"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bak arkadaş demagojiyi bırak ve oku

BAK arkadaşım... Bak canım kardeşim...

Türkiye’de yaşayan sen, o, ben... Hepimiz...

Şimdi sırtımızdaki formayı çıkaracağız.
Sen iktidarsın, ben muhalif falan unutacağız...
Bana “Beyaz Türk” falan diye saydırmayacaksın.
Cengiz Semercioğlu kardeşim, sen de bana “Elitist” falan deyip Yılmaz Morgül muamelesi yapmayacaksın.
Çünkü ciddi bir meseleyi konuşacağız.
Hepimizin çocukları için çok ciddi bir meseleyi...

 

* * *

 

Araştırmacı zekâsına hayran olduğum Yılmaz Özdil dün Sözcü gazetesindeki köşesinde çok çarpıcı bazı rakamlar yayınladı.
Yunanistan’ın nüfusu 10 milyon.
Her gün 260 bebek doğuyor.
Türkiye’nin nüfusu 79 milyon.
Her gün en az 130 Suriyeli bebek doğuyor.
Yani ne demek....
Her gün Yunanistan’a giden Suriyeli sayısından çok ama çok daha fazla bebek burada doğuyor.
Gelelim vizesiz gideceğimiz Avrupa’ya...
-Danimarka:
Nüfusu 5.6 milyon. Doğan çocuk 50 bin.
-Finlandiya:
Nüfusu 5.5 milyon. Doğan çocuk 45 bin
-Hırvatistan:
Nüfusu 4.2 milyon. Doğan çocuk 40 bin.
-Makedonya: Nüfusu 2 milyon. Doğan çocuk 23 bin.

 

* * *

 

Ülkemizde 2.5 milyon Suriyeli göçmen var.
Geçen yıl Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 55 bin...

 

* * *

 

Yani ne demek...
Ülkemizde her yıl, küçük Avrupa devletlerinde doğan toplam çocuktan çok daha fazla Suriyeli çocuk doğuyor.
Yani ne demek....
Avrupa’ya vizesiz gidebileceğiz ama bize vizesiz, hatta pasaportsuz gelen nüfus sayısı kat kat fazla.

 

* * *

 

Sakın bana “İyi ama onlar da Müslüman, daha kolay kaynaşırız” demeyin.
Bu bölgede biliyoruz ki, Müslüman’ın Müslüman’a ettiğini kimse kimseye etmedi.

 

* * *

 

O yüzden diyorum ki...
Bir gün Erdoğan gidecek. Davutoğlu gidecek.
Ama bu Suriyeliler burada kalacak.

 

* * *

 

Bilelim ki, bu nüfus arasından radikal İslamcısı çıkacak.
Radikal Arap milliyetçisi de çıkacak.

 

* * *

 

Ve şunu da bir kenara yazın.
Önümüzdeki dönem Suriye, Irak, Mısır, Yemen gibi ülkelerde yükselen psikolojilerden biri “Türk düşmanlığı” olacaktır.

 

* * *

 

O yüzden herkes demagojiyi bırakıp, bu sorun üzerinde kafa yormaya başlamalıdır.

 


Gülben Abla... Söyle onlara seni okusunlar

 

VUSLAT Doğan Sabancı’ya, Sedat Ergin’e, Fikret Ercan’a, Emre Oral’a, Selim Akçin’e çok teşekkürler.
Yenilenen Kelebek’te müthiş bir gazeteci yarattılar.
Gülben Ergen, her çarşamba günü yayınlanan “Kalbimi Koydum” başlıklı sayfasında harika röportajlar yapıyor.
Onun sayesinde Tarlabaşı’nın yalnız çocuklarını, Bağcılar Belediyesi’nin açtığı 21’inci yüzyıla layık engelliler sarayındaki insanları ve harika işlerini, İstanbul’daki Suriyelilerin yapayalnız dünyalarını bazen ağlayarak, bazen gülerek okuduk.
Onlardan her hafta “Gülben Abla söyle onlara” diye başlayan mesajlar aldık.
Ben de diyorum ki, “Gülben Abla söyle onlara, seni mutlaka okusunlar...”
Kimlere mi söylesin... Hepimize... Ama özellikle büyüklerimize...

 

 

Karşı mahalle ‘hainler’ listesini yırtıp atar mı

 

AHMET Taşgetiren’in dün Star gazetesindeki yazısının başlığını görünce “Eyvah” dedim...
Başlık “Hainler”di...
Yeni bir kıyım listesi mi geliyor diye düşündüm.
Meğer tam aksiymiş.
“Derim ki kadim dostlarını çağırsa Sayın Cumhurbaşkanı, birlikte geçmişteki zor günler yâd edilse ve sonunda ‘hainler listesi’ni ateşe atıp yaksa... Eminim herkes yeniden doğmuş gibi olacak.”
Hoşuma gitti. Ama şunu da sormadan edemedim. Kadim dost olmayıp da, “hain” damgası vurulan, öteki mahallelerin çocukları ne olacak...
O listeler de ateşe atılsa daha güzel bir Türkiye olmaz mı...

 


Devletine hâlâ küsmeyen sessiz bir devlet adamı

 

ONU yerden yere vurdukları günlerde “Vurmayın, hoyrat davranmayın bu insanlara. Yoksa ileride bu ülke için savaşacak kahraman bulamazsınız” dediğimde bana da vurmuşlardı.
Kimsenin aklına gelmiyordu ki, bir gün gelecek, Sur’da, İdil’de, Silopi’de PKK teröristi ile göğüs göğüse çarpışacak başka kahramanlara ihtiyaç olacaktı.

 

* * *

 

Mehmet Ağar’ın yıllardır, hoyratlığa, vefa bilmezliğe, devlet bilmezliğe karşı verdiği mücadele sonunda bitti.
Hakkındaki davalar düştü...
Dün sordum: “Bu vefasız, hoyrat devlete dava açacak mısın?”
“Olur mu öyle şey hiç...” dedi.
Devletinden çok çekti, devletinden
hiç şikâyetçi olmadı.

 

* * *

 

Demirel’in devlet kürsüsünden mezundu. “Barışmayı bilmeyenler savaşmamalı” diyen bir ekoldendi.
Savaşmayı bilen bir insan olduğu için, Kürtlere “Siyaseti dağda değil, ovada yapın” diyerek cesaretini gösteren ilk siyasetçi olmuştu.

 

* * *

 

Dağda savaştı, ovada hukuk mücadelesi verdi. Ve kazandı...
En çok sevinenler de eminim, bugün Diyarbakır sokaklarında PKK’ya karşı göğüs göğüse savaşanlar oldu.

 

* * *

 

Geçmiş günde 9 sütun manşetlerden vuranlar ise, tek sütundan duyurmaya bile gerek duymadılar.
Ben yazayım, siz de duyun...

 

 


Nehir Kenarı Bilgesi

 

Bak arkadaş demagojiyi bırak ve oku
 

 

EGE’de deniz kenarında oturan arkadaşım var. Adı Yakup Murat. Yaşadığı yerin civarında küçük bir akarsu da var. O buna nehir diyor. Dün bana bir not göndermiş. Nobran iktidar yazarlarına şöyle sesleniyor:
“Ne bu tafra arkadaş?..
De ki düşmanınım...
De ki beni yok etmeyi kafana koydun...
De ki bana karşı yıllardır kazandığın zaferlerin sarhoşusun...
İyi ama ne sen siyasetçisin, ne ben politikacı...
Zaferi kazanan da siyasetçi...
Kaybeden de siyasetçi...
Onların zaferi niye seni muzaffer komutan yapıyor ki...
Ve unutma...
En erdemli galip, kazandığı zaman durup yürümeyi bilendir...
Yarışı kazanan atlet bile koşusunu bitirdiğinde zafer kazandığı çizgiye yürüyerek döner...
Uçma yani...”

X