"Emre Kızılkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Kızılkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Kızılkaya

Google ve Facebook'a kayyum mu atanmalı?

Kısa cevap: Hayır. Uzun cevap ise şöyle...

Kamuoyu 100 yılı aşkın bir süredir ilk kez bu kadar hızlı ve sert bir şekilde dev şirketlerin aleyhine döndü...

 

Kısa süre öncesine kadar "milyonların sevgilisi" olan Google, Facebook, Amazon, Apple ve Microsoft artık "Korkunç Beşli" diye tanınıyor.

 

Özellikle "yeni petrol" benzetmesi yapılan kişisel verilerin ve ayrıca büyüyen reklam pastasının neredeyse tamamını ele geçiren Google ve Facebook hedefte. Amazon da sanal perakendecilikten gerçek dünyaya yayıldıkça şimşekleri üstüne çekmeye başladı.

 

En son ABD'de 1890'ların sonunda Standard Oil petrol üretiminin yüzde 88'ini ele geçirince ilk anti-tröst yasaları çıkarılmış ve bu enerji devi devlet tarafından küçük şirketlere bölünerek tekel kırılmıştı.

 

Medyada son dönemde çıkan haber ve yorumlar, 19. yüzyıl sonunda olduğu gibi bugün de ibrenin neden aniden dev şirketler aleyhine döndüğünü gösteriyor. İşte bazıları: 

 

* New York Times: Rus devletiyle bağlı hesaplar Facebook'a yaklaşık 3 bin adet reklam verip ABD'de seçimler öncesi 10 milyon kişiye ulaştı 

 

* Buzzfeed: Google ırkçı ifadelerin aramalarına bile reklam alıyor 

 

* ProPublica: Facebook reklamcıların "Yahudilerden nefret edenlere" erişmesine izin veriyor 

 

* Washington Post: Google akademide ve gazetecilikte kendilerini eleştirenlerin üstüne gidiyor 

 

* The Guardian: Google, Facebook ve Amazon'u millileştirmemiz gerekiyor 

 

* * *

 

"Milleştirme" derken, soruna en radikal şekilde bakanlar devlet(ler)in bu şirketlere doğrudan el koymasını, tabir-i caizse kayyum atanmasını savunuyor.

 

Kimileri, Standard Oil örneğindeki gibi bu şirketlerin parçalanması gerektiğini söylüyor.

 

Daha ılımlı olanlar ise Avrupa Komisyonu'nun uyguladığı türden cezalarla bu şirketlerin zamanla "yola getirilebileceğini" öne sürüyor.

 

Teknoloji platformlarıyla medya şirketleri arasındaki ilişki, yalan haberlerin daha hızlı yayılması ve "trol ordularının" istilası gibi problemlerle ilgili son beş yıldır sık sık yazan biri olarak fikrim şu:

 

Her katmanda toplumun dijital dönüşüm karşısında bugüne dek süren pasifliği nasıl ki yanlış idiyse, şimdi de "Google'a devlet koysun" gibi militanca aşırılıklar yanlış...

 

Geçen hafta Hürriyet Daily News'da da yazdığım gibi, ABD'den Rusya'ya, Türkiye'den İran'a bir dizi ülkede, basın ve ifade özgürlüğüne en büyük tehdidin hala devletler olduğunu görüyoruz. 

 

Dijital altyapı şirketleri de mevcut düzende demokrasiye karşı potansiyel bir risk alanı oluşturuyor.

 

Demokratik toplumun kuşkusuz hem devletlere, hem altyapı şirketlerine hem de teknoloji devlerine karşı gardını alması gerekiyor.

 

Ama devletin teknoloji devlerine el koyması uzun vadede demokrasinin karşılaştığı sorunlara çözüm getirmez.

 

Memurların yönettiği bir şirket, sonunda Avrupa Birliği gibi bir şeye dönüşür: Belirli bir standardın korunduğu ama inovasyonun baskılandığı, karar alma süreçlerinin yavaşladığı, modern çağın gerektirdiği çevikliği sergileyemeyen bürokratik bir yapı.

 

O şirket devletin elinde böyle bir yapı haline gelirken, geride bıraktığı boşluğu sonunda yine kendisi gibi olacak başka şirketler dolduracak ve sonuçta istenen kamusal fayda sağlanamayacaktır.

 

* * *

 

Peki, teknoloji platformları siyasi seçimleri bile etkilemekle suçlanırken demokratik toplum ne yapmalı?

 

Cevabın en önemli parçası, Facebook'un tepkilerinde gizli.

 

Mark Zuckerberg geçen yıl şöyle demişti: "Facebook'taki yalan haberlerin seçimleri etkilediği fikri çılgınca... İnsanlar oy tercihlerini (gerçek dünyada) yaşadıkları deneyimlere göre yapar. Çok dikkatli ilerlememiz gereken bir alan bu... 'Hakikat'i tanımlamak zor."

 

Zuckerberg böyle dedi demesine ama "hakikat sonrası çağ" ile birlikte eleştiriler artarak devam edince Facebook kendi reklam ağını da soruşturmaya aldı ve birçok kuralını değiştirmeye başladı. Yani bu dev şirketler kamuoyu baskısı karşısında hatalarını düzeltebiliyorlar.

 

Bu kamuoyu baskısını, sivil toplumun yanı sıra, medya şirketleri ve reklamverenlerin de organize bir şekilde ortaya koyması ve yıkmaktan, parçalamaktan bahsetmek yerine uzun vadeli yatırım gerektiren Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin hız kesmeden süreceği rekabetçi bir teknoloji dünyasının nasıl sağlanabileceğine odaklanılması gerekiyor.

 

Bu iki sektörü baz aldığımızda aslında basit bir yol haritası ortaya çıkıyor:

 

1) Adil algoritmalar: Zuckerberg 'hakikat'i tanımlamakta zorlanıyorsa, tüm teknoloji platformları yaklaşık iki asırdır tam da bu işe yarayan kurallar geliştirerek çalışan köklü gazetecilik kurumlarına başvurmalı. Google ve Facebook yalan haberlerle dolu siteleri ön plana çıkarmaktan vazgeçip gazeteleri daha güçlü bir otorite olarak kabul etmeli ve algoritmalarını buna göre düzenlemeli.

 

2) Şeffaf reklam ağları: Teknoloji platformları hem kamuoyuna hem de reklamverene karşı, ağlarına kabul edip yaydıkları reklamlardan, en az medya şirketleri kadar sorumlu olduklarını kabul etmeli. Şeffaflık, içeriklerin kendisinin ve finansmanının ötesinde, ölçüm metotlarına ve raporlamalara da yansımalı.

 

Kısacası, birbirleriyle de giderek kızışan bir rekabet halinde olan teknoloji devlerinin demokrasiye zarar verebilecek aşırılıklarını törpülemek, demokrasi ve ifade özgürlüğüne çok daha fazla zarar verdiği kesin olan devletlerin onlara el koymasından daha akılcı görünüyor. 

 

Tabii bu teknoloji devleri de, petrol ve demiryolu tekellerinin çağı olan 19. yüzyılda tekelleşmekte olan şirketlere kıyasla bugün çok daha az regülasyona maruz kaldıklarının farkına varıp bu fırsat penceresini gerçek bir özeleştiri ve yeniden yapılanma için kullanmalı.

 

 

 

Yeni Medya'dan kısa kısa

 

* Yalan haberden sonra yakında bir de sahte video rüzgarıyla karşılaşacağız. Yapay zekayı kullanan video montaj teknolojileri ürkütücü bir noktaya erişti bile:

 

 

* İnternetin standartlarını belirleyen ve kar amacı gütmeyen bir kurum olan World Wide Web Consortium, tarihinin en tartışmalı oylamasının ardından, telif haklı videoların tarayıcılarda nasıl görüntüleneceğini belirleyen kuralları değiştirdi. Özetle korsana karşı sert önlemler isteyen Netflix, Google ve Microsoft gibi şirketlerin dediği oldu. Kullanıcı hakları, bilginin özgür dolaşımı ve mahremiyet gibi konuları savunan karşı cephedeki sivil toplum ise kaybetti. Hatta Electronic Frontier Foundation adlı vakıf konsorsiyumdan protesto amacıyla istifa etti.

 

* Doğal (native) reklamda markalar açısından yeni trendi "hiper dikeyleşme" diye adlandırabiliriz. Son derece spesifik bir alana odaklanan yeni yayınlar demek bu... Örneğin geçenlerde Van Winkle's adlı siteye rastladım. Bu sitede sadece uykuyla ilgili içerikler (bilim, sağlık ve kültür konusunda ama mutlaka uykuya dair) yayınlanıyor. Sitenin yayıncısının ABD'deki bir yatak markası olduğunu çok sonradan fark ettim, zira okuduğum hiçbir içerikte yatak reklamına dair en ufak bir ipucu bile yoktu. 

 

* NewsWhip araştırmasına göre Facebook'ta 2019 yılında tüketilen içeriğin yüzde 80'i video olacak. 

 

* Reklamcılar Derneği, 2017 yılının ilk 6 ayında, toplam reklam yatırımlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.88 arttığını açıkladı. Televizyon, dijital ve radyo reklam yatırımları artarken, gazete, dergi, sinema ve açıkhava reklam yatırımları azaldı. 

 

* Google yöneticisi Jason Spero'nun "Yeni Nesil Mobil Deneyimleri Şekillendiren Tüketici Davranışları" başlıklı makalesine göre kullanıcıların yüzde 53'ü, yüklenmesi üç saniyeden uzun süren mobil siteleri terk ediyor. (Makalenin Türkçe tamamı için tıklayın)

 

* Wall Street Journal, Avrupa ve Asya baskılarını sonlandırdı.

X