"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Acil soru: Savaşa girecek miyiz

ÖNCEKİ gün Hürriyet’te Cansu Çamlıbel’in “5 maddede Ankara’nın Suriye yol haritası” başlıklı bir haber analizi yayınlandı.
Sedat Ergin, bu analizi çok önemsemiş olmalı ki, yarım sayfaya yakın yer ayırmıştı.
Bana göre doğru yapmış.
Çünkü bu haber analiz, “Saray’ı anayasal sınırlarına çekme konusunda ilk ciddi girişimi” anlatıyordu.

* * *

Önce gözlemlerimi yazayım.
-Haber analiz aşağı yukarı bütün gazetelerde vardı.
-Bütün gazetelerde, aynı belirsiz üslupla kaleme alınmıştı.
Yani bilginin kaynağı belirtilmiyordu. Hatta “bir yetkili” ifadesi bile kullanılmamıştı.
-Bütün muhabirler haberleri kendi öğrenmiş gibi yazmıştı ama kullanılan ifadeler aşağı yukarı birbirinin tıpatıp aynıydı.
Bunu gören kıdemli ve tecrübeli bir gazeteci şunu anında anlar.
-BİR: Belli ki Ankara’dan “üst düzey ve önemli bir yetkili” gazetecilere “derin brifing” vermiş.
-İKİ: Belli ki, “bu yetkili” son günlerde, özellikle Saray yanlısı medyada oluşan, “Hadi savaşa gidiyoruz” havasını dengelemek istiyor.
-ÜÇ: Beş maddelik planda muhtemel her alternatif anlatılıyor.
Ama Türkiye’nin tek başına savaşa girmesi alternatifi yok...

* * *

O zaman akla şu iki ihtimal geliyor:
-ÇOK DÜŞÜK İHTİMAL: Ya, bu “yetkili” Saray adına konuşuyor...
Dolayısıyla bizzat kendi ağzından meydan okuyan Saray, geri adım atıyor...
-ÇOK KUVVETLİ İHTİMAL: Ya da “yetkili” Davutoğlu adına konuşuyor.
Bu durumda, Başbakan Davutoğlu, Saray’ın “Bedeli ne olursa olsun savaş” politikasına karşı.
Yani aralarında derin bir görüş ayrılığı var.

* * *

Çok açık bir ifadeyle yazayım...
Bu olay, “Dış politikada Saray’ı sınırlarına çekme konusunda ilk girişimidir...”
Tabii aynı zamanda Saray medyasına da bir “Hizaya gel” işareti.
Saray’ın buna cevabı ise önceki akşam Yeşilay iftarında geldi.

Saray’ın bu girişime cevabı Yeşilay iftarında geliyor

ÖNCEKİ akşam, Yeşilay iftarında durup dururken, yine sözü Mısır’a getiriyor ve “Mısır’ın Cumhurbaşkanı Sisi değil, Mursi’dir” diyor.
Bütün dünya Sisi’ye kapılarını ardına kadar açmış, altına kırmızı halı seriyor.
Ankara’da hükümet, el altından Kahire ile ilişkileri düzeltmeye çalışıyor...
Ama Saray yine yapıyor yapacağını.
Üstelik de IŞİD’in Sina’da 60’tan çok insanı öldürdüğü günün ertesinde söylüyor bunu...
Öyle anlaşılıyor ki, Saray’ı sınırlarına çekmek sanıldığı kadar kolay olmayacak.
Veya hükümet dünyaya şu mesajı çok açık bir dille verecek:
“Siz ona değil bize bakın...”
Ama bunu kapalı kapılar ardında derin brifinglerle yapmak yeterli olmaz.
Saray, herkese açık ortamlarda açık bir dille konuşuyor.
Ankara’da hükümet varsa o da mesajını aynı açıklık ve net dille söylemeli...

Meleğin ve çocuğun arkasından koşan neşeli köpek ne anlatıyor


İNCİL’i okudum ama ya fark etmemişim ya da okuduğum günlerde ilgimi çekmemiş.
Christian Bobin’in, Monokl Yayınları’ndan çevirisi çıkan “Yerlerde Bir Aziz” isimli kitabında okudum.
İncil’in Tobias kitabında şöyle bir cümle varmış:
“Çocuk melekle birlikte gitti ve köpek onları takip etti...”

* * *

Yazar bu cümleyle ilgili çok ilginç bir yorum yapıyor:
“Bu cümlede ne meleği ne çocuğu görürsünüz. Bu cümlede yalnızca köpeği görürsünüz...”

* * *

Çok doğru...
Ben de sadece köpeği gördüm...
Niye acaba...

* * *

Onu da şöyle açıklıyor:
“Çünkü, çocuk aldırmazlığı nedeniyle görünmez olmuştur, melek sadeliği nedeniyle görünmez olmuştur.”
Dolayısıyla gözünüz arkalarından koşan, kâh yanlarında yürüyen, kâh öne geçip koşan köpeğe takılır.
“Onun neşeli doğasını gözünüzde canlandırırsınız...”

* * *

Tabii bunu okuyan bir Müslüman’ın aklına, Kuran’da köpeğin geçip geçmediği sorusu takılıyor.
İşte onu biliyorum. A’raf Suresi’nde şöyle geçiyor:
“Biz dileseydik onu ayetlerimiz vesilesiyle yüksek bir mertebeye eriştirirdik. Ne var ki o, dünyaya mahkûm etti kendini, arzu ve isteklerine boyun eğdi. Onun durumu, kışkırtsan da kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzer. Ayetlerimize yalan diyen kimselerin durumu işte böyledir.” (Mustafa Öztürk mealinden)

* * *

Bu iki metne bakıp iki tektanrılı dinden, birinin köpeği sevdiği, ötekinin sevmediği sonucunu çıkarabilir miyiz...
Epey kutsal kitap okudum ama hepsini de yorumlamakta çok büyük zorluk çekiyorum. Hatta bazen anlamadığımı bile söyleyebilirim.
O nedenle yorumu ramazan sayfalarını yapan arkadaşlara bırakıyorum.

X