"Emre Dorman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Dorman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Dorman

Ruhumuzun renklerini soldurmayalım

DÜNYA hayatı insan için süslü ve çekici kılınmıştır.

İnsan için sayısız güzel nimet yaratılmıştır. Ancak hayatın gerçek güzelliklerini görebilmek ve hayattan gerçek anlamda tat alabilmek için maddi yönümüz yeterli değildir. Maddi anlamda alınan hazlar ve zevkler geçicidir. Güzelliklerin içine nüfuz edebilmek ise insanın ruhunda kalıcı ve güzel izler bırakır. Örneğin güzel bir çiçek sadece güzel renkleri ve kokusu olan bir bitkiden öte olur insan için. Onu sadece kafa gözü ile değil gönül gözü ile de görebilen kişi, Allah’ın muhteşem sanatının inceliklerini de görür ve bu bakış onda derin bir takdir ve hayranlık hissi uyandırır. Hayatın içindeki tüm güzelliklere aynı zamanda gönül gözü ile de bakabilmek ve ruhumuzun motiflerini bir kanaviçe gibi örecek işlemeleri, bu hayranlık ve takdir duygusu ile yapabilmek gerekir.


HAYATIMIZA ALLAH’IN BOYASI İLE RENK VERELİM
İnsan gerçekten görülmesi gerekeni ancak gönül gözüyle de bakabildiği zaman görebilir. Çünkü tek başına göz, gerçeği görmek için yeterli değildir.

Böyle olmayınca bizim için her şey sadece maddi boyutundan ibaret kalacak ve bu sığ bakış, bir anlamda bizi akıllı makinelere dönüştürecektir.

Ruhumuzun renklerini soldurmayalım


Hayata doludizgin bağlanan ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanların önemli bir kısmının hayattan beklentilerini karşılayamamalarının ve yaşamayı bu kadar sevmelerine rağmen yine de gerçek anlamda tatmin olamamalarının temel nedenlerinden biri, hayata yönelik bu sığ bakıştır. Bir düşünelim ne kadar çok şeye sahip olsak da yine de bir şekilde renksiz gelir hayatımız bize. Sürekli birbirini tekrar edip duran plan ve programlarımız zamanla boğmaya başlar bizi. Bir süre sonra iş hayatındaki amansız mücadelemizden ve sürekli olarak bir yerlere yetişme telaşımızdan da usanırız. Çoğumuz şikâyet ederiz esasında yaşadığımız hayattan ve sonunda “Hayatıma renk katmalıyım” diyerek arayışa başlarız.

Oysa hayatımıza gerçek anlamda renk katacak şey hayatımızı Allah’ın boyası ile renklendirmemizdir. İnsanın yaradılışı ile tam uyum gösterecek olan renk, Allah’ın insana sürmüş olduğu renktir. Bu gerçek Kuran’da şu şekilde ifade edilir: “(De ki: Hayatımız) Allah’ın boyası ile renklenir! Kim (hayata) Allah’tan daha güzel renk verebilir? Eğer gerçekten ona kulluk ediyorsak!” (Bakara suresi 138)

Allah, özümüzü tertemiz kılıp en güzel şekilde var etmiştir. Biz ise kendi elimizle kendi özümüze ihanet ederek kendimizi kirletmişizdir.
Kendi nefsimize yapmış olduğumuz bu ihanet, ayetlerde şu şekilde ifade edilmiştir: “Gerçek şu ki biz insanı en güzel şekilde yaratırız ve sonra onu aşağıların en aşağısına indiririz. İman edip erdemli ve kararlı işler yapanlar hariçtir. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır. Öyleyse (ey insan) nedir bu ahlaki değerler sistemini (dini ya da hesap gününü) yalanlamana yol açan? Allah hüküm verenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin Suresi 4-8)




ÖZÜMÜZE DÖNELİM
Özümüze dönebilmek için nefsimizdeki kirlerden ve paslardan arınmamız ve ruhumuza temiz hava aldırmamız gerekir. Bunun yolu, Allah’ın bize yaratılışımızdan vermiş olduğu fıtrat (yaradılış) dinine dönmektir: “Böylece sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü (özünü) kararlı bir şekilde (hak olan) dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran (ki) Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum suresi 30) Esasen bu, bir anlamda fabrika ayarlarına dönmek gibidir. Allah insanı güzel bir yaratılış üzerinde var etmiştir. Yaratılışına uygun davranarak özüne dönen insan, özünü bozan ve kirleten şeylerden arınır.

Gerçek anlamda Allah’a kulluk etmek istiyorsak şayet, hayatımızı renklendirmek için Allah’ın boyasını esas almamız gerekir. Ruh binamızın temeli, duvarları ve çatısı, Allah’ın boyası ile renklendirilmiştir. Biz nefsimize zulmederek özümüzden uzaklaştıkça, ruhumuzun renkleri de solmaya başlar. Ruhumuzun solan renklerini dünya hayatının yapay renkleri ile boyamaya çalışırız. Ancak ruhumuz yapay boyaları tutmaz. Zamanla kötü bir renk almaya ve koku yapmaya başlar. Yapay boyalar ruhumuzun gözeneklerini tıkar. Ruhumuz daralmaya başlar. Bir süre sonra nefes alamaz hale gelir. Bu esnada beden, dışarıda anlık mutluluklar yaşamaktadır. Oysa insan kendi eliyle iç dünyasını karartmaktadır. Kendi elimizle bunu yapmayalım kendimize. Allah’ın boyasını esas alalım, özümüze dönelim ve kendimize gelelim. Hayatımızı Allah’ın boyası ile renklendirelim. Bizi Allah yarattığına göre, Allah’tan daha güzel kimse renk veremez bize: “Evet, gerçekten her kim tüm benliğini (özünü) Allah’a teslim eder ve iyilik yapanlardan olursa, Rabbi katında mükâfatını görecektir ve böyleleri ne korkacak, ne de üzülecekler.” (Bakara suresi 112)


KURAN VE BİLİM
DENİZLERİN ALTINDAKİ DALGALAR
“Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onu dalga üstünde dalga kaplıyor. Üstünde de bulut. Birbiri üstüne karanlıklar. Elini çıkaran neredeyse onu bile göremeyecek. Allah’ın ışık vermediğine hiçbir ışık bulunamaz.” (Nur suresi 40) Denizlerin üstündeki dalgalar her birimizin şahit olduğu bir gerçekliktir. Ancak denizlerin altında da dalgalar olduğu birçok kişi tarafından bilinmemekte ve denizlerin alt kısımları durgun zannedilmektedir. Bu yüzden ayette ifade edilen “dalga üstünde dalga” ifadesinin ne anlama geldiği ilk başta anlaşılmayabilir. Bilindiği gibi özellikle derin denizlerin alt kısımları, üst kısımlarından çok daha fazla yoğundur. Bu yoğunluk farklılığından dolayı denizlerin altında tabakalar ve iç dalgalar oluşmaktadır. Bu dalgalar da yüzey dalgaları gibi hareket ederler. Bu iç dalgaların varlığı ise ilk defa 1900 yılında keşfedilmiştir. Denizin içinde oluşan bu dalgalar tam da ayette ifade edildiği gibi “dalga üstünde dalga” şeklinde bir yapıya sahiptir. Engin denizlerin dibindeki zifiri karanlığın içindeki iç dalgalar, yüzeydeki dalgalar ile üst üste gelmektedir.
Aynı zamanda bu ayette, denizin en dibindeki karanlıktan, yüzeye kadar ışığın hareketine de dikkat çekilmektedir. Bilindiği gibi güneşten gelen ışınlar bulutlara çarparak kırılmakta ve bir miktar ışık kaybı oluşmaktadır. Denizlerin yüzeyine gelen ışık, derinlere gittikçe ışık spektrumundaki ayrışma gibi ayrışmaktadır. İlk tabaka ışığın sarı kısmını, ikinci tabaka ışığın yeşil kısmını tutarken bu şekilde devam etmekte ve en son yedinci aşamada ışığın mavi kısmı da bir anlamda yutulmaktadır.

Ruhumuzun renklerini soldurmayalım


Kısacası denizin derinliklerine indikçe ışık tamamen yok olmaktadır. Bulutlarla azaltılan, dalgalarla kırılan ve denizin katmanlarında yok olan ışık, derin denizlerin dibindeki karanlıkları aydınlatamamaktadır. Denizin bu bölümü balıklar için de zifiri karanlık olduğu için balıklar da göremezler. Ancak kendi ışığını kendi vücudunda üreten balıklar, belirli bir görüş imkânına sahip olabilirler.

Görüldüğü gibi bu ayette Allah, bir benzetme yapmakta ve bu benzetmede denizlerin altındaki karanlıklara ve üst üste dalgalara dikkat çekmektedir. Allah’ın dikkatlerimizi çektiği tüm bu örnekler, Kuran’daki ifade ve anlatımların mucizevi bir şekilde seçildiğini ve her şeyi yaratan Allah’ın tüm bilinmeyenleri bildiğini göstermektedir.

“De ki: Onu (Kuran’ı) göklerin ve yerin gizliliklerini bilen indirmiştir. O bağışlayandır, şefkatlidir.” (Furkan suresi 6)


BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?
Uzanarak Kuran okunabilir mi? Kuran okurken ne şekilde durmak gerekir?

Kuran okumak için gerekli olan bir duruş şekli yoktur. Kuran her şekilde okunabilir. Uzanarak ya da ayaklarımızı bir yere uzatarak Kuran okumamız Allah’a ya da Kuran’a yönelik bir saygısızlık olmaz. Kuran okurken önemli olan onun içeriğini en güzel şekilde anlayıp ayetler üzerine düşünebilmektir. Kişi bu işlevi en rahat ve güzel nasıl gerçekleştiriyorsa o şekilde okur Kuran’ı. Kuran’da bu konuda insana sınırlama getiren bir ayet bulunmaz. Bunun yanında Allah’ın ve ayetlerinin her şekilde anılabileceğine dair ayetler bulunur: “Onlar ki; ayaktayken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler: Rabbimiz! Bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın! Yücelikte eşsizsin! Bizi ateşin azabından koru!” (Ali İmran suresi 191)


KURAN VE DUA: De ki: Benim namazım, (bütün) ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (yalnızca) âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. (En’am suresi 162)

X