« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Karl Marx'ın şehri

Almanya’dan yaklaşık 3 ay sonra, geçtiğimiz cuma günü “Genç Karl Marx” filmi ülkemizde de gösterime girdi, bir biyografi olan film Karl Marx’ın 26-30 yaş arasını anlatıyor.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Erdem Cürgen

Erdem Cürgen

Ben de bu film vesilesiyle bir zamandır yazmayı düşündüğüm, Doğu Almanya’da şampiyonluklar yaşamış ve Şampiyon Kulüpler Kupasında mücadele etmiş iki Karl Marx şehrinin takımından bahsetmek istiyorum.

Günümüzün Almanya haritasının en doğusunda yer alan Saksonya Eyaletinin 3 bölgesinden bir tanesi Chemnitz; 2.Dünya Savaşının bitiminden, Berlin Duvarı yıkılmasına kadar yaklaşık 45 yıl Doğu Almanya ve Batı Almanya iki farklı ülke, haliyle iki farklı milli takımları ve ligleri var.

Chemnitz şehri o zamanlar Karl Marx Stadt ismiyle anılıyor; 1956 ve 57 yıllarında bugünün Bundesliga2’de mücadele eden temsilcisi Erzgebirge Aue, o zaman ki adıyla Wismut Karl Marx Stadt ligi şampiyon olarak bitiriyor ve Şampiyon Kulüpler Kupasına kalıyor. İlk yıl 2.Turda Ajax, ikinci yıl Çeyrek Finalde Young Boys’a elenen Doğu Alman temsilcisi pek de parlak bir performans sergileyemiyor.

Karl Marxın şehri


10 yıl sonra bu sefer FC Karl Marx Stadt (Bugün Chemnitzer FC ismiyle Bundesliga 3’de mücadele ediyor) Doğu Almanya Liginin şampiyonu olsa da, Şampiyon Kulüpler Kupasının henüz ilk turunda Anderlecht’e elenmekten kurtulamıyor.

O günlerden bugünlere geldiğimizde, Karl Marx’ın şehrinin adı bile değişse de, Batı’nın Doğu’ya üstünlüğü hala değişmedi. Berlin Duvarı yıkıldığından beri, Bundesliga’yı hiçbir Doğu takımı kazanamadı. Bugün 18 takımlı Bundesliga’da eski Doğu Almanya’dan sadece tek bir takım yer alıyor, eski sosyalist Doğu Almanya’nın şu an ligdeki tek temsilcisi Leipzig, kapitalist sponsoru Red Bull’un desteğiyle yeni çıktığı Bundesliga’yı 2.sırada bitirerek Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı kazandı. Ne dersiniz sponsor desteğiyle eski Doğu Almanya, önümüzdeki 5 yıl içerisinde bir Bundesliga şampiyonu çıkarır mı?



YENİDEN SEVİNÇ GÖZYAŞLARI
Geçtiğimiz sezonun şüphesiz en dramatik hikayesiydi Chapecoense’nin Sudamericana Kupası finalinin ilk maçı için çıktığı Kolombiya yolculuğunda, uçaklarının düşmesi sonucu neredeyse tüm takımın hayatını kaybetmesi.

Günlerce ekranlarda yarı final rövanş maçı sonrası, soyunma odasında yaşadıkları final sevincini seyrettik bugün hayatta olmayan futbolcuların, rakipleri Atletico Nacional’ın jesti ve başvurusuyla kupa Chapecoense’ye verildi, kıtanın en büyük kupası Libertoderes Kupası’na direkt dahil edildi.

Birçok takımın Chapecoense’ye para ve futbolcu yardımı yapacağı söylendi, fakat sonra bunların gerçek olmadığı anlaşıldı. Chapecoense yeniden bir takım kurdu ve Libertadores Kupasında mücadeleye başladı.

Geçtiğimiz gece yarısı gruptaki son maçında sahasında Venezuella temsilcisi Zulia karşısındaydı Chapecoense, gruptan çıkmak için galibiyet gerekiyordu, Gruptaki 4 takımın da son 16 iddaasını taşıdığı son maçlarda, 90.dakikaya girdiğimizde Chapecoense deplasmanında 1-0 önde olan Zulia gruptan çıkma noktasındaydı, beraberliğin bile yetmediği Chapecoense, 90.dakikada Arthur Caike’nin ayağından golü buldu, bu skor iki takımı da gruptan çıkarmasa da, Caike göğü işaret edip, yaklaşık 6 ay önce hayatını kaybeden futbolculara ithaf ediyordu golü, golün tekrarını izledikten sonra, sağ kanattan gelişen Chapecoense atağında ortalanan topu kalede gördük, 1 dakika içerisinde 2 gol bulmuştu Chapecoense, kazadan sonra gözyaşlarının aktığı, anma töreninin yapıldığı stad, o günden bugüne belki de en mutlu gecesini yaşıyordu, bu sefer gözyaşları bu mucizevi galibiyet içindi, uzatma dakikalarında Zulia’nın haklı olarak penaltı beklediği bir pozisyonun hakemin gözünden kaçması ise beni hiç rahatsız etmedi.

(Bu maçın kısa özetini Karşı Atak Dailymotion sayfasında orijinal dilinde izleyebilirsiniz. http://www.dailymotion.com/video/x5npt8g)



NIKOLAOS ANDRIAKOPULOS – YORGO ALIBRANTIS
Modern Olimpiyatların başlangıcı olan Atina 1896’dan bu yana bir çok spor dalı olimpiyata eklendi, çıkarıldı, bu dönüşüm hala devam ediyor. Güreş’in olimpiyat dışı kalma tehlikesi yaşadığında ülkemizde gündem olan bu konu, belki de en başarılı olduğumuz spor dalı olan Karate’nin hala olimpik bir spor olmamasına rağmen maalesef gerek yetkililerin, gerek kamuoyunun pek ilgisini çekmiyor.

Bugün size olimpiyat tarihinin en ilginç spor dallarından bir tanesinden bahsetmek istiyorum. Bugünün müthiş rekabetçi olimpiyat altın madalyasının, ilk zamanlar daha kolay kazanılıyor olması anlaşılır bir durum ama 5 sporcunun yarıştığı bir branşta 3 madalya verilmesi pek akla yatkın gelmiyor.

Olimpiyat denince Atletizm, Yüzme ve Jimnastik ana dallar olarak kabul edilir. Jimnastik branşında tam 5 olimpiyatta yer almış bir dal ise gayet ilginç “İpe Tırmanma” işte Nikolaos Andriakopulos da bu dalda ilk olimpiyat altınının sahibi, 5 sporcunun yarıştığı branşta 14 metreye en hızlı tırmanarak altın madalyanın sahibi oluyor, 1904-1906-1924 ve 1932 Olimpiyatlarında da bu branşta altın madalyalar verilmeye devam ediyor ve daha sonra programdan çıkartılıyor. Yunanistan ve ABD 2şer, Çekoslovakya ise 1 kez bu dalda altın madalya alıyor.

Yorgo Alibrantis ise Yunanistan adına 2.altın madalyanın sahibi; aslında kendisi Osmanlı vatandaşı, 1906 Olimpiyatlarına Osmanlı’nın gönderdiği 30 sporcudan bir tanesi; 10 metreye 11.4 saniyede tırmanarak altın madalyayı alıyor ama bir olimpiyat komitesi olmayan Osmanlı, resmi olarak temsil edilmediği için, bu olimpiyat altını Yunanistan’a gidiyor.

Zamanında; Güvercin Vurma, Halat Çekme, Posta Arabası Yarışına bile olimpiyat altını verilirken, potansiyel altın madenimiz Karate’yi olimpiyatlara dahil etmenin yollarını aramalıyız.



TENİS MEVSİMİ BAŞLIYOR
Kasım ayının ortasından, yıl sonuna kadar yaklaşık 45-50 günlük dönemi saymazsak, günümüzde yıl boyunca irili, ufaklı tenis turnuvaları sürekli devam ediyor. Bunlar arasında 4 Grand Slam ise gerek para ödülü ve gerek tarihsel süreci açısından diğerlerinden çok başka bir yerde, bu 4 Grand Slam’ın ilki, ocak ortasında yapılan Avustralya Açık turnuvası, diğer 3 büyük turnuvaysa yaz aylarına geliyor. Sırasıyla Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık turnuvaları yaz mevsimine damga vuruyor ve bu mevsimi, Avrupa’da liglerin de sona ermiş olmasıyla adeta tenis mevsimine çeviriyor.

Roland Garros ya da bir diğer ismiyle Fransa Açık turnuvasında, ana tabloya çıkmak için elemeler başladı. İpek Soylu ve Başak Eraydın, elemelerdeki ilk maçlarını kazanarak ana tabloya bir adım daha yaklaştılar. Çağla Büyükakçay ise turnuvaya ana tablodan başlayacak, ana tablo maçları Pazar günü başlıyor ve gün boyunca Eurosport kanallarından maçlar canlı yayınlanıyor.



PLAY-OFFLARDA İLK HAVA ATIŞI
Basketbol Süper Liginde Play-Off 1.Tur maçları başladı. Anadolu Efes’in normal sezonun son haftasında kaybettiği Beşiktaş maçıyla, final yolunu temizlediğini ve yarı finalde muhtemel bir Fenerbahçe – Darüşşafaka eşleşmesinin keyfini çıkaracağını düşünüyorum, peki finale kadar saha avantajına sahip Beşiktaş’ın, 2 yıl önce yine Ufuk Sarıca’nın Karşıyaka ile yaptığı sürprizin bir benzerini yapması ne kadar olası? Tüm bu soruların cevabını önümüzdeki yaklaşık 1 aylık sürecin sonunda alacağız, güzel basketbol ve keyifli maçlar diliyorum, maçların Bein Sports ve NTV Spor’dan canlı yayınlanacağını da hatırlatalım.



Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler