"Emre Dorman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Dorman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Dorman

Kuran’da kadın erkek

11 Haziran 2017

Bu türden asılsız rivayetlere göre kadının cennete girme vizesi bile kocasının elindedir. Kadının cennete girebilmesi için kocasının ondan razı olması gerekir.

Oysa Kuran kadına dişiliği üzerinden değil kişiliği üzerinden, cinsiyeti üzerinden değil şahsiyeti üzerinden bakar. Bu sebeple kadın cinsel bir obje olarak değil, erkek ile aynı hak ve sorumluluklara sahip bir birey olarak görülür. Allah’ın katında ve kitabı Kuran’da cinsiyet üstünlüğü yoktur. Hiç kimse kendi seçimi olmayan cinsiyetini, övünme ya da yerinme unsuru olarak görmemelidir.

Erkek olsun kız olsun doğan her çocuk Allah’ın rahmetidir: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir, O dilediğini yaratır: dilediğine kız çocukları bağışlar ve dilediğine de erkek çocukları bağışlar.” (Şura Suresi 49)

ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİLDİR

Üstünlük cinsiyet üzerinden değil duyarlı ve sorumluluk bilincine sahip bir birey olarak erdemli bir şahsiyet ortaya koymak üzerindendir. “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız (sorumluluk bilinci ile hareket edip) duyarlı olmada en ileride olanınızdır.” (Hucurat Suresi 13)

Allah herkese yaptıkları iyiliklerin karşılığını en güzel şekilde verecektir: “Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.” (Nahl Suresi 97).

Erkek olsun kadın olsun bütün inananlar sadece hayatı değil en başta Allah’a sonrada Allah’ın tüm yarattıklarına karşı görev ve sorumlulukları da paylaşırlar.

Öte taraftan yine ayetlerin ifadesi ile inanan

Yazının devamı...

Erdemin 40 kuralı

10 Haziran 2017

Allah bize doğru olanı eğri olandan ayırmamız için gerçeği apaçık gösteren deliller indirmiştir. Allah, kötülükten sakınan ve erdemli olan kullarını rızası ve cennet mükâfatları ile müjdelemiş, zulmederek haksızlıklara sapan kullarını ise uyarıp tehdit etmiştir. Allah’ın bizi uyarması bile sonsuz rahmetinin bir neticesidir. Allah böylece bizi kötülüklerden alıkoymak istemektedir. Kurallar insanlar içindir. Allah için uyulan her kural, kul ile Allah’ı birbirine bağlar. Kulu Allah’a yakın, hatadan uzak tutar. Bizi Allah yarattığı için, bizi kötülükten alıkoyarak iyi olana yönelmemizi sağlayacak şeyleri de en iyi o bilir. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi düşünüyorsak eğer Allah’ın kurallarına kulak vermemiz gerekir.

KURALLAR BİZİM İÇİNDİR

Allah, kurallarını bizim için bildirmiştir. İnsan, kendisi için hayırlı olana yönelmelidir. Gerçek anlamda iman etmek ve inancının gereklerini en güzel şekilde yerine getirmek isteyen kişi, öğretilerin en güzeli olan ilahi mesaj karşısında derin bir saygı ve ürperti duymalı ve Allah’ın merhametini ile onun rehberliğinde yol almalıdır:

Allah, bütün öğretilerin en güzelini, kendi içinde tutarlı, (gerçeğin) her türlü ifadesini çeşitli biçimlerde tekrarlayan bir ilahi kelam şeklinde indirir; (bir ilahi kelam ki) Rablerine karşı derin bir saygıyla titreyenlerin ondan tüyleri ürperir; (fakat) sonunda Allah’ı(n rahmetini) hatırlayınca kalpleri ve tenleri yumuşar, sakinleşir. İşte Allah’ın rehberliği böyledir: (Doğruya yönelmek) isteyeni bu şekilde doğru yola eriştirir; Allah’ın saptırdığı (sapmayı dileyen) (kişi) ise, hiçbir yol gösterici bulamaz.” (Zümer suresi 23)

UYARILARA KULAK VERELİM

İnsanlığın doğru yol rehberi Kuran, Allah’a kulluk bilinci içinde sorumluluklarını bilen, en güzel şekilde yerine getirmek isteyen, insan onuruna yaraşır imanlı ve erdemli bir hayat yaşamak için gönülden bir çaba gösteren kullar için ilahi kuralları bildirir. Kuran ayetlerinden hareketle dikkat etmemiz gereken en temel şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Allah’a içtenlikle inanalım ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım.

2- Aklımızı kullanalım. Aklımızı başkalarına teslim etmeyelim.

Yazının devamı...

Allah’tan razı olalım

9 Haziran 2017

Hep bir koşturmaca, bir tür telaş içindeyiz. Nefsimizin isteklerinin yerine gelmesi için aceleciyken, Allah’ın buyruklarını yerine getirmek için isteksiziz. Bu acele ve telaş içinde, ömür törpüsünde tükenir gideriz. Oysa gerçek anlamda edinebilmek için önce istemeyi bilmeliyiz. İstemek için önce hak etmeliyiz. Allah’tan isteklerimizin değil, hayırlısının olmasını dilemeliyiz. Bazen kendisi için hayırsız olacağını bilse de bazı şeyleri ister insan. Yani kendi eliyle nefsine zulmeder. Allah ise bunca cahilliğimize rağmen, rahmet ve merhameti ile yine de bizim için hayırlı olanı diler.

HAYIRLISINI İSTEYELİM

Çünkü bizim için gerçek anlamda hayırlı olanı yalnız Allah bilmektedir: “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara suresi 216)

İnsanın üzüntüye kapılıp ümitsizliğe düşmesinin sebebi, isteklerinin gerçekleşmemesidir. Allah’tan hayırlı olanı isteyen insan için isteğinin gerçekleşmemesi gibi bir şey söz konusu değildir. Sonuç ne olursa olsun isteyen, verenden razıdır. Böylesi için hüzün ve ümitsizlik yoktur. Çünkü her durumda Allah, kulunun durumundan haberdardır. Allah’tan razı olandan, Allah da razı olacaktır. Zaten gerçek anlamda Allah’a teslim olmak, Allah’tan razı olmaktır.

ALLAH’A GÜVENELİM

Ayetin ifadesiyle Allah’ın ayetlerine içtenlikle teslim olan, öncülük eden ve bu yüzden karşılaştıkları zorluklara göğüs geren erdemli kulların Allah’tan razı olması gibi Allah’tan razı olmamız gerekir: “Allah onlardan razı olmuştur onlar da Allah’tan.” (Tövbe suresi 100)

Allah, bu dünyada kendilerinden razı olduğu ve kendisinden razı olarak O’na sadakatle bağlanan kullarından ahirette de razı olacak, kulları da Allah’tan razı olacaktır:

Yazının devamı...

Ruhumuzun renklerini soldurmayalım

8 Haziran 2017

İnsan için sayısız güzel nimet yaratılmıştır. Ancak hayatın gerçek güzelliklerini görebilmek ve hayattan gerçek anlamda tat alabilmek için maddi yönümüz yeterli değildir. Maddi anlamda alınan hazlar ve zevkler geçicidir. Güzelliklerin içine nüfuz edebilmek ise insanın ruhunda kalıcı ve güzel izler bırakır. Örneğin güzel bir çiçek sadece güzel renkleri ve kokusu olan bir bitkiden öte olur insan için. Onu sadece kafa gözü ile değil gönül gözü ile de görebilen kişi, Allah’ın muhteşem sanatının inceliklerini de görür ve bu bakış onda derin bir takdir ve hayranlık hissi uyandırır. Hayatın içindeki tüm güzelliklere aynı zamanda gönül gözü ile de bakabilmek ve ruhumuzun motiflerini bir kanaviçe gibi örecek işlemeleri, bu hayranlık ve takdir duygusu ile yapabilmek gerekir.


HAYATIMIZA ALLAH’IN BOYASI İLE RENK VERELİM
İnsan gerçekten görülmesi gerekeni ancak gönül gözüyle de bakabildiği zaman görebilir. Çünkü tek başına göz, gerçeği görmek için yeterli değildir.

Böyle olmayınca bizim için her şey sadece maddi boyutundan ibaret kalacak ve bu sığ bakış, bir anlamda bizi akıllı makinelere dönüştürecektir.

Yazının devamı...

Allah bize güveniyor mu

7 Haziran 2017

Allah, merhametin, sevginin, doğruluğun, güvenin ve tüm güzelliklerin kaynağıdır. Dolayısıyla gerçek anlamda Allah’a inanıp güvenen biri olabilmek için önce Allah’ın sonra da insanların güven duyduğu erdemli bir insan olmak gerekir.

ALLAH’A GÜVENİYOR MUYUZ?

Acaba gerçekten Allah’a dayanıp güveniyor muyuz? Esasen çoğu zaman Allah’a da gerektiği gibi inanıp güvenmiyoruz. Üstelik Allah’tan değil bizden kaynaklanıyor bu güvensizliğimiz. Yaşantımız ve tercihlerimiz bu güvensizliğimizin en büyük kanıtıdır. Nefsimizi Allah’a, dünyamızı da ahiretimize tercih ederiz. Sonra da Allah’ı unutur ve gelip geçici olan şeylere karşı güven besleriz.

Oysa Allah, en büyük güvencedir insana. Allah’ın her an bizi görüp halimizden haberdar olduğunu bilmemiz kadar bize güven verecek bir şey yoktur hayatta. Merhameti, sevgisi, ikramı ve halimizden her an haberdar olması ile Allah’tır insan için en büyük huzur ve güvence: “Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir.” (Mümin suresi 44)

Elinden geleni en güzel ve içten bir şekilde yaptıktan sonra bunu söyleyebilmektir en büyük huzur ve güvence. Çünkü halini, durumunu, işini Allah’a arz eden, hayırlısını ona bırakan kul bilir; işi Allah’a kalanın her işi en güzel şekilde olmuş demektir.

Nefsin arzularına göre bir sonuç çıkmadığında hayal kırıklığına uğramak değil, “Ben elimden geleni yaptım, hayırlısı buymuş” diyebilmek gerekir.

ALLAH KULUNA YETER

Yazının devamı...

Hata ve günahta ısrar etme

6 Haziran 2017

Gerçek anlamda inanan bir insanın mümkün olduğunca hata ve günahlardan uzak durması ve bu konuda son derece titiz olması gerekir. İnsan olduğumuz için hatasız ve günahsız olmamız mümkün değildir. Bu yüzden hata ve günahlarımızı fark ederek nefsimizle yüzleşmemiz, hemen Allah’a sığınarak içtenlikle af dilememiz ve işlediğimiz suçlarda ısrarcı olmamamız gerekir.

HATADAN DÖNMEYİ BİLMELİ

Kuran’da gerçek anlamda inanan erdemli insanların özellikleri sayılırken şöyle söylenmektedir: “Onlar, utanç verici bir iş yaptıkları ya da kendi nefislerine bir kötülük ettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahları için bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir ki? Üstelik onlar, yaptıkları kötülük üzerinde bile bile ısrar etmezler.” (Âli İmran suresi 135)

Önemli olan, yaptığımız kötü şeyleri fark ederek hatadan dönmeyi bilmemiz ve hatalarda ısrar etmememizdir. Biz samimi bir şekilde hatamızı fark ederek hemen af dilediğimizde, rahmet ve merhameti bol olan Rabbimizin hata ve günahımızı affetmesini ümit edebiliriz.

Yeter ki gerçek anlamda temiz ve samimi bir kalp ile Allah’a yönelmeyi ve affını dilemeyi bilelim: “Kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen odur.” (Şûra suresi 25)

İYİ OLANA YÖNELELİM

Allah’ın bizi affetmesi için, yanlışımızdan dönmemiz ve iyi olana yönelmemiz gerekir:

Yazının devamı...

İnsanlığımızı ne bozar

5 Haziran 2017

Biz ibadetler için değiliz, ibadetler bizim içindir. Bizi gerçek anlamda erdemli, sorumluluk bilincine sahip, duyarlı ve doğru bir birey kılmak içindir. İbadetin anlam ve amacını anlamayan kişi, ibadetin şekilsel yönüne yaklaştığı oranda özünden uzaklaşır. Şayet yerine getirdiğimiz ibadetlere rağmen insanlığımızda eksilmeler oluyorsa, ya bizde ya da ibadetten anladığımız şeyde bir sorun var demektir. Dolayısıyla acilen kendimizi ve din anlayışımızı gözden geçirmemiz gerekir.

İFTİRA ORUÇ BOZAR MI?

Her ramazan ayı geldiğinde “Sakız çiğnemek, diş fırçalamak, yıkanmak, denize girmek, ağız çalkalarken küçük dile su değmesi ya da uyumak orucu bozar mı?” türünden soruları duymak alışkanlık haline geldi. Oysa şu türden sorular sormak çoğu kişinin aklına dahi gelmedi: “Yalan söylemek, haksızlık etmek, dedikodu yapmak, iftira atmak, kibirlenmek, öfkelenmek, israf etmek, kalp kırmak ya da nezaketsizlik yapmak orucu bozar mı?”

Öyle ya oruç sürekli sorulan türden sıradan şeyler ile bozulabilen bir şeyse bu türden çirkin davranışlar ile hepten bozuluyor olması gerekir. Buna rağmen maalesef biz yemek ve içmekten uzak durarak orucumuzu tuttuk ama uzak durmamız gereken birçok şeyden uzak durmayarak kendimizi tutamadık. Orucumuz belki kabul oldu ama amacına uygun olmadı. Bu yüzden tuttuğumuz oruçlar bize farkındalık kazandırmadı. Bizi duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler kılmadı. Daha çok aç ve susuz kalmak olarak bize geri döndü.

NAMAZIMI NE BOZAR?

“Namazda ayaktayken elimi nasıl bağlayacağım, otururken ayağımı nasıl koyacağım, gözümle nereye odaklanacağım, bir yerim kaşınırsa ya da önümden biri geçerse ne yapacağım, secdedeyken kolumu ne kadar kaldıracağım” türünden sorular ile namazımızı nelerin bozacağına yoğunlaşmaktan namaza yoğunlaşmaya fırsat bulamadık çoğu zaman. Oysa şu türden sorular sormak çoğu kişinin aklına dahi gelmedi: “Namaz kılıyorum ama gerçekten Allah’a teslim olmuş erdemli ve duyarlı bir insan mıyım? Dini yalnız Allah’a özgülüyor muyum? Allah’ın kurallarına uygun bir hayat yaşıyor muyum? Kıldığım namazdan bir şey anlıyor muyum? Allah’ı her şeyden ve herkesten daha fazla seviyor muyum? Acaba bunlardan en az birinin cevabı hayır ise kıldığım namazı bozuyor muyum?” Namazımız belki kabul oldu ama amacına uygun olmadı.

PEKİ, NEDEN BU TÜR SORULAR?

Yazının devamı...

Sevginin kaynağı kimdir

4 Haziran 2017

Allah’ın sevgisini kaybetmek ile değil, bize ceza verip azap etmesiyle korkutulmuşuz. Bu korku sebebiyle çoğu zaman farkında olmadan, Allah ile olan en doğal sevgi ve güven bağımızı bozmuşuz. Yaptığımız hatalar çocuktur denilerek hoş karşılanmamış ve bazı büyüklerimizden “Allah seni sevsin” cümlesi yerine “Allah cezanı versin” cümlesini duymuşuz. Oysa sürekli olarak “Allah çarpar!” “Kuran çarpar!” ya da “Anne babanı üzersen, dediklerini yapmazsan, Allah seni cezalandırır. Cehennemde yakar!” şeklinde çocuk üzerinde otorite kurmak ve istediğini yaptırmak için Allah’ı sürekli cezalandıran bir güç olarak tanıtmak çok yanlıştır. Bazı anne ve babaların isteklerini yapmadıkları bir anda başlarına bir şey gelen çocuklara, “Bak işte dediğimi yapmadığın için Allah seni cezalandırdı!” şeklinde cümleler kurmaları sebebiyle Allah, o masum zihne sahip çocuğun hayal dünyasında korkutucu ve cezalandırıcı bir varlığa dönüşmektedir.

İNSAN KORKTUĞUNDAN UZAKLAŞIR

 Peki, yetişkinlere anlatılan bundan farklı bir Allah mı? İnsanlara Allah’ı ve dini anlatırken genellikle ceza, bela ve azap gibi korkular üzerinden anlatım yapıyor ve Allah’ın affedici, merhametli ve kullarına karşı sevgi dolu olduğunu ve pişmanlıkla tövbe edenlerin tövbesini kabul edeceğini çoğu zaman göz ardı ediyoruz. Biz hem kendimizi hem de başkalarını Allah’a yaklaştırmaya mı yoksa Allah’tan uzaklaştırmaya mı çalışıyoruz? İnsan sevdiğine yaklaşır, korktuğundan ise uzaklaşır. Şüphesiz Allah, gerektiğinde hak edenlere ceza da verir. Ancak rahmetinden önce azabından ve sevgisinden önce öfkesinden söz etmenin nedeni nedir? Rahmeti bu kadar geniş olan bir Rabbimiz varken, insanları korkutup sindirmeye çalışmak neden?

İNSAN SEVDİĞİNE FEDAKÂRLIK YAPAR

Kendi hata ve günahlarımıza bakmadan, kendi nefsimizi kınamadan, sürekli birilerini kınıyor, Allah’tan bir yetki almışız gibi insanları dinden çıkarıyor ya da cehennemlik ilan ediyoruz. Bunları yapabildiğimize göre demek ki gerçek anlamda Allah’tan hiç korkmuyoruz. İnsan ancak, Allah’a olan sevgisi ve muhabbeti sebebiyle içten gelen bir istekle kötülükten uzak durabilir. Sorsak Allah’tan korkan bir sürü insan var. O halde neden bu kadar kötülük var? İnsan korktuğu kişi için değil sevdiği kişi için fedakârlık yapar. Sevdiği kişi için sorumluluk üstlenir. Kulun önce Rabbini gönülden sevmesi gerekir. Gerçek sevgi zaten beraberinde o sevgiden mahrum kalma korkusunu getirecektir. Korku dili değil sevgi dilidir insanı özü ile buluşturacak olan. Çünkü Allah, “Vedud”dur; sevginin, muhabbetin ve tüm güzelliklerin kaynağı, seven ve sevilmeyi en çok hak edendir.

ALLAH’IN SEVGİSİNİ HAK ETMELİYİZ

Allah’ın bizi sevmesi ve gerçek anlamda O’nu sevebilmemiz için O’nun sevgisini hak edecek erdemlere sahip olmamız gerekir. Allah, kararlı bir iman ile bu imana uygun erdemli bir hayat yaşayan kullarına sevgisini bahşedecek, yarattıklarını onlara sevdirecek, insanlar tarafından da sevilen kullar olmalarını nasip edecek ve onlar için tarifsiz bir sevgi var edecektir: “Rahman (sınırsız rahmet kaynağı olan Allah), iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlar için, tarifsiz bir sevgi var edecektir.” (Meryem Suresi 96)

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?

Yazının devamı...