"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

68 yaşında ruj mankeni

‘YILDIZLARARASI’ (Interstellar) filminin kahramanı Cooper, tarihe “Karadeliğin içinden geçen ilk insan” olarak geçti...

Oysa bugüne kadar bildiğimiz şey şuydu: Karadeliğin içine giren hiçbir şey oradan çıkamaz...
68 yaşında ruj mankeniDeliğin tam girişinde “uzay ufku” denilen hayali bir ekran vardır ve karadeliğe giren her şeyin görüntüsü o ekran üzerinde sonsuza kadar kalır.
Şimdi bir insan, hayal dünyasında da olsa, olay ufkunu geçti, karadeliğe girdi ve geri geldi.
“Dazed” dergisinin son sayısındaki, post fashion gelişmelere bakarken bu filmi hatırladım.
İlk dikkatimi çeken, Charlotte Rampling’in Nars marka yeni bir dudak rujunun tanıtım reklamındaki fotoğrafı oldu.
Siyah-beyaz bir fotoğraf... Dudağında belirli belirsiz bir ruj var, ama renksiz olduğu için zor fark ediyorsunuz.
Charlotte Rampling’i, ‘Gece Bekçisi’ filminde, eski Nazi subayı Dirk Bogarde’la yere saçılmış cam kırıkları üzerinde sevişirkenki görüntülerini hatırladım.
Tam 40 yıl geçmiş...
Charlotte Rampling şimdi 68 yaşında...
Ve genç bir ruj markasının yüzü...
Çok değil, 10 yıl öncesine kadar genç ve güzel olan kıymetliydi...
Kırkını geçen kadın, bir karadelik içinde kaybolur ve bize sadece “olay ufkundaki” resmi kalırdı...
Şimdi ‘Interstellar’ın kahramanı gibi karadelikten geçip geri dönüyorlar...
Artık yaşlı da kıymetli bir şey...
Ya da güzelliği farklı olanlar...
Orada da gelişmeler var.

54 yaşında, farklı soğuk ama kıymetli

AYNI dergiden önümde bir başka fotoğraf duruyor.
Mercedes firması, yeni S sınıfı için değişik bir yüzü seçmiş.
Tilda Swinton...
68 yaşında ruj mankeni54 yaşında...
Güzel kadın diyebilir miyiz bilmiyorum...
Ama farklı bir kadın olduğu kesin...
Yepyeni bir kupe arabanın önünde, olabilecek en sıradan, üstelik en soğuk haliyle duruyor.
Hatlarında kadına ait hiçbir şey yok..
Hatta dünyalı hali bile yok.
Bir android var karşımızda...
Her iki fotoğrafta da her yer, bir ‘Sin City’ filmi kadar siyah veya alacakaranlık...
Arabanın sadece arka lambası kırmızı...
Dünyada değil, Mars’tayız...
Charlotte Rampling gibi o da kapkara bir delikten geçip geri dönmüş...
On yıl önce sadece genç ve güzel iş yapıyordu...
Artık yaşlı ve farklı olan da yapıyor...
Güzellik Venüs’ün istibdadından kurtuldu...
Eskiden hep aydınlıklar güzeldi...
Şimdi karanlığın güzelliğini de keşfediyoruz...
Öyleyse, aydınlık olanla birlikte, genç ve güzel olan da öldü mü...
Hayır... Ölmedi...
Onu da anlatacağım.

Gezi’nin ölmüş çocuklar bahçesinin olay ufku

ŞU anki bilgilerimiz bize şunu söylüyor..
Kainat, büyük patlamadan sonra karadelikle oluştu...
Yani her şeyin başında büyük patlama ve bir de karadelik var.
Bildiğimiz öteki şey de şu:
“Karadeliğe giren hiçbir varlık oradan çıkamayacak...”
Çünkü oradaki yerçekimi öyle yüksek ki, ışık hızıyla bile çıkabilmek mümkün değil.
Ölüm de bugüne kadar kimsenin geri gelemediği bir karadelik değil mi...
Ve bizler de o çizgiyi geçerken, ‘olay ufku’na bir fotoğrafımızı bırakıyoruz.
Hayatı biz yaşıyoruz, kararları biz alıyoruz, ama uzay ufkumuza bizden kalan imajı biz tayin edemiyoruz.
Tıpkı cennete mi gideceğiz yoksa cehenneme mi sorusunun cevabı gibi...
Günah ve sevapları bizler işleyeceğiz..
Ama cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğimizi hiçbir zaman bilemeyeceğiz...
Cennete kimin gideceğini bilmiyoruz, ama kimin gidemeyeceğini tahmin edebiliriz.
Bu dünyayı başka insanlar için cehennem haline getirenler, cennete gidemeyecek...
Yani, zalim diktatörler, çocuk katilleri, yolsuzluklara karışanlar, adaleti ayaklar altına alanlar, insanları birbirine düşürenler ve zulüm edenler, kendi inancını ve görüşünü bütün insanlara zorla kabul ettirmek isteyenler...
Bir de, Berkin’lerin, Gezi’nin ölmüş çocuklar bahçesinin uzay ufkundaki fotoğraflarına bakın...
Yarının çocuklarının Gezi meydanında kimlerin heykellerinin önüne minnet çiçeklerini bırakacağını tahmin edebilirsiniz....
Hayat böyle... Bazen 16 yaşında ölüp de olay ufkunu böyle güzel aşarsınız.
Bazen de 60 yaşında, daha hayattayken, olay ufkunda felaket bir fotoğrafınızı bırakırsınız...
Farkında değilsinizdir ama o karadelik, kapkara bir deliğe dönüşüp, sizi içine çekmiştir...

2014’ün son sözü: Ona bakmayın, takmayın

BİR yıl geride kaldı...
Kötü bir yıldı... Mutsuzluklar, adaletsizlikler, felaketler ve vicdansızlıklarla dolu bir yıldı...
Fiziken bölünmüş, ruhen parçalanmış, manen çökertilmiş bir ülke haline geldiğimiz bir yıldı...
İnşallah, yarından itibaren, hepimiz uzay ufkuna kalacak olan fotoğrafımızı bir kere daha düşünürüz ve 2015 güzel bir yıl olur...
Hepinize mutlu yıllar...
2014’ün son cümlesi...
Bakmayın ona, takmayın...
İnadına, inadına...
Eğlenin... Gülün eğlenin, dalga geçin, ti’ye alın...
En etkili ve en şanlı direniştir bu...

X