"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bir çöküşün perde arkası

GEÇEN yaz, 12 Temmuz günü...
Şeker Bayramı’ndan 5 gün önce...
Bir grup Suriyeli, özel kamyonetlerle Suriye sınırına getiriliyor.
Üzerlerinde, Amerikalıların verdiği üniformalar vardır.
Çevrelerinde, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın elemanları olduğu halde, Suriye sınırını geçip gözden kayboluyorlar.
Ramazan ayının oruçlu günlerinden çıkıp ertesi gün güzel bir bayrama hazırlanan Türkiye’de, sınırdaki bu küçük hareket, kimsenin dikkatini çekmez...
Haber, Esad’ı devirmeye yeminli Ankara’ya ulaştığında, Başbakan Davutoğlu ve çevresi, Suriye’de rejimi düşürecek harekâtın başladığına emindir.
Şam’da Emevi Camisi’nde kılınacak namaz artık çok yakındadır.
Şimdi biraz geriye dönüp, bu olayın başladığı günlere bakalım.


BİZİM İSTİHBARAT İYİ DEĞİL O NEDENLE KENDİM GÖRECEĞİM


Amerika Birleşik Devletleri’nin, biraz da Türkiye’nin desteği ile, “eğit-donat” programını başlattığı günlerdeyiz.
Türkiye’de kurulan bir merkezde hummalı bir faaliyet gözlenmektedir...
Merkezin başında Mike Nagata isimli bir komutan vardır.
Önlerinde 7 bin kişilik bir muhalif Suriyeli listesi bulunmaktadır.
Amerikalı komutan, “Adam seçme operasyonunun başında bizzat kendim bulunacağım” demiştir.
Bunun nedeni de şudur:
Amerikan istihbaratının o bölgede iyi ve yeterli elemanı yoktur. Yani ellerinde, eğitecekleri kişilerle ilgili veri tabanı bulunmamaktadır.
O nedenle, yerel istihbarat birimlerinin vereceği istihbarat üzerine çalışacaklardır.
Tabii bunlardan biri de MİT’tir...


7 BİN KİŞİNİN ÇOĞU GÖRÜŞMEYE GELMİYOR


Amacı, en az 300 kişiden oluşacak bir grup hazırlamaktır.
Bunlar Suriye’ye girip IŞİD’le savaşacaktır.
Listedeki isimlerin bir bölümünün soyadları birbirinin aynıdır. Bu kişilerin IŞİD ve El Nusra ile ilişkileri üzerine yeterince bilgi yoktur.
Yerel istihbarata güvenmeyen komutan, seçilecek kişileri bizzat görmek istediğini söyleyince, ilk sürprizler başlar.
Listedeki 7 bin kişinin çoğu görüşmeye gelmez.
Gelenlerin bir bölümü ise çok küçük yaştadır. Bazıları da sahte kimliklerle başvurmuştur.

AMA BU ADAMLAR IŞİD’E KARŞI SAVAŞACAKLARINI BİLMİYOR

Görüşmelerin bir noktasına geldiklerinde komutan bir şeyi fark eder.
Gelenlerin çoğunun, eğitildikten sonra IŞİD’e karşı savaşacakları konusunda bilgisi veya fikri yoktur.
Çoğu, Esad’a karşı savaşmak için oraya gelmiştir.
Ürdün’deki eğitim merkezine gelen küçük bir gönüllü grubuna IŞİD’e karşı savaşacakları söylenince, 30’u anında kampı terk etmiştir.
Bu da Türkiye ile Amerika’nın bu misyon konusunda çok farklı noktada olduklarını açıkça göstermektedir.
Neticede, 50 ile 70 arasında bir liste çıkarılır ve düğmeye basılır.
Ancak eğitim sanıldığından uzun sürmektedir.
Her bir kişinin sadece seçimi 4 ile 6 hafta sürmektedir.

‘ÖNCE GİDİP AİLELERİNİZLE BAYRAMLAŞIN’ TALİMATI

Neticede, Şeker Bayramı’na üç-beş gün kala, ilk grup hazırlanmış ve Suriye’ye geç emri verilmiştir.
Ancak önce evlerine gidip bayramı aileleri ile geçirmeleri, beşinci günde de gelip birliklerine katılmaları bildirilmiştir.
Böylece, daha sonra Türk basınına, “Otuzuncu Tümen” olarak geçen ilk eğitilmiş gönüllüler harekete geçer.
İşte tam o noktada, operasyonun en kritik tartışması patlar.
Eğitilen grup sınırı nereden geçecektir?

CEPLERİNE BOL MİKTARDA BAYRAM HARÇLIĞI KONUR


Amerikalı komutan, ilk gönüllülerin, Kürtlerin (PYD’nin) kontrolündeki güvenli bir bölgeden girmesini ister.
Türkiye ise buna karşı çıkar. Eğitilip donatılmış grubun, Halep’e çok yakın bir bölgeden girmesinde ısrar eder.
Seçilen bölge, MİT’le yakın ilişkisi bulunan, muhalif Sünni Araplardan oluşan Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolündeki bir bölgedir.
Ancak bölge aynı zamanda, El Kaide’nin kolu olarak bilinen Nusra’nın da çok etkili olduğu bir yerdir.
Sonunda Türkiye kazanır ve 54 kişiden oluşan ilk grup, 12 Temmuz günü, bu bölgeden girer.
Ceplerine bayram boyunca ve sonrasında harcamaları için epey de para konur.

EBU İSKENDER’İN İLK RAPORU:İLK İŞ ÜNİFORMALARI ÇIKARDILAR

Hikâyenin bu bölümünü 30’ncu Tümen adına konuşan Ebu İskender adlı kişinin raporundan okuyalım?
-54 kişilik gruptan 13 kişi Türkiye’de kalır. Çünkü aileleri Türkiye’dedir.
Ancak o günden hemen sonra, 20 Temmuz günü Suruç olayı patladığı için, sınır kapatılır ve bu 13 kişi Suriye’ye geçemez.
Peki geçenler ne olur?
-Bunlardan 15’i içeride söylenen yere ulaşır. Ancak gittikleri bilinen muhalifler, IŞİD’e tek kurşun atmamışlardır.
Yaptıkları ilk iş, Amerikalıların verdiği üniformaları çıkarmak olur.
-Gidenlerin bir bölümü ise, daha sınırı geçer geçmez, Nusra’nın saldırısına uğrar ve silahlarıyla birlikte teslim olur.
Eğit-donat hareketinin birinci adımı tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır.


İkinci grup sınırda Nusra ile anlaşma yapıp 6 kamyonu veriyor

Bir çöküşün perde arkası

BİRAZ da Türkiye’nin baskısıyla, operasyon devam eder.
20 Eylül günü, 70 kişilik ikinci eğitilmiş grup Suriye sınırını geçer. Ancak çok ilginç bir gelişme olur.
İkinci grupta bulunanlar, IŞİD’le çatışacakları bölgeye gitmek yerine, Nusra ile bir anlaşma yapıp Esad’la çatışma bölgesine yönelir. Geçiş iznine karşılık ellerindeki askeri amaçlı kamyonetlerden 6’sını ve mühimmatın bir kısmını Nusra’ya verirler.

NUSRA MİLİTANININ TWEET’İ ORTALIĞI KARIŞTIRIYOR

Bu arada bir Nusra militanının attığı tweet ve fotoğraf ortalığı karıştırır.
Fotoğrafta, militanın elinde görülen silah Amerikan menşelidir.
Bu da ‘eğit-donat’la gönderilen ikinci gruptaki kişilere verilen bütün silahların Nusra’nın eline geçtiği dedikodularına yol açar.
Ancak 30’ncu Tümen’in Suriye’deki bölümü, bu fotoğrafın ilk gruptaki bir kişinin Facebook sayfasından alındığını bildirir.
Ayrıca ikinci gruptaki silahların sayımının yapıldığını ve hepsinin ellerinde bulunduğunu da rapor eder.
Ne var ki, geçiş izni karşılığında Nusra’ya 6 kamyon ve bol miktarda mühimmat verildiği kesindir.

EĞİT-DONAT BİRLİĞİNDEN GELEN SON RAPORDAKİ DRAMATİK BİLGİ

Şu an sahadan gelen son bilgiler nedir...
-İlk iki grubun neredeyse hezimete uğraması üzerinde, Ürdün’de eğitim gören üçüncü gruba, Suriye’ye geçmeden bulundukları yerde kalma emri verilir.
-Ürdün’deki dördüncü grubun eğitimine başlama kararı ise askıya alınır.
Ya Suriye’ye geçenler...
İşte çatışma bölgesinden gelen son istihbarat.
-Gönderilen 54 kişilik birlikten sadece 9’u IŞİD’e karşı Amerikalılarla işbirliği yapmaya devam etmiştir.
Dün itibariyle, bunlardan sadece 3’ü kalmıştı.
Washington’a giden son değerlendirme şudur:
-Eğit-donat-gönder programı tam anlamıyla hezimete uğramıştır.
Şeffaf bir toplum olan ABD’de, Başkan Obama’ya düşen görev bu hezimeti Amerikan halkına ve dünyaya duyurmaktır.
Bunu da Türkiye Başbakanı Davutoğlu’nun Washington’a geldiği günlerde yapar.

Tarihi bir hezimetin acıklı debrifingi


PEKİ bu programın
başarısız olacağı başından belli değil miydi...
Belliydi.
Çünkü eğitilecek kişilere verilecek görev konusunda, dile getirilmeyen bir anlaşmazlık vardı.
Amerika bu kişilerin IŞİD’e karşı savaşmasını istiyordu.
Ankara’nın gözünde ise sadece Esad’ı devrip, Şam’da namaz kılmak vardı. O nedenle ilk ve ikinci grubun, çok kritik bir hedef olan Halep bölgesinden sınırı geçmesinde ısrar etmişti.
Türk istihbaratı, oradan geçenlerin Nusra’nın hedefinde olacağını çok iyi biliyordu. Ama Ankara için Nusra düşman değildi, böylece giden grubun IŞİD’le temasını engellemişti.
Neticede, Türkiye’nin en güvendiği proje ölü doğmuştu.
İkinci güvencesi ise uçuşa yasak bölgeydi. Onu da Rusya’nın direkt olarak savaşa girmesi bitirdi.


Fatura ‘destan yazanlar’a mı yoksa ‘Esed’li geçiş’ gerçekçiliğine mi

BAŞBAKAN Davutoğlu, Türkiye’nin Suriye’deki politikası ile bir “destan yazdığını” söylemişti. Gün geçtikçe ve olayların perde arkası ortaya çıktıkça şu gerçek artık çok daha iyi anlaşılıyor.
Türkiye’nin Suriye politikası, trajik insani sonuçlarıyla, askeri ve diplomatik yanıyla bir destan değil, tam anlamıyla ‘tarihi bir hezimettir’...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova dönüşü gazetecilere, temkinli bir ifadeyle “Esed’li bir geçiş olabilir” demesi, gerçekçi bir politikaya dönüşün de ilk işareti sayılabilir. Türkiye er veya geç, Mısır ve Suriye politikalarındaki büyük yanlışlığın bilançosunu çıkaracaktır.
Merakla beklediğim şey, bu iflas bilançosunun sorumluluğunun kimin üzerinde kalacağıdır.
Hâlâ “Destan yazdık” diyen tarafta mı...
Yoksa “Esed’li geçiş olabilir” diyen yeni gerçekçi tarafta mı...

ÖNEMLİ NOT: Yazıdaki bilgiler, Wall Street Journal gazetesinin önceki günkü nüshasından alınmıştır. Senaryo ve yorum bana aittir.

X