir gün sıra ayakkabı kutularına, havuzlara geldiğinde, yine aynı vicdanla yaşayacağım.
Söz veriyorum, ağzımdan, “Kurunun yanında yaş da yanar” diye bir söz çıkmayacak.
Asla ve asla, “Küçük fotoğrafa değil, büyük fotoğrafa bakalım” demeyeceğim.
İşte burada söz veriyorum, yemin ediyorum.

X