"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bir Türk vergi mükellefi olarak söz hakkım var mı

Dün Beyaz Saray’dan yapılan açıklamayı üst üste dört kere okudum.

Amerika diyor ki...

“Ben Türkiye’nin burada yapacağı operasyona ne destek veririm ne de karışırım...”

*

Eminim Ankara’da bunu “diplomatik bir zafer” olarak okuyan epey insan vardır... Haklılar da...

Ancak böyle düşünenlere Beyaz Saray açıklamasının ikinci bölümünü de benim gibi dört kere üst üste okumalarını tavsiye ederim.

Çünkü bu açıklamanın altında Türkiye’yi bekleyen çok büyük bir tuzağın bulunduğu şüphesine kapıldım.

*

İkinci bölümde Amerika Türkiye’ye diyor ki...

“Ben bırakıyorum, artık buradaki bütün IŞİD meselesinden Türkiye sorumludur...”

Amerika ayrıca Avrupa’ya da diyor ki...

“Buradaki vatandaşınız olan IŞİD’cileri alın, ben artık Amerikan vergi mükellefinin parasını IŞİD’le mücadelede kullanmayacağım.”

Bu savaş başladığında demiştim ki:

“Sınırımız Peşaver’e dönüşecek...”

Dönüştü...

Şimdi bu Peşaver’in sorumluluğu tek başına Türkiye’nin sırtına yükleniyor.

Ben de bu operasyonda elbette devletimi destekliyorum ama bir Türk vergi mükellefi olarak da şunu temenni ediyorum. Pakistan Peşaver’de boğuluyor. Umarım Türkiye kendi Peşaver’inden sağ salim çıkar.
 

UZMAN OLMAYAN BİR GÖZLE GÖRDÜKLERİM

 Suriye savaşının başlarında Türkiye hakkında şöyle haksız bir algı oluşmuştu:

“Türkiye cihatçı teröristlerin Suriye’ye girişine izin veriyor.”

Bilelim ki dünyada şöyle bir algı
daha var:

“Suriye’de cihatçılara karşı en etkili mücadeleyi Kürtler veriyor.”

O nedenle “Aman” diyorum...

BİR: Özellikle ÖSO’cuları bu harekâta bulaştırmamakta büyük yarar var.

İKİ: Bu harekâtın boyutları ve dünya kamuoyuna anlatılmasında çok dikkatli ve rasyonel davranmakta yarar var.

Yani işin sonunda, en haklı olduğumuz konuda, hem “IŞİD yeniden hortluyor” hem de “Kürtler eziliyor” gibi haksız bir suçlamayla karşı karşıya kalmayalım.

İLK SEYİR İZLENİMLERİ

ÖNCE AĞLAMAK SONRA GÜLMEK Mİ İYİ, TERSİ Mİ

Pazar akşamı Soho House’un sinema salonunda çok küçük bir grup Cem Yılmaz’ın yeni filmi “Karakomik Filmler”i seyrettik.

Hani her defasında “Cem ne yapsa seviyor ve gülüyorum” diyorum ya...

*

Bu defa fikrimi değiştiriyorum.

“2 Arada” adlı ilk film başladığında önce yine güldüm...

Ama bittiğinde ağlıyordum.

Çünkü film ilerledikçe, önce eline güç geçen küçük insanın acımasız hale gelişi, hatta faşistleşmesini gördük.

Aynı zamanda kötüleşmenin küçük insanı nasıl yalnızlaştırdığını...

Ama finalde bütün o kötülükler gitti, yerini tekrar küçük dünyalardaki insanlık aldı ve ben ağlamaya başladım. Yaşadığım şu kötü ve karanlık günlerde, insan iyiliği görmek bana çok iyi geldi...

Bir Türk vergi mükellefi olarak söz hakkım var mı

Sonra ikinci film başladı ve sıra gülmeye geldi...

Önce duygulandıran, ağlatan filmi mi, yoksa güldüreni mi göstermek gerekir diye tartışmışlar...

Sonunda önce ağlatanı göstermeye karar vermişler.

Ben de aynı görüşteyim.

Önce ağlayıp sonra sevinmek ve gülmek insana çok daha iyi geliyor.

‘GEÇİCİ DİŞ’ SÖZÜNÜN HAYATIMIZDAKİ YERİ

BİRİNCİ bölüm olan “2 Arada” filminde Cem Yılmaz Şehir Hatları’nda çalışan bir çaycıyı oynuyor.

Ağzındaki dişleri yaptırmak için para biriktiren küçük bir insan. Cem hayatımıza hep günlük sıradan gibi görünen ama çok takıldığımız şeyleri sokuyor.

Mesela lokantalarda yemek ısmarlarkenki “ortaya” alışkanlığımız...

Balıkçıya gittiğimizde “Mezelerle doymayalım” cümlesi... Bu filmde de anahtar kelime “geçici”...

Geçici takılan dişler yani... Her söylediğinde hatırlıyor ve gülüyorsunuz.

TÜRK ERKEĞİ ‘KAÇAMAK’ LAFINI DUYUNCA NEDEN GÜLMEYE BAŞLAR

İKİNCİ filmin adı “Kaçamak”... Biri hariç üçü evli dört arkadaşın bir gecelik çapkınlık yapmak üzere sağlık merkezi adı altında çalışan bir yere gidişlerini anlatıyor. Tabii ki giderken hepsi eşlerine başka bahaneler uydurmuşlar. Biri balığa, öteki bayi toplantısına gidiyorum falan demiş.

Daha “kaçamak” kelimesini görünce gülmeye başladık.

Bana çocukluğumun İstanbul Tiyatrosu’ndaki harika vodvilleri hatırlattı. O oyunlarda da erkek kaçamakları en komik konuydu.

Filmi seyrederken anladım ki Türk erkeğinin en komik hali, kaçamak yaparken içine düştüğü korku ve telaştır.

O yüzden çok güldüm.

O AKŞAM ARAMIZDAN KAÇIMIZ BİR KERE ‘KAÇAMAK’ YAPMIŞTIR

Filmi bir erkek grubu olarak izledik. Salondakiler ve yaşları şöyleydi:

Filmin yapımcısı: Muzaffer Yıldırım (56),

Oyuncuları: Cem Yılmaz (46), Zafer Algöz (58), Can Yılmaz (51), Ozan Güven (44), Cem Davran (55), Acun Ilıcalı (50), Özkan Uğur (65)

Gazeteciler: Yaş sırasına göre, ben (72), Mehmet Yılmaz (63), Ahmet Hakan (52).

Tabii ki içimden, “Acaba içimizden kaçı hayatında en az bir kaçamak yapmıştır” sorusu geçmedi değil.

Ama kimseye sormadım.

Zaten aşağı yukarı tahmin ediyorum...

KAÇAMAK KELİMESİ

‘KAÇAMAK’ ya da “mamaliga”, mısır unundan yapılan bir yemek. Ekşi Sözlük yazarlarından biri “İğrenç yemek” olarak tarif ediyor.

Doğrusu iğrenç demesem de ben de pek sevmem. Ayrıca adı bende “maklube” gibi bir his uyandırıyor.

“Kaçamak yapmanın” argo karşılığı ise “Hoş görülmeyen şeyi gizlice, ara sıra yapmak.”

Daha çok evli erkeğin bir geceliğine eşi dışındaki biriyle ilişkiye girmesi...

Ayşe Kulin’in romanındaki kahramanın dediği gibi:

“İnan bana, erkeğin elinde armağanla gelmesi kaçamağını bağışlatmak içindir.”

Bir Türk vergi mükellefi olarak söz hakkım var mı

1000 SALONDA

Film 18 Ekim’de 1000 salonda gösterime giriyor. İkinci iki bölüm ise ocak ayında girecek.

İlk filmin çekildiği Şehir Hatları vapuru 20 gün onlara tahsis edilmiş. Para da almamışlar.

Ancak film çekimi tamamlandıktan sonra o Sirkeci hattı kaldırılmış.

İkinci film ise Bodrum’da bir villada 17 günde çekilmiş.

SALONDAKİLERDEN KAÇI SAÇ NAKLİ YAPTIRMIŞTI

İkinci filmin en komik tiplerinden biri, Özkan Uğur’un oynadığı, bir gün önce saç nakli yaptırmış arkadaş.

Onun etrafında çok komik bir geyik dönüyor.

Merakınızı kaçırmamak için anlatmıyorum.

Yemek sırasında etrafıma baktım. Masada saç nakli yaptıran kaç kişi var diye tahminde bulundum.

Bildiğim iki kişi vardı.

Biri bendim.

Ötekini de hepiniz biliyorsunuz.

CEM MÜLAKATTA ABİSİNE ŞUNU SORMUŞ

Masada en büyük espri konusu her zaman olduğu gibi Cem Yılmaz’ın abisi Can’a takılmalarıydı.

Bu arada ikili takımlar haline gelmişler.

Bir tarafta Cem Yılmaz ve Ozan Güven...

Öteki tarafta Zafer Algöz ve Can Yılmaz...

Cem Yılmaz abisi ile mülakat yapmış ve şunu sormuş:

“Kariyerinizde bundan sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”

Can Yılmaz’ın cevabı:

“Karacaahmet’te...”

Yani mizahta Can’ın da Cem’den geri kalan yanı yok...

X