Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Devşirme meselesi

Londra’da geçtiğimiz hafta sonu, tarihimizin en başarılı Dünya Atletizm Şampiyonası’nı  geride bıraktık.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Erdem Cürgen

Erdem Cürgen

 

Ramil Guliyev’in altın, Yasmani Copello Escobar’ın gümüş madalya aldığı şampiyonada (2 hafta önce yaptığımız ankette iki atletimiz de %29 oy alarak en iyi derece beklenen atletlerimiz olmuştu) Eda Tuğsuz’un 5.liği, 4*100 metre erkek bayrak takımımızın final koşup 7.olmaları bizi memnun eden derecelerdi.

Azeri asıllı Ramil ve Küba asıllı Yasmani’den gelen madalyalar sonrası, devşirme meselesi yeniden tartışılmaya başladı. Bir grup devşirmeden kendi sporcularımızı yetiştirmemiz gerektiğini savunurken, karşı grup sporcu devşirmenin başarıya ulaşmak için önemli olduğunu ve o sporcuların da, bizim kadar Türk olduklarını iddia ediyor.

Ben burada sporcu devşirmenin doğru ya da yanlışlığından ziyade; doğru sporcuyu devşirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. O sporcu kazandığı bir şampiyonlukla; Anadolu’da bir köyde, kasabada, Çerkeş’te, Erbaa’da, Bulancak’da, Horasan’da, Muradiye’de, Kahta’da, Meram’da, İskenderun’da, Tavşanlı’da, Narlıdere’de, Çorlu’da bir gencin, ben de şampiyon olabilirim ya da ben de hedeflerime ulaşabilirim özgüvenini kazanmasını sağladıysa, o spor dalının gelişiminde katalizör rolü oynadıysa, bence doğru bir iş yapılmıştır.

Geride bıraktığımız Atletizm Dünya Şampiyonasında kazanılan 2 madalyanın yanına, bizim ülkemizde doğup, büyümüş, bizim yetiştirdiğimiz sporcular da 6-7 tane madalya koyabilseydi, belki de devşirme konusunu tartışıyor olmazdık. Aslolan sorun sporcu devşirmek değil, kendi sporcumuzu yetiştirememek, bugün neredeyse her ülke sporcu devşiriyor ancak yanlarına kendi yetiştirdikleri sporcuları da ekleyebilenler, olimpik anlamda başarılı olabiliyorlar.

Sporcu devşirme olayının da yeni olduğunu söylemek pek mümkün değil, ülkemizin bazı devşirme sporcularına bir göz atalım isterseniz, ondan sonra da sporcu devşirmenin doğru ya da yanlış olduğunun cevabını herkes kendisine versin.

Naim Süleymanoğlu : 1988 Seul Olimpiyatlarında Dünya rekorları kırarak Halterde ilk altın madalyamızı kazanan Cep Herkülü, Dünya Şampiyonu etiketi olan Bulgaristan vatandaşı bir Türk’tü. Turgut Özal’ın girişimleriyle 1 milyon dolar gibi bir ücret ödenerek Türk yapılmış ve 88 Seul’den sonra, 92 Barcelona ve 96 Atlanta’da da olimpiyat altınını boynuna geçirmiş, sakatlıklarla boğuşup halterden ayrı kalmış, geri dönüşü pek parlak olmamıştı. 2000 Sydney Olimpiyatlarında sıfır çektikten sonra kariyerini sonlandırmıştı.

Kendisinden sonra devşirilen Hafız Süleymanoğlu neredeyse tüm önemli şampiyonlarda sıfır çekerek Halter sporuna hiçbir katkı verememiştir.

Naim Süleymanoğlu’nun gelişiyle birlikte Halter sporu ülkemizde yükselişe geçmiş; Halil Mutlu gibi çok büyük bir şampiyon bu topraklardan çıkmıştır. Taner Sağır, Nurcan Taylan, Sibel Özkan gibi bir çok başarılı haltercimiz de bu dönemde çıkmış bir çok Avrupa, Dünya, Olimpiyat şampiyonlukları kazanılmıştır.

Daha sonra yaşanan nahoş hadiseler bu spora yeniden reset atmamıza sebep olmuştur. Şu anda olimpiyatlarda madalya alabilecek seviyede tek sporcumuz yine bir devşirme olan “Daniyar İsmayilov”dur.

Devşirme meselesi

Natalia Hanikoğlu : Rusya’da bir kadın subay olan aynı zamanda CSKA’da oynayan ve ordudan emekli olan Natalia Goncharova Kocaelispor’un kendisini istemesi sonrası 1997’de ülkemize gelir. Yerli statüsünde oynaması için naylon bir evlilik yaptırılacaktır fakat o adama gerçekten aşık olur ve bir aşk evliliği yapar.

2001’de ülkemizde yapılan ve 2.olduğumuz Avrupa Şampiyonasında takımın en iyilerinden ve yarı finaldeki Rusya maçındaki galibiyetin mimarıdır.

2001 Türk Kadın Voleybolu için bir dönüm noktası olmuştur. Avrupa, Dünya şampiyonlukları kazanılamasa da, o günden beri Top Class diye adlandırabileceğimiz Dünya Voleybolunun 10-12 ülkesi arasında hep yer alınmış, takımımız Londra olimpiyatlarına da katılma başarısı göstermiştir.

Devşirme meselesi

Mehmet Aurelio : Türk Futbol A Milli Takımının en başarılı olduğu dönem olan 2000li yıllarda, Milli Takımımızın orta sahasında oynamış Brezilya asıllı oyuncumuzdur, ülkemize ilk olarak Trabzonspor forması giymek için gelmiş, gösterdiği başarılı performanstan sonra Fenerbahçe’ye transfer olmuştur. Milli Takımın ve kendisinin gösterdiği başarılı performans esnasında neredeyse kimse Türklüğünü sorgulamamıştır.

Devşirme meselesi

Emir Preldzic – Bobby Dixon – Hollingsworth : Basketbol A Milli Takımlarımızda da devşirme sporcular önemli rol oynamıştır. 2014 Dünya Şampiyonası 2.Tur maçında Emir Preldzic son saniye üçlüğüyle takımımızı çeyrek finale taşımış, Bobby Dixon yıllarca alt yapılarda aranılan boy kriterlerine 30lu yaşlarında dahi uymamasına rağmen Türk yapılmış ve A Milli Takımımızın ilk tercih edilen Point Guard’ı haline gelmiştir. Amerika asıllı Holingsworth de Kadın Basketbol A Milli Takımımızla Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında büyük başarılar elde etmiş, 2012 Londra’dan sonra, 2016 Rio olimpiyatları vizesi almamızda da çok önemli roller oynamıştır.

Devşirme meselesi

Sporcu devşirme ve bunun naylon evliliklerle yapılmasına Yeşilçam da kayıtsız kalmamış, Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın da başrollerinde oynadığı “Rus Gelin” isimli 2003 yapımı filmde, Okçuluk Federasyonunun getirdiği Moldova’lı okçuyla, Federasyon çalışanlarından birisinin babasının evlendirilmesi sonucu oluşan olaylar mizahi bir dille anlatılmıştır.

Devşirme meselesi

USAIN BOLT’UN BURKAN VEDASI

2 hafta önce Usain Bolt’un veda şampiyonasından önce uzun uzun yazmıştım Usain Bolt’u; başarılarıyla ve sporcu kimliğiyle olduğu kadar insan yönüyle de; ayda 2 milyon doların üzerinde kazanan o genç adamın, hayalini kurduğu özgür hayatı; motivasyon problemlerini ve hem kendisine, hem dünyaya artık ispat edecek bir şeyi kalmadığından bahsetmiştim. Usain Bolt son şampiyonasında sadece bir bronz madalya kazanabildi, buna rağmen hırslı gözükmüyordu, Eurosport’a verdiği röportajda da geri dönmeyi asla düşünmediğini söyledi.

Devşirme meselesi

Basına yaptığı açıklamalarla Bolt’un 2016 Rio performansına, motivasyon anlamında müthiş katkı sağlayan 35 yaşındaki Gatlin’in, Bolt’u geçmek için son şansında Dünya şampiyonu olması ve Bolt’un 4*100’de son 100 metrede bayrağı taşırken ayağının burkulması sonucu, son yarışını tamamlayamaması, sürpiz bir şekilde Büyük Britanya’nın ABD’nin önünde kazanması, ABD’ye bir darbe de 4*400 bayrakta Trinidad Tobago’nun vurması, Londra 2017’yi unutulmaz kılanlardandı.

Usain Bolt’un vedası, efsane Haltercimiz Naim Süleymanoğlu’nun 2000 Sydney Olimpiyatlarında sıfır çekerek yaptığı buruk vedayı anımsattı ama ikisinin de unutulmaz, efsane sporcular olduğunu ve kendi spor dallarında hiçbir zaman unutulmayacakları gerçeğini bu vedalar değiştiremeyecek.

OLAN TRAORE’YE OLDU

Süper Lig’in başlamasına 1 hafta kala Samsun’da Beşiktaş’la yapılan ve 2-1 kazandıkları Süper Kupa maçından önce pek tanıyanı yoktu. Bu sezonun resmi olarak ilk golünü attığında verdiği görsel zevk, Fofana ile uyumu ve maç boyunca rakip savunmayı zorlamasıyla sadece Konyasporlular için değil tüm Türk futbolseverlere bu sezon güzel şeyler vadediyordu Traore.

Geçtiğimiz Pazar akşamı Trabzonspor’la oynadıkları lig maçında ilk yarıyı kapattı. İlk yarıda Pereira’nın Fofana’nın ayağına basmasını ve sonrasında Fofana’nın Pereira’yı itmesini karşılıklı sarı kartla geçiştiren Hüseyin Göçek, Durica’nın direkt Traore’nin ayağına müdahelesini (ki kırılmayla sonuçlandı) de sarı kartla geçiştirdi.

Devşirme meselesi

Bir ülkenin ligi sadece futbolcularla, teknik direktörlerle kaliteli hale gelip gelişemez. Cumartesi günü Premier Ligin son şampiyonu Chelsea açılış maçında taraftarı önünde Burnley karşısına çıktı. Mutlak favori oldukları maçın henüz 13.dakikasında takım kaptanı Cahill ayağından açtığı top nedeniyle rakibinin kaval kemiğine bastı, hakem Craig Pawson sarı kartla atlatabileceği bir pozisyonda, direkt kırmızı kartını çıkarmakta tereddüt etmedi; bir çok eksik oyuncusu olan Chelsea ilk yarı 3 gol yedi, maçın sonlarında 2.golü attıklarında sahada 9 kişilerdi. Bu 2 gol maçı çevirmelerine yetmedi. Craig Pawson İngiltere’de değil de Türkiye’de doğmuş adı da Kerem Bostan olsa, o maçtaki kararları bizim ülkemizdeki 3-4 büyük kulübe karşı iç sahada verebilir miydi ne dersiniz? Sorunun cevabı bence daha ilk hafta hakem performanslarında saklı ve maalesef Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli, çok klişe bir cümledir “Bu hakemlerle lig bitmez.” lig bir şekilde biter de; bu hakem performansları zaten can çekişmekte olan Türk futbolunu bitirecek böyle giderse.

Peki şimdi ne olacak; Hüseyin Göçek, Durica hafta sonu sahaya çıkacak, Traore 4-5 ay sonra sahalara geri dönebilecek öyle mi?

 

 


İlişkili Haberler