"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporu

20 Nisan 2017...

Amerika’nın Boston şehrinin dışındaki bir klinik...

Doktor elindeki insan beynini tartıya koyup ağırlığını ölçtü...

Tam 1573 gramdı...

Önündeki kâğıda, “Bu yaştaki insan için normal bir beyin ağırlığı” diye yazdı...

27 YAŞINDA NORMAL BİR İNSAN BEYNİ GİBİ

Dıştan bakıldığında, beynin görünümünde anormal hiçbir şey yoktu...

Amerika’nın Boston şehrinde yaşanan o olay o sabah iki kişinin ellerindeki kutunun içindeki insan beynini, analizlerin yapılacağı kliniğe getirmesiyle başlamıştı.

Aslında beyin Boston Üniversitesi CTE Kliniği’ne verilmişti. Ama üniversite, o analizleri, şehrin dışında kendilerine ait bir klinikte yapmayı uygun bulmuştu.

BEYİN ARKA KAPIDAN VE MAHZENDEN SOKULUYOR

Kutu kliniğe ön kapıdan değil, arka tarafta çok az insanın kullandığı bir kapıdan sokulmuştu.

Dahası, laboratuvara normal yoldan değil, hastanenin altında gizli bir koridordan getirilmişti.

Beynin kime ait olduğunu, laboratuvardaki 3 kişiden başka kimse bilmiyordu.

Beynin kime ait olduğunu bilen bu üç kişi, onun nereden getirildiğini de biliyorlardı.

30 kilometre ötedeki bir hapishaneden getirilmişti.

Ve bir gece önce, yatak çarşafıyla kendini asan bir mahkûma aitti... Ama kimsenin bilmediği asıl şey, bu beynin çok ünlü bir insana ait olduğuydu...

Bütün bu önlemler, medyada bir spekülasyona yol açmaması için alınmıştı.

AMAN ALLAH’IM BU BEYİN BAKIN KİMİNKİ İLE EŞLEŞTİ

Beyin görünüşte gayet normaldi... Büyüklüğü, ağırlığı, doku yapısı, son derece normaldi.

Ancak ince dilimlere ayrılıp, çeşitli bölgeleri incelenmeye başladığında, doktorları hayretler içinde bırakan şeylerle karşılaştılar.

Beynin iç göstergeleri, onun darmadağın olduğunu gösteriyordu.

Laboratuvarda her yaştan, her hastalıktan, her cinsten binlerce insan beyni örneği vardı.

27 yaşındaki bu genç erkeğin beyni, yaş grubu olarak o örneklerden sadece bazılarına uyuyordu. O da 65 yaşından büyük insanlara ait beyinlerdi.

Ancak ikinci bir eşleştirmede, onları hayretler içinde bırakan çok spesifik, ikinci bir eşleşme daha bulmuşlardı.

27 yaşındaki genç erkeğin beyni, 46 yaşında hayatını kaybetmiş bir boksörün beyni ile eşleşmişti. Peki bu genç adamın beynini daha 27 yaşında bu hale getiren hastalık neydi...

22 EYLÜL GÜNÜ AÇIKLANIYOR: BAKIN O BEYİN KİME AİTMİŞ

Analizi yapan uzmanların bulduğu gerçek, bu yılın eylül ayına kadar gizli tutuldu. Sonunda ölen gencin ailesi izin verince, sonuçlar 22 Eylül 2017 günü açıklandı.

Beyin, Amerikan futbolunun en önemli takımlarından Patriots’un oyuncusu Aaron Hernandez’e aitti...

Hernandez, 2013 yılında bir arkadaşını öldürmek suçuyla hapishaneye girmişti. Ayrıca iki başka kişiyi daha öldürdüğü iddiaları vardı. Yani bir seri katil olabilirdi.

Bu yılın 19 Nisan günü hapishanede kendini yatak çarşafı ile asarak intihar etmişti.

Ailesinin isteği üzerine beyni Boston Üniversitesi CTE Kliniği’ne incelemeye gönderilmişti.

22 Eylül günü açıklanan sonuçlar, tabii ki herkesin gözünü 2 yıl önce yapılan bir filme çevirdi. Yönetmen Peter Landesman’ın 2015 yılında yaptığı “Concussion” filmi aynen böyle Amerikan futbolunda, çarpışmalardan beyni hasara uğrayan oyuncularla ilgili bir olayı anlatıyordu.

Türkiye’de “Doğruyu Söyle” adıyla gösterilen filmde, Afrika göçmeni bir kasaba otopsi uzmanı bu gerçeği söylediği için Amerikan Futbol Federasyonu FNL’in gadrine uğrayıp işini kaybetmişti.

22 Eylül günü açıklanan bu beyin raporu, artık Amerikan futbolunun kanunlarını tamamen değiştirecek...

Belki de Türk futbolunun kanunlarını ve kontratlarını da...

Tabii geriye kalan son soru da şuydu... Genç yaşta hasara uğrayan o beynin, işlenen seri cinayetlerdeki payı neydi...

NOT: New York Times’ın 11-12 Kasım 2017 tarihli sayısından...

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuGÜLE GÜLE EVLAD-I FATİHAN’IN GÜZEL ÇOCUĞU GÜLE GÜLE

Güle güle Kırcali’nın Türk evladı...

Güle güle Evlad-ı Fatihan’ın güzel çocuğu...

Güle güle aslan hemşehrim, bir tane kardeşim...

Güle güle yiğidim aslanım...

Türk’ün bayrağını direklerin tepesine diken kahramanım...

Güle güle Türk’ün,Türkiye’nin büyük Herkülü..

Bugün bu ülkenin bütün papatyaları senin...

Mastanlı’nın, Trakya’nın, Anadolu’nun bütün gülleri bugün senin için açacak...

Güle güle büyük şampiyonumuz...

Gönüllerimizin şampiyonu...

Güle güle...

 

NE YANİ... BİR STADIN ADINI BİLE TARTIŞAMAYACAK MIYIZ

KONU İzmir’de yapılacak yeni futbol sahasına verilecek isim...

Rıdvan Dilmen sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da fikrini söyledi...

“Mustafa Denizli olabilir” dedi...

Olabilir tabii...

***

Bense fikrimi Metin Oktay diyerek açıkladım.

Yılmaz Özdil, “Oranın adı Alsancak’tır, Alsancak kalmalı” deyince ben de “Öyleyse Alsancak Metin Oktay Stadı olsun” dedim...

***

Ama o ne... Ne görüyorum...

Çevremdeki futbolla ilgili tanınmış kişilere, iş insanlarına soruyorum...

Kimse gıkını çıkaramıyor...

Hepsinde “Cumhurbaşkanı öyle dediyse, bize bir şey demek düşmez” havası...

***

Ne bu korku yahu...

Ben Cumhurbaşkanı’nın bu konuda fikrini belirtecek insana bir şey söyleyeceğine hiç ihtimal vermiyorum.

***

Acaba diyorum...

Bu korku iklimini, efsanesini biz biraz da kendi kendimize mi yaratıyoruz...

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuSONUNDA BU ÇAKMA EŞARPLA BEN DE ONUN ELİNE DÜŞTÜM

DÜN baktım, Kelebek’in birinci sayfasında Mustafa Taviloğlu ile benim bir fotoğrafım.

Melis Alphan’ın o kült köşesinde, haftada üç-beş gün başkalarının kıyafetleriyle dalga geçilen ve kahkahalarla gülerek okuduğum köşenin bu defaki konusu benim...

Kasketim, boynumdaki çakma Alexander McQueen’in uyumsuzluğundan girmiş, Mudo’nun üzerindekilerden çıkmış.

Allah için, eski genel yayın yönetmeni olduğum için bana kıyak da geçmiş.

Nazik mi nazik bir üslup...

Ama anladım ki nezaket büyüyünce acısı da büyürmüş...

SEDAT VE VOLKAN MELİS’LE AYNI FİKİRDE

ÜZERİMDEKİNE, İngiliz tasarım okulu Central Saint Martins’in 1980’lere kadarki kanunları ile bakarsanız...

Evet uyumsuz mu uyumsuz bir kitsch üzerimdeki... Ama o okul 90’lardan sonra Alexander McQueen, Galliano, Rıfat Özbek’lerle bu kanunları yeniden yazdı...

Bunun üstüne bir de ben kendi kanunsuzluklarımı yazmaya başladım.

Sonuç bu...

Ruhumdaki içim, dışıma vurmuş...

Eski büyükelçi ve klasik giyim ambassadoru Volkan Vural’la, onun arkadaşı Sedat Ergin’in gözüyle bakarsanız da hiç olmamış...

Ama gel bir de bana sor...

Bu sallapati halimi öyle seviyorum ki...

Yeni tarzım bu...

Her şey her şeyle gider, hiçbir şeyin hiçbir şeye uyması, baş eğmesi gerekmez...

ÇOK ÖNEMLİ GÖZLEM

HER pazar Hürriyet ve Posta’da tanınmış Türk şahsiyetlerinin günlük kıyafetleriyle çekilmiş fotoğraflarını görüyorum.

Allah için olsun birinin üzerinde bile bir Türk markası yok... Bense son zamanlarda günlük hayatımda neredeyse sadece Türk markası giyiyorum.

Mesela bu fotoğrafta, üzerimdeki çakma Alexander McQueen atkı dışında her şey Türk.

Mudo, Mavi, Sarar, Kiğılı, Bisse, Adam, Damat, Koton, Milimetrik...

Günlük sporda Lescon... İnanın harika oluyor...

 

TÜRKİYE’NİN İLK SANAYİ DEDEKTİFİ KİM

SANAYİ casusluğu, sanayi dedektifliği ilginç bir iş. Türkiye’de bu işi ilk yapanlar kimler...

Bu ilginç sorunun cevabını bugün Hürriyet’in ekonomi sayfasında yazdım.

 

TÜRKİYE’DE BİR ÇAĞ YANGINI VARSA İŞTE KİTABI DA BUDUR

ÖNÜMDE sosyolog damarımı yeniden kaldıran harika bir kitap var.

“Emile Durkheim’ın Sosyolojisi ve Felsefi Düşüncesi”.

Yazarlarından biri Bekir Balkız. Siverek doğumlu. Ege Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

Öteki Ümit Tatlıcan...

O da Dinar doğumlu ve halen Andan Menderes Üniversitesi öğretim üyesi.

Durkheim “çağ yangınlarının” sosyoloğudur. Yani anomi durumlarının...

Kuralların anlamını yitirdiği dönemlerin.

Yani tam da Türkiye’nin şu içinde bulunduğu dönemi anlamamıza yarayacak bir düşünür.

Herkesin alaminüt bir şöhrete koştuğu şu dönemde 674 sayfalık bu kitabı hazırlayan insanlara, bu kitabı basan Islık Yayınları’na teşekkürler.

Başladım... Tamamını olmasa da büyük kısmını okuyacağım.

 

Arka kapıdan sokulan bir beynin otopsi raporuKADIN, MAĞDUR ERKEĞİ Mİ SEVER, YOKSA HAYLAZ VE ZEKİ OLANI MI

KÜÇÜK İskender’in yeni kitabı “Türkçe Sözlü Hafif Mavi” kitabında ilginç bir ikilem tartışması var.

Küçük İskender’i yazmaya teşvik eden kitap Mark Twain’in “Tom Sawyer”i olmuş.

Orada, “Haylaz ve zeki Tom Sawyer mi olmak isterdim, yoksa mağdur ve saf Huckleberry mi” diye soruyor.

Bazen biri, bazen öteki olmayı tercih etmiş.

Bense banko Tom diyorum...

“Küçük Emrahlık”, yani “mağduriyetizm” bana uygun bir hal değil...

Ayrıca soruyu başlıktaki gibi, kadın açısından soruyorum, yine bu tercih çıkıyor.

X