"Emre Dorman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Dorman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Dorman

Allah bize güveniyor mu

ALLAH inancına sahip olan herkes “Allah’a inanır ve güvenirim” der. Oysa çoğu kişi özellikle zor zamanlarda ve erdemli davranışlardan taviz verilmemesi gereken kimi konularda bu inanç ve güvenine uygun bir duruş sergilemez.

Allah, merhametin, sevginin, doğruluğun, güvenin ve tüm güzelliklerin kaynağıdır. Dolayısıyla gerçek anlamda Allah’a inanıp güvenen biri olabilmek için önce Allah’ın sonra da insanların güven duyduğu erdemli bir insan olmak gerekir.

ALLAH’A GÜVENİYOR MUYUZ?

Acaba gerçekten Allah’a dayanıp güveniyor muyuz? Esasen çoğu zaman Allah’a da gerektiği gibi inanıp güvenmiyoruz. Üstelik Allah’tan değil bizden kaynaklanıyor bu güvensizliğimiz. Yaşantımız ve tercihlerimiz bu güvensizliğimizin en büyük kanıtıdır. Nefsimizi Allah’a, dünyamızı da ahiretimize tercih ederiz. Sonra da Allah’ı unutur ve gelip geçici olan şeylere karşı güven besleriz.

Oysa Allah, en büyük güvencedir insana. Allah’ın her an bizi görüp halimizden haberdar olduğunu bilmemiz kadar bize güven verecek bir şey yoktur hayatta. Merhameti, sevgisi, ikramı ve halimizden her an haberdar olması ile Allah’tır insan için en büyük huzur ve güvence: “Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir.” (Mümin suresi 44)

Elinden geleni en güzel ve içten bir şekilde yaptıktan sonra bunu söyleyebilmektir en büyük huzur ve güvence. Çünkü halini, durumunu, işini Allah’a arz eden, hayırlısını ona bırakan kul bilir; işi Allah’a kalanın her işi en güzel şekilde olmuş demektir.

Nefsin arzularına göre bir sonuç çıkmadığında hayal kırıklığına uğramak değil, “Ben elimden geleni yaptım, hayırlısı buymuş” diyebilmek gerekir.

ALLAH KULUNA YETER

Boş yere sormuyor Kuran: “Allah, kuluna yetmez mi? Seni ondan başkalarıyla korkutuyorlar” (Zümer suresi 36) diye. Şüphesiz Allah kuluna yeter. Bunu bilen ve iman eden kul için budur en büyük güvence. Gerçek dost ve gerçek yardımcıdır Allah. Bu gerçeği şu ayeti ile ifade eder Kuran: “Hiç kimse Allah gibi dost olamaz ve hiç kimse Allah’ın yardım ettiği gibi yardım edemez.” (Nisa suresi 45)

Yine Allah’ın yardım ettiği gibi kimsenin yardım edemeyeceği ve inananların içten gelen bir teslimiyet ile yalnız Allah’a güvenip dayanması gerektiği söylenir ayetlerde: “Allah yardım ederse size, artık yenemez sizi hiç kimse; ama eğer sizi terk ederse, ondan sonra kim yardım eder size? Şu halde inananlar, yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar.” (Âli İmran suresi 160)

Gerçek anlamda inananlar Allah’a sonsuz bir bağ ile bağlanıp güvenir, Allah anıldığında onların kalpleri ürperir: “Gerçek inananlar şu kimselerdir ki Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine onun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler.” (Enfal suresi 2)

ALLAH: EN BÜYÜK DESTEKÇİ

Allah’tır bizi yoktan yaratan, türlü nimet ve imkânlarla donatan. Allah’tır gerçek anlamda bize dost, destekçi ve yakın olan. Allah’tır bizi koruyup kollayan. Allah’tır her zorlukla beraber bir kolaylık kılan. Allah’tır üzerimize sabır yağdıran. Allah’tır gönülden sevilmeye değer olan.

Allah’tan başka hiç kimseden korkmaz ona gönülden bağlanan. Kimseye minnet etmez. Kimsenin hâkimiyetine girmez. Ondan başkasına kulluk etmez. Elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra hayırlısını ondan ister.

Allah’ın kulundan haberdar olması kadar insana güven verecek başka bir şey yoktur hayatta. Kul, Rabbinin her an kendisini gördüğünü, duyduğunu ve gözettiğini bilir. Ona her yöneldiğinde rahmet ve muhabbet ile karşılık göreceğine inanır. Bu ise kişiye güç veren ve onu her türlü ümitsizliğe karşı muhafaza eden bir inançtır: “Allah sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır O, ne güzel destekler; ne güzel Nasir’dir O, ne güzel yardım eder. (Enfal suresi 40)

Allah bize güveniyor mu

KURAN VE BİLİMDENİZLERİN ALTINDAKİ KARANLIKLAR

- “Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onu dalga üstünde dalga kaplıyor. Üstünde de bulut. Birbiri üstüne karanlıklar. Elini çıkaran neredeyse onu bile göremeyecek. Allah’ın ışık vermediğine hiçbir ışık bulunamaz.
(Nur suresi 40)

Kuran’daki ayetler hem Evren hem de yaşam sürdüğümüz gezegenimiz hakkında, vahyedildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan birçok gerçeği son derece özenle seçilmiş kelimeler ile ifade ederek zamanı geldiğinde bu gerçeklere tanık olan insanları kendisine hayran bırakır. Bunlardan biri de denizlerin altındaki karanlıklara ve dalgalara dikkat çeken ayettir. Bilindiği gibi denizaltıların ilk defa yapılma girişimi 17. yüzyılda başlamış, sonraları günümüze kadar son teknoloji ile geliştirilmiştir.

Günümüzdeki denizaltılarla denizlerin altındaki coğrafi yapı ve yaşam ile denizlerin derinlikleri hakkında bilgi sahibi olmak mümkün hale gelmiştir. Tüm bu bilgilerin detaylı şekilde elde edilmesi son yüzyılların teknolojisi ile mümkün olmuştur.

Bu teknoloji kullanılmaksızın bir insanın, denizin 50 metre dibine inmesi ve bu seviye hakkında bilgi sahibi olması mümkün değildir. Denizlerin 200 metre altına inildiğinde son derece karanlık bir ortam ile karşılaşılır. 1000 metre seviyesindeki derinliğin ise Dünya’nın en karanlık yeri olduğunu söylemek mümkündür. 200 metrenin altındaki ortamda ayetin ifadesine uygun bir şekilde gündüz dahi “elini çıkaranın neredeyse kendi elini göremeyeceği” bir ortam mevcuttur. Gerçekten de engin denizlerin ve okyanusların altı zifiri karanlık bir ortama sahiptir. Günün en aydınlık zamanında bile denizin 200 metre altı kapkaranlıktır.

Kuran’ın indiği dönemde, denizlerin altında böyle karanlık bir yapının olduğuna dair bilimsel bir bilginin mevcut olması mümkün değildir. İnsanlık açısından bu, oldukça yeni bir bilgidir. Kuran, ancak uydular aracılığıyla anlaşılabilecek yeryüzündeki birçok gerçeğe uyduların olmadığı bir dönemde dikkat çektiği gibi, denizlerin altındaki ancak denizaltı ve benzeri aletlerle anlaşılabilecek gerçeklere de denizaltı gibi araçların olmadığı ve bir insanın o kadar derinliğe dalabileceği bir teknolojinin bulunmadığı bir dönemde dikkat çekmektedir. Uzayın derinliklerinden denizlerin derinliklerine kadar Evren’deki inceliklere dikkat çeken Kuran, temas ettiği her konuda olduğu gibi karşı konulamaz bir mucize olduğunu gözler önüne sermektedir.

BUNLAR BİLİYOR MUYUZ?

Kuran, abdestsiz tutulabilir mi, okunabilir mi, dinlenebilir mi?

Muhtemelen halk arasında en yaygın olarak kabul gören doğru bildiğimiz yanlışlardan biri de abdestsiz Kuran okunamayacağı hatta Kuran’a dokunulamayacağıdır. Oysa Kuran ayetleri dikkatli bir şekilde okunduğunda sadece namaz kılmak için abdest alınması gerektiğinin açık bir biçimde vurgulandığı ve bunun dışında başka hiçbir şey için abdestli olunmasının gerekli olmadığı kolayca anlaşılacaktır.

Ayetlerde Kuran okumadan önce kovularak taşlanmış şeytandan Allah’a sığınmamız söylenmektedir: “Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl suresi 98).

Bilindiği gibi bu, Kuran okumaya başlamadan önce ‘besmele’ ya da ‘eûzü besmele’ okumak şeklinde yapılır. Kuran okumadan önce şeytandan Allah’a sığınmamızı söyleyen Allah şayet gerekli olsaydı Kuran okumadan ya da Kuran’a dokunmadan önce abdest almamızı da söylerdi.

Kuran okumadan önce abdest aldırılması gereken insanın bedeni değil zihnidir. Zihnindeki kötü düşüncelerden ve şeytani vesveselerden sıyrılarak Allah’ı anmanın en güzel yolu olan Kuran’ı okumak gerekir. Sırf bu yanlış inanç sebebiyle çoğu kişi Kuran okumaktan uzak kalmakta ve abdesti olmadan Kuran’a dokunduğu zaman günaha gireceğine inanmaktadır. Oysa asıl günah, insanlığın doğru yol rehberi ve Allah’ın en büyük mucizelerinden biri olan Kuran’dan uzak durmaktır.

Abdestli olunup olunmamasına bakılmadan mümkün olan her an Kuran’ı okumalı, anlamalı ve onunla hayat bulmalıyız. Kuran okurken abdestli olmak gerekli olmadığı gibi Kuran’ı dinlerken de abdestli olmak gerekli değildir. Abdest alarak Kuran okumak ya da dinlemek isteyen ya da bu şekilde kendini daha iyi hisseden biri, dilerse abdest alabilir. Ancak bu durum o kişinin kişisel tercihidir. Buradan hareketle abdestli Kuran okumak ya da dinlemek daha iyidir şeklinde genel ve dini bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Dini konuda gerekli olan her şeyi sadece Allah bilir ve bildirir.

KURAN VE DUA

Övgü Allah’adır. O ki gökleri ve yeri yaratmıştır, karanlığı ve ışığı var etmiştir. Buna rağmen inkârcılar Rablerini başkaları ile denk tutuyorlar. (En’am suresi 1)

 

 

X