"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bak kardeşim o lafın aslı şu

BİZ erkekler bal gibi biliyorduk ki, erkekçe dilinde “önüne yatmak” diye bir kavram yoktur.

Erkeğin kadının altına yattığı pozisyonlar da olduğu halde, o pis erkekçe lafın aslı “altına yatmak” olarak kalmıştır.

 

***

 

- Biz erkekler bal gibi biliyorduk ki, o lafın mucidi, adı yolsuzluğa karışan bir erkek bakanın, başka bir erkek için yapacağı fedakârlığı anlatmak gayesiyle icat ettiği pis bir laftır...

 

- Biz erkekler, o lafı bir erkeğin ağzından duyduğumuzda, aklımıza altına yatmak fiili gelmemişti.

 

***

 

- Biz erkekler biliyorduk ki, iktidar trol ve troliçeleri, Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerini, kadın bakanın tecavüz olayını örtmek amacıyla kullandığı “bir kerecik” gibi pis bir lafı perdelemek için saptırmaktadır.

 

***

 

Yine de Kılıçdaroğlu’na “Bu laf size yakışmadı” dedik...

 

Çünkü zannettik ki bize de, ona da yakışan budur.

 

***

 

- Ben dahil, biz erkekler kabul edelim ki...

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “önüne yatmak” sözleri ile ilgili en güzel, en tarafsız ve en cesur yazıyı Ayşe Arman yazdı...

 

Niye en güzel ‘önüne  yatmak’ yazısını  Ayşe Arman yazdı

 

- ÇÜNKÜ biz erkek takımı kompleksliyiz.

 

İşin ucunda kadın oldu mu, otomatik vitese takıyoruz.

 

Bir kısmımız otomatik olarak kadının tarafında yer alıyoruz.

 

Bir kısmımız ise tabiatın kendine verdiği primitif içgüdü ile anında hırbo bir erkek haline dönüşüyor.

 

***

 

- Çünkü, biz erkek takımı oportünistizdir.

 

Biliriz ki CHP’ye ve başkanına vurmanın hiç riski yoktur.

 

Bazılarımız bunu, korkutma dozunu giderek arttıran iktidara, “Bakın ne kadar tarafsızız” deme fırsatı olarak görüp üzerine balıklama atlarız.

 

***

 

- Çünkü bu yazıyı ancak, kadınlık kompleksi de, iktidara yaranma oportünizmi de olmayan bir kadın yazabilirdi.

 

Cesur bir kadın...

 

***

 

Onu da Ayşe Arman yazdı...

 

BİLMEDİKLERİMİZ-FETHULLAH GÜLEN, PAPA’YA YAZDIĞI MEKTUBUN ALTINA NE İMZASI ATMIŞ

 

- FETHULLAH Gülen, Papa İkinci Jean Paul’e yazdığı mektubun altına şu isimle imza atmış: “Rabb’ın aciz kulu.”

 

- Fehmi Koru, arabuluculuk için Pensilvanya’ya giderken uçak ve otel paralarını kendi cebinden ödemiş.

 

- İlk Abant toplantısını tanıtmak için hazırlanan “Demokratik manifesto”yu Fehmi Koru kaleme almış.

 

- 17 üniversite: Cemaat’e ait 17 üniversite kurulmuş ve hepsinin kuruluş izninin altında Tayyip Erdoğan’ın imzası varmış.

 

- Gülen, hayatında bir kere oy kullanmış. Onda da Turgut Özal’ı İzmir’den aday gösterdiği için Erbakan’ın MSP’sine oy vermiş (1977).

 

- Fethullah Gülen, 12 Eylül askeri darbesinde arandığı günlerde Ankara’da Alaaddin Kaya’nın evinde saklanmış.

 

FEHMİ ABİ’DEN BUGÜNÜN MUKTEDİRİNE ALTIN ÖĞÜT

 

 

“DÜN önemli bir süreci yürütürken kuralsız davranışlara sapanlara bugün aynı türden bir muamele uygun görülüyorsa, bugün ellerine fırsat geçenler yanlışa saptıklarında, yarın onların başına gelen de farklı olmayabilir.”

 

ARALARINDAKİ FARK

 

- CEMAAT seçime girmeyen, dolayısıyla seçimle gitmesi mümkün olmayan bir olgu.

- ERDOĞAN seçime giren dolayısıyla seçimle gitmesi mümkün bir siyasetçi.

 

HANGİSİ KAZANIRSA TÜRKİYE KAYBEDER

 

FEHMİ Koru’nun kitabını bitirip kapağını kapattıktan sonra, bu savaşın dışında bir insan olarak düşündüm.

 

Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan savaşında kim kazandı, kim kaybetti..

 

Benim cevabım şu: Cemaat kaybetti, Erdoğan kazandı...

 

***

 

Kafamdaki ikinci soru şuydu: Bu savaşın nedeni 17 ve 25 Aralık yolsuzluk tapeleri miydi?

 

***

 

Fehmi Koru “Bu kadar basit bir şey olamazdı” diyor.

 

Tabii ki bütün bunların dışında bir insan olarak şaşırdım.

 

Yolsuzluk, Gülen için mi, Erdoğan için mi, yoksa kitabın yazarı Fehmi Koru için mi “basit” bir şeydi?

 

Anlamadım... Üçüncü soruya geçtim.

 

***

 

Fehmi Koru’ya göre bu savaşın gerçek nedeni şuymuş:

 

“Dershaneler, yurtiçi ve dışı okullar, Türkçe olimpiyatları ve yeni nesil yetiştirme gayretleri...”

 

Dindar nesil yetiştirme savaşı...

 

Yani Cemaat okulları ile TÜRGEV kavgası...

 

***

 

Tabii ki devlet kazansın istiyorum.

 

Biliyorum ki

 

“Devlet içinde devlet olmaz...”

 

İyi de devletin kendisi bir zulüm, adaletsizlik, gaddarlık, vicdansızlık kalesi haline gelmişse...

 

Demokrasi, adalet, vicdan, zulme son verme söz konusu değilse eğer...

 

***

 

Bu savaşın kazananı Türkiye olabilir mi...

 

OSMAN HOCAM, HÜLYA AVŞAR KAÇ YAŞINA KADAR VAMP KALABİLİR

 

İKİ hafta önce Papermoon’da Hülya Avşar’a rastladım.

 

Abartmıyorum, vallahi tam bir bomba...

 

Kadının zirve yaşının 47 olduğuna inanıyorum.

 

Hülya’yı görünce, bazı erkeklerin genç kadın merakını niye anlamadığımı anladım.

 

Ben kadını her yaşında seviyor ve beğeniyorum.

 

Bundan beş-altı yıl önce Hürriyet’in sağlık merkezi başkanı Gündüz Tezmen’e sormuştum:

 

“Doktor bu kadın düşkünlüğüm ne zaman bitecek?”

 

Cevabı şu olmuştu:

 

“Öldüğün zaman...”

 

Galiba haklı...

 

Bak kardeşim o lafın aslı şu

 

GÜNERİ BEY SÖZ ARTIK YAŞIMI SÖYLEMEYECEĞİM

 

BU fotoğrafı, 2 hafta önce Meksika’nın Cancun Havaalanı’nda çektirdim.

 

“Forrest Gump” filminin iki kahramanı, siyah karides avcısı Bubba ile esas kahramanı Forrest Gump’ın isimlerini birleştirerek bir restoran ismi yaratmışlar.

 

Yaş günüme 2 hafta vardı.

 

Orada Forrest’in şu sözünü hatırladım:

 

“Annem bana söylerdi: Hayat bir çikolata kutusu gibidir. İçinden ne çıkacağını bilemezsin.”

 

Ve o gün ilk defa Güneri Cıvaoğlu’na hak verdim.

 

Bana hep “Yaşını bu kadar çok söyleme” tavsiyesinde bulunuyor.

 

Dün yeni bir yaşıma girerken kendime asla tutamayacağım bu sözü verdim.

 

 

 

X