"Emin Çölaşan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emin Çölaşan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Emin Çölaşan

Okuyucu mektupları

25 Temmuz 2007
E-posta, faks ve zarfta mektup. E-posta adresim ve faks numaram yazımın üzerinde vardır. Bunları gizleme, okuyucudan kaçma hakkını kendimde görmem. Zaman ayırıp bunların tamamını okurum, hatta bazılarını yazı konusu yaparım. Çoğu övgüdür. Eleştiri de gelir. Eleştirilerin tümü siyasi konularla ilgilidir. Her kesimin okuduğu bir gazeteciyim. Bunlar bazen ağır da olsa, elbette katlanmak zorundayım.

Allah’a bin şükür alnım açık... Ve bugüne kadar aşağıda yazacaklarım doğrultusunda hiçbir eleştiri almadım. Bunları, beni tanımayanların kafasında belki oluşmuş olan bazı "yanlış anlamaları" gidermek için yazıyorum:

"Kalemin satılıktır... Çıkar karşılığı yazı yazıyorsun... Geçmişte iş takibi, aracılık yaptın, iş bitirdin... Şu pisliğe bulaşmıştın... Dün ak dediğine bugün kara diyorsun... Egemenlerin sofrasında karnını doyurdun... Eğilip büküldün, rüzgar gülü oldun... Adamına göre muamele yaptın... Zayıfı ezdin, güçlülere yağcılık yaptın... Korktun, kıvırdın... İktidarların, güçlülerin yağcısı, övücüsü olarak yazıyorsun... Yasa, kural ve ahlak dışı para kazandın..."

Her gün milyonların önüne çıkan, çeşitli iktidarlar döneminde "bir şey bulursak rezil ederiz" düşüncesiyle geçmişi, ailesi ve kendisi, banka hesapları dahil olmak üzere her şeyi didik didik edilip araştırılan ve en ufak bir lekesi, açığı bulunamayan bir gazeteci için bundan daha büyük onur ve mutluluk olabilir mi?

* * *

Seçim bitti, AKP kazandı. Seçim sonrasında AKP yandaşlarından gelecek mesajları bekliyordum. Ben doğru bildiklerimi yazmış, savunmuştum. Ama bunlar gelecekti... Ve sadece dün, yaklaşık bin adet yazılı mesaj aldım. Yaklaşık yarısı eleştiriyordu. Bazıları AKP’nin kazanmasından sonra beni gazeteciliği bırakmaya, istifa etmeye davet ediyor, kovulmamı istiyordu.

Ancak bir şey dikkatimi çekti. Bana karşıt olan okuyucuların bir bölümü, beni yanlış tanıyordu. Birkaç örnek vereyim:

"Siz uzayda değil, kendilerinizin kurduğu sapık dünyanızda yaşıyorsunuz."

Sapık dünya! Dünyam bugüne kadar hiç sapık olmadı.

"Şarap kadehleri ellerinizde, seçim öncesinde ahkam kestiniz."

Şarapla, içkiyle ilgim yok. Şarabı hiç sevmem. Bazen bir yemekte falan bir kadeh rakı, bazen de akşamüstü bir yudum votka içerim. İkincisini bünyem kabul etmez. On yıl içki içmesem, bir kez olsun aramam.

"Sizler villalarınızda otururken..."

Villada falan oturmuyorum. Apartmanda, 135 metrekarelik mütevazı bir evimiz var.

"Biz havyarı, ıstakozu bilmeyiz. Sizin gibi o masalarda oturmuyoruz. Sosyeteye dahil değiliz. O yüzden AKP’yi seçtik."

Ömrüm boyunca havyarlı ıstakozlu bir masada oturmak kısmet olmadı. Ama bir gün bunu mutlaka deneyeceğim! Sosyeteye ise hiç giremedim çünkü gece hayatım sıfır. O sofralarda oturanların kime oy verdiğini siz araştırın bakalım!

"Yüzde 46 sonrasında özür dilemenizi, tükürdüğünüzü yalamanızı bekliyoruz."

Neyin özrünü dileyeceğim? Namussuzluk mu yaptım? Yalan yanlış mı yazdım? İnananlar özür dilemez.

"Yıllarca dinimize hakaretler yağdırdınız. Allah’ın laneti işte böyle üzerinize yağdı. Hesabı musalla taşında verirsiniz."

Hiçbir zaman dinimize hakaret etmedim. Yaşantım ve yazılarımda bir tek örnek yoktur. Tam tersine, dinimizin yüce değerlerini savundum. Dinimizi sömüren, onu kişisel ve siyasal çıkarları için kullanan din tüccarlarına, din baronlarına karşı çıktım.

"Bu sonuçtan sonra morardın mı, sarardın mı, kanaman oldu mu? Bugün (dün) bir gazeteci yazdı: Oyunu CHP’ye veren gazeteci arkadaşlar, kanamayı durduracak bir tamponu uygun yerlerine tıkmışlardır herhalde."

Ne diyeyim ben buna!

"Uzaydan geldiğinize göre sizin işiniz bitmiştir. AKP’nin bu zaferinden sonra gazetecilikten istifa etmeniz veya gazetenizin sizi kovması gerekir."
Yazının devamı...

Sürpriz

24 Temmuz 2007
Tarhan Erdem seçimden iki gün önce "AKP yüzde 48 alacak" diye anketini açıkladığı zaman çoğunluk gülmüş, bazıları kızmıştı. Herkes gibi ben de tepki gösterenler arasındaydım ama doğru çıktı. Özür diliyorum.

Ankara’da gazeteci arkadaşlarımız seçim öncesinde "seçim toto" oynadı. Aralarında köşe yazarları ve muhabir arkadaşlarımız vardı.

Çoğu, seçimden önce pek çok il ve ilçeyi gezmiş, genel başkanları ve mitingleri izlemiş, binlerce kişiyle konuşup toplumun nabzını tutmuş, seçim tahminleri yazmış deneyimli gazetecilerdi.

Toto sonuçlarında AKP’nin yüzde 46.5 oy alacağını, 340 milletvekili çıkaracağını öngören bir tek gazeteci yoktu... Ve dediğim gibi, bunlar siyasetin içinde yoğrulmuş deneyimli arkadaşlarımızdı.

Benim kişisel tahminim, AKP yüzde 34-38 dolaylarında alacak, CHP ve MHP’nin aldığı oylar da dikkate alındığında en çok 270-290 arasında milletvekili çıkaracaktı.

Tek başına bir AKP iktidarı çok küçük bir çoğunlukla olabilirdi.

Ufukta ciddi bir koalisyon olasılığı da görünüyordu.

Gazeteci arkadaşların totosuna yetişemedim. Oynasaydım tahminlerim bu doğrultuda olacaktı.

* * *

Sonuçta herkes tahminlerinde yanıldı. AKP yönetimi, muhalefet partileri, gazeteciler dahil!..

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, AKP, CHP, MHP kadroları, herkes ve hepimiz bu oy oranı sonrasında yanıldık.

Şimdi herkes itiraf etsin! Hiç kimse "AKP’yi yüzde 46.5-her iki kişiden biri" beklemiyordu.

Çok ilginçtir, sandıktan Türk siyaset tarihinin en büyük sürprizi çıktı!

Yine de AKP’yi kutluyorum.

Ancak burada çok önemli bir konuyu anımsatmakta yarar görüyorum. Bu iktidar döneminde yazdıklarımın tamamı doğruydu. Benim görevim yazmaktır. Orada biter.

Sonrası milletin tercihidir. Milletimiz tercihini farklı yönde kullanmıştır!

* * *

Demek ki Türk milletinin yaklaşık yarısı, sokakta ve her yerde karşılaşıp konuştuğumuz veya tanımadığımız her iki kişiden biri AKP’den memnunmuş.

Neden böyle olduğu haftalarca tartışılması gereken karmaşık bir olaydır.

Bu demektir ki, işsizlik, yoksulluk, terör, dış politika yenilgileri, haksızlık, adaletsizlik, gelir dağılımı, bizim insanımızın yarısı için sorun
değildir.

Esnaf, çiftçi, memur, işçi, emekli, ev kadını, öğrenci...

İnsanlarımızın yarısı durumundan ve ülkenin gidişinden memnun.

Her şey iyi gidiyor!

Milletimizin yarısı oylarını "istikrar" için kullanmıştır ve dört yıl daha her şey daha da iyiye gidecektir.

Örneğin borsa yükseldikçe yükselecek, bu yükseliş milletimize yarayacaktır!

* * *

Sevgili okuyucularım, yazdık, yazdık, yazdık!.. Uyardık, belgeledik. Yalan yoktu, yanlış yoktu.

Sonra bir seçim oldu, hiç kimsenin beklemediği bir sonuç belirdi.

Gazeteci arkadaşlarımızla konuşurken şu görüş öne çıktı:

"Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş.

Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!"

İşte böyle!..
Yazının devamı...

Yazarlara teşekkür borcum

22 Temmuz 2007
Rahmetli ustamız, büyük yazar Aziz Nesin’le yıllar önce yaptığım ve "Unutulmayan Söyleşiler. Tarihe Düşülen Notlar" isimli kitabımda kullandığım ilginç bir söyleşi vardı. O söyleşide Nesin, yazarın karşılaştığı güçlükleri anlatıyor ve şöyle diyordu:

"Aslında yazarlık mucize gibi bir şey. Havadan sesler toplar gibi birtakım sözcükler bulup insanların ilgisini çeken olaylar yaratıyorsunuz. Burada sizin bir yardımcınız yok. Hatta yardımcı sandığınız insanlar bile size zarar verir. Karınız, sevgiliniz, arkadaşınız zarar verir. Yani bu iş doğururken kadının yalnızlığına, ölürken insanın yalnızlığına benzer bir anlamda. Yazı yazmak dünyanın en saygın emeğidir. Yazarın kazandığı para da dünyanın en helal kazancıdır. Çünkü yazar bir şeyi yazarken hiç kimseyi sömüremez. Olsa olsa kendini sömürür. Çünkü yazdığı esere beynini, kanını, canını, alın terini koyar. Tabii ben burada gerçek ve namuslu yazarlardan söz ediyorum. Öyle örtülü ödenekten para alanlardan, bir yandan ticaret yapıp öbür tarafta kendisinin veya zenginlerin çıkarları için yazı yazanlardan değil..."

Aynen doğrudur. Ben de böylelerine büyük saygı duyarım. Bana yazarları tarafından gönderilen her imzalı kitap için bir telefon açar ve teşekkür ederim. Ancak son zamanlarda gündem çok yoğundu ve bu görevimi ne yazık ki aksattım, bir teşekkür edemedim. Aşağıda isimlerini verdiğim ve pek çoğu ile hiç tanışmadığım yazarların imzalı kitapları elime ulaştı. Kendilerine teşekkür borcumu biraz gecikmeli olarak bugün yerine getiriyorum. Alın teri, göz nuru güzel eserleri için ellerine sağlık diyorum.

* * *

Bülent Ruscuklu. Gizli Servis. Yurtdışı Operasyonlar. (Alfa Yayın.)

Aliye Yılmaz. Dişilikten Kişiliğe. (Fark Yayınları.)

Em. Tümgeneral Kudret Cengiz. Önce Vatan. Bölücülük-PKK. (Pozitif Yayın.)

Ali Külebi. Türkiye’nin Enerji Sorunları ve Nükleer Gereklilik. (Bilgi Yayınevi.)

Prof. Dr. Özcan Köknel. Çatışma Değerlerimiz. (Altın Kitaplar.)

Orhan Kılıç. Politik Futbol. (Truva Yayınevi.)

Kayhan Selek. Bir Avukatın Anıları. Yargılanmayı Göze Alarak Yargılıyorum.

Prof. Dr. Ümit Özdağ. Kerkük, Irak ve Ortadoğu. (Bilgeoğuz Yayınevi.)

Prof. Dr. Ümit Özdağ. Türk Ordusunun PKK Operasyonları. (Pegasus Yayın.)

Lütfi Can Üstel. Dadı. (Bizim Kitaplar.)

Tuncer Günay. Şemdin Sakık’tan Mektuplar. (Marduk.)

Tuncer Günay. Şemdin Sakık Anlatıyor. Kobralar Üzerimize Gelince Aklımızı Kaçırıyorduk. (Doğan Kitap.)

Em. Korgeneral Doğan Temel. Torunum Sana Hangi Birini Anlatsam. Güneydoğu ve Terör. Kıbrıs ve İrtica.

Büyükelçi Taner Baytok. İngiliz Belgeleriyle Sevr’den Lozan’a. Dünden Bugüne Değişen Ne Var? (Doğan Kitap.)

Osman Diyadin. Ben Şehit miyim, Hain mi? (RA Kitabevi.)

Osman Diyadin. Yıkın Heykellerimi. (Yeni Çizgi Yayınevi.)

Büyükelçi Kemal Girgin. Diplomatik Anılarla Dış İlişkilerimiz. Son 50 Yıl. (İlgi Yayın.)

Alper Uruş. 12 Sanık, 12 Tanık. 12 Eylül’ü Yaşayanlar Anlatıyor. (Detay Yayıncılık.)

Teoman Alpaslan. Mustafa Kemal Paşa’nın Koruma Birliği Komutanı, Öncü Kuvvacı, Gazi Milis Yarbay Topal Osman Ağa. (Kum Saati Yayınları.)

Lube Ayar. Gökyüzü Operasyonu. Firar. (Birharf Yayın.)

Akif Poroy. Uyan Artık Türkiye. (Say Yayın.)

Metin Özata. Atatürk ve Tıbbiyeliler. (Umay Yayın.)

H. Oğuz Barut. Bir Pilotun Serüven Dolu Anıları.

Önder Şuşoğlu. Anneciğim Türkler Geliyor. Bir Ayıbı Yalanlayan Tarih. (Kum Saati Yayınları.)

Erol Mütercimler. Akıl Oyunu. Aynanın Arkasında Kalan Gerçekler. (Alfa Yayın.)

Orhan Veli Yalçın. Şu Çok Vatanlılar.

Osman Oy. Yorumsuz. (Oda Yayın.)

Murat Metin Hakkı. Türkiye, Ortadoğu ve Avrasya’yı Neler Bekliyor. Tasam Yayınları.

Kuvayı Milliyeci Türk Seçmeninin El Kitabı. Op. Dr. Aytekin Ertuğrul. Lazer Yayınları.
Yazının devamı...

Seçim sonrası acı tablo

21 Temmuz 2007
Milleti afyonlamak için seçim öncesinde bol kepçe dağıttıkları kömür yardımı, gıda paketleri, alışveriş çekleri uygulamasına ara verilecek... Çünkü bütçede ve belediyelerde paralar suyunu çekti.

Hangi parti iktidar olursa olsun, hükümet kurulduktan sonra zamlar yağmur gibi yağacak. Elektrik, mazot, benzin, tüpgaz, doğalgaz, belediye hizmetleri, gıda maddeleri fiyatlarına zam yapılacak. AKP iktidar olursa kendi eserini (!) bu yolla temizleyecek, başka bir iktidar oluşursa, AKP’nin başarısının (!) hayrını görecek.

AKP iktidardan düşer ve zamları yeni hükümet yapmaya başlarsa hiç kimsenin "AKP gitti, zamlar başladı" demeye hakkı olmayacak... Çünkü oy uğruna ertelediler.

Kim gelirse gelsin zamları sineye çekeceğiz.

Ülkeyi yediler bitirdiler, beş yıl boyunca ulusal varlıklarımızı peşkeş çekerek, hiç utanmadan satarak durumu idare ettiler. Seçim öncesinde kesenin ağzını iyice açıp bütçeyi eksiye getirdiler.

VE GÖREVİNİ YAPANLAR

Sevgili okuyucularım, bizler görevimizi yaptık. Duruşumuzu bozmadan, korkmadan, çekinmeden, kelle koltukta yazdık, konuştuk, eleştirdik.

Kendi adıma söylüyorum, yazılarımı sadece yurt sevgisiyle, ülke çıkarları doğrultusunda yazdım. Korkmadım, kalemimi satmadım, ülkeyi yönetenlere, egemen güçlere ve bugüne kadar hiçbir iktidara yağcılık ve yalakalık yapmadım. Bir o yana, bir bu yana dönmedim, kıvırtmadım.

Omurgasız olmadım.

Karşımızda dev gibi bir tek parti iktidarı vardı ve pek çok kesimi korkutmuş, sindirmişti. Bizler bunların karşısına dikildik.

Bu görevi yerine getiren az sayıda gazete, televizyon kanalı, köşe yazarı ve muhabirin başına hep iş açmak istediler. Geçmişimizi didik didik ettiler, banka hesaplarımıza korsan girdiler, tehditler yağdırdılar, tetikçileri şantaj yapmaya yeltendiler. Yılmadık, hiçbiri tutmadı.

Yine kendi adıma söylüyorum, hayatım boyunca bir tek açığım olsaydı, alnımda bir tek leke bulsalardı, beni lime lime ederlerdi. Sadece bunlar değil, geçmişte eleştirdiğim nice iktidar sahipleri de aynı şeyi yapardı. Çok aradılar ama bulamadılar. Bir tek açığımı bulsalardı yıllardır yazdıklarımın binde birini bile yazamaz, sizin karşınızda olamaz, sokağa çıkmaya bile utanırdım.

* * *

Bu, seçim öncesinde son siyasi yazı. Yarın seçim var. Ya bir parti iktidar olacak, ya da koalisyon hükümeti kurulacak. Hiç kuşkunuz olmasın ki, kim kazanırsa kazansın ben burada asla yalakalık yapmayacağım, yanlışları olduğu sürece eleştirmeyi sürdüreceğim.

AKP, CHP, MHP, DP, Kürtçüler vesaire, hiç fark etmez.

Gazetecinin görevi suya sabuna dokunmayan, iktidarlara övgüler düzen, olumsuzlukların üzerine gitmeyen veya bilerek ıskalayan, bazı siyasetçiler gibi "Benim hırsızım iyidir, ben onu görmem" anlayışına sığınan, egemen güçleri yağlayıp yıkayan yazılar yazmak değildir. Eğer egemenlerden, iktidarlardan bir çıkarı yoksa!

Özellikle bizlerin konumunda olan, her gün milyonların karşısına çıkan köşe yazarı, eleştirmek, çarpıklığı göstermek, hırsızlığa, yolsuzluğa, haksızlığa, adaletsizliğe, ülkesinin soyulmasına karşı çıkmak, Cumhuriyet rejiminin ilkelerini korumak için vardır. Benim gazetecilik konumum ve anlayışım budur.

Pazartesi günü Türkiye’de -bugünden bilemediğimiz- herhangi bir iktidar olacak. Kim gelirse gelsin, hangisi olursa olsun, benim tarzım değişmeyecek. Taa ki devletin ve milletin parasını yasa tanımadan, kendisinin, ailesinin, yandaşlarının ve partisinin çıkarları doğrultusunda peşkeş çekip cukkalayan son hırsız bile hesabını verene kadar.

Gazetecilik görevimi bugüne kadar yaptım, bundan sonra da aynı doğrultuda yapacağım.

MHP korkusu dağları bürüdü

Şimdi düzmece anketler zamanı! Masa başında oturup anket üretiyorlar! AKP yüzde 48! Korku dağları bürüdü, bu yolla milleti etkilemeye kalkışıyorlar. Hem CHP’den, ama özellikle MHP’den korkuyorlar.

Üçüncü sınıf tetikçilerini ekranlara çıkarıp MHP’yi uyarıyorlar, çağrıda bulunuyorlar, rahmetli Alparslan Türkeş’in ismini kullanıp düzmece belgeleri kendi gazetelerinde ve ekranlarında yayınlıyorlar.

CHP
ve MHP geliyor. Her ikisi de bu iktidarın yolsuzluklarının, vurgunlarının hesabını soracaklarını açıkça ilan ettiler. Bundan geri dönüş yok. Dokunulmazlıklar kalkacak, hırsızlar Ağır Ceza Mahkemeleri ve Yüce Divan’da yargılanacak. Türkiye’nin beş yıl boyunca nasıl soyulduğu, yandaşlara, işbirlikçilere ve yabancılara nasıl peşkeş çekildiği, iktidar sahiplerinin malı çoluk çocuk, aile boyu nasıl götürdüğü yargı önünde belgelenecek.
Yazının devamı...

Sosyetenin tercihi fukaranın tercihi!

20 Temmuz 2007
"Sosyete Suada’da takılar için buluştu. Ender Mermerci ve Chopard mücevher firması görkemli bir davet verdi. Dünya ve İstanbul sosyetesi bir araya geldi. Davette 100 milyon dolarlık takılar mankenlerle tanıtıldı. Birbirinden şık 600 seçkin davetlinin katıldığı gecede konuklar Suada’da sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendi."

Sosyete gecesinde ikram edilen yemeklerde bir tek kuş sütü eksikmiş. İçkiler su gibi akmış. Sosyetemiz, para babaları, kaymak tabaka hem eğlenmiş, hem de mücevher almış. Şimdi yeniden dönelim Güneri Cıvaoğlu’nun o görkemli geceyi anlatan yazısına:

"İstanbul’un iş, medya ve sanat dünyasından cemiyet (sosyete) sayfalarının ünlüleri bu davetteydi. Ender Mermerci’nin Yunanistan’dan gelen bir arkadaşı için düzenlenmişti gece. Ben gecenin siyaset boyutunu yazayım. Masalardaki ağırlıklı konu genel seçimdi.

Büyük holdinglerden birinin genç patronu konuyla ilgili geniş bir yelpaze çizerek 500’e yakın davetliyi gösterdi.
’Bunların yüzde 80’i pazar günü AKP’ye oy verecek’ dedi.

Bir başka büyük patronun söylemi de aynıydı. Ancak öngördüğü oran daha düşüktü: ’Buradaki davetlilerin yüzde 50’si AKP’ye oy verecek.’

Konuştuğum işadamlarının hiçbiri, o geceki konukların AKP’ye verecekleri oy oranında yüzde 50’nin altına düşmedi."

Sevgili okuyucularım, bu tablo çok normaldir. İstanbul sosyetesinin gözbebeği olan, davetten davete koşan, yalılarda villalarda oturan paralı, refah içerisinde yaşayan kesim elbette böyle düşünecek ve oylarını AKP’ye verecektir. Onların çoğu açısından başka seçenek yoktur...

Çünkü AKP düzeni onlara çalışmış, onları ihya etmiştir.

* * *

Ya fakir fukara?.. Ya kırsal kesimde, beldelerde ve büyük kentlerin varoşlarında yaşayan milyonlarca yoksul, aç, sefil, işsiz insanlar? Ya da işçi, memur, emekli, dul, esnaf, sanatkár, çiftçi, öğrenci, ev hanımı?..

Onların arasında da elbette AKP’ye oy verecekler olacak! 25 YTL tutarında alışveriş çekine, evine seçim öncesinde gönderilen 300 kilo kömüre, beleş gıda yardımı paketlerine tav olanların bir bölümü oylarını AKP’ye verecek!

Aşiretin, tarikatın, cemaatin sömürülen fakir fukara insanlarından bazıları da emir komuta zincirinde, aşiret reisinden, tarikat ve cemaat liderinden verilen işaret doğrultusunda aynen kaymak tabaka gibi, AKP’ye yönelecek.

Şimdi şu çelişkiye bakar mısınız! İstanbul sosyetesi, İstanbul’un (ve elbette Türkiye’nin) zenginleri, para babaları, hiçbir sorunu olmayan kaymak tabakanın oyları, bu dönem zengin edilenler dahil AKP’ye!..

Ve varoşlarda yaşayan, ayın sonunu getiremeyen yoksul, aç, işsiz, sadaka paketleriyle afyonlanan insanlarımızın bir bölümünün oyları da AKP’ye!

Böyle bir çelişki, böyle bir bilinçsizlik başka hiçbir ülkede olamaz.


MEKTUP 1: KAPTAN YAZIYOR

"Uzakyol kaptanıyım. Aynı zamanda gemi alan, satan, kiralayan, işleten bir özel kurumda işletme müdürüyüm. Velhasıl bu piyasayı çok iyi biliriz. Tayyip Bey’in oğlunun aldığı gemicik (!) 2.5 milyon dolar imiş. Kendisi peşin 500 bin doları olan herkesin banka kredisiyle, taksitle gemi alabileceğini iddia ediyor. Ancak hiç kimse şunu sormuyor: Kredi veren banka 2.5 milyon dolardan fazla gayrimenkul ipoteği ister. Sorun kendisine bakalım, eğer varsa bu kredi karşılığında hangi bankaya hangi gayrimenkullerini ipotek etmişler? Veya bir devlet bankası bunlara kıyak mı geçmiş? Ortada gayrimenkul ipoteği var mı, yok mu? Yoksa peşin parayla mı almışlar?"

MEKTUP 2: EMEKLİ BÜROKRAT YAZIYOR

"Bay Unakıtan konuştu: ’Özelleştirmede sata sata bitiremiyoruz. Bu kadar komünist bir ülkeymişiz. Komünizmin ağdalısı olmuşuz. Her şey devlete ait. Özel teşebbüsün elinde bir tek berber dükkánları kalmış. Satmaya devam edeceğiz.’

Bizler o devletin ürettiği şekeri yedik, Sümerbank kumaşını giydik, devletin çimentosuyla okullar yaptırdık. Devlet parasıyla okuduk, adam olduk, çalıştık, hizmet verdik ve şimdi köşemize çekildik. İnsan bu mirası babalar gibi satarken, bari geçmişe biraz saygılı olur. ’Allah razı olsun, en zor şartlarda bunları yapıp bize bırakmışlar, biz de şimdi satıyoruz’ der. Hiç değilse gelecek kuşaklara onurlu bir Türkiye bırakmayı aklından geçirir."
Yazının devamı...

Seçim öncesinde görünüm

19 Temmuz 2007
Gazeteleri, televizyonları izliyorsunuz. Büyük ölçüde bizim grup, az sayıda gazete ve televizyon kanalı dışında pek çoğu bunların yağcısı, övücüsü, ya da aynı yolun yolcusu. Bazılarının bir çıkarı veya korkusu var. Başbakan her gün ekranlarda boy gösteriyor. Karşısında gazeteciler... Birkaç istisna dışında hemen hepsi kendi adamı. Soru soranların çoğu çanak tutuyor. Her şey danışıklı dövüş. Tayyip Bey’in işine gelmeyen, hoşlanmayacağı soru sormak yok!

Zaten adam gibi soru soracak gazetecilerin karşısına oturamıyor. Kendisine daha önceden gazetecilerin ismi veriliyor, istemedikleri karşısına çıkarılmıyor.

Bu soru cevapları ve söylediklerini devletin Anadolu Ajansı noktasına virgülüne dokunmadan anında çarşaf gibi haber yapıyor. TRT (Tayyip Radyo Televizyonu) zaten bunların emrinde. Medyanın önemli bir bölümü böyle. Tek taraflı beyin yıkama kampanyası olanca hızıyla sürüp gidiyor.

* * *

Bizler işte bu medya ortamında oy vereceğiz. Bilinçle, yurt sevgimizle, ülkemizin geleceğini düşünerek, peşkeşlere karşı çıkarak, daha onurlu, saygın, dışarıdan emir almayan bir Türkiye Cumhuriyeti düşleyerek.

Tablo karşımızda yavaş yavaş belirginleşiyor.

Fakat kim iktidar olacak, hangi parti yüzde kaç oy alacak diye sorarsanız, onu bilen yok. Her kafadan farklı bir ses çıkıyor.

Bilinen şu: AKP, Meclis’e geçen seçimde 363 milletvekili ile girmişti. Bu kez böyle bir şey asla mümkün değil. Bu tabloyu onlar da gördü. Yeni Meclis’e en az üç parti girecek. Ayrıca Güneydoğu’dan bağımsız seçilecek Kürtçülerin partisi olacak.

Dolayısıyla, AKP açısından saltanat bitiyor. Şimdi korku dağları bürüdü. Ya muhalefete düşerlerse!.. Ya küçük bir farkla iktidar olurlarsa!.. Ya hesap sorma süreci başlarsa!.. İşte o zaman yandı gülüm keten helva!

AKP
bu tabloyu gördü ve telaşa kapıldı. Kulaklarına kar suyu kaçtı. Şimdi Başbakan tarafından miting meydanlarında verilen "tek başıma iktidar olamazsam siyasetten çekilirim" mesajı boşuna değil.

Son kozunu oynuyor.

* * *

Şimdi hepimize, herkese düşen çok önemli bir görev var: Oy vermek.

Bunu özellikle tatil beldelerinde olanlar için söylüyorum. Lütfen bir zahmete katlanın, gelip kayıtlı olduğunuz yerde oyunuzu kullanın. "Bizim ailenin iki oyu, üç oyu var, vermesek ne değişir" demeyin.

Şu geçtiğimiz yaklaşık beş yıl içerisinde yapılanlar içinize siniyorsa, yolsuzluklara, hortumlara, haksızlığa, adaletsizliğe, yandaş zengin etmelere, devletin, milletin parasının ve altın yumurtlayan tesislerinin eşe dosta ve yabancılara peşkeş çekilmesine karşı değilseniz, belediye vurgunlarını normal görüyorsanız, ayın sonunu rahatça getiriyorsanız, ekonomik durumunuz iyiye gittiyse, işsizlik, yoksulluk, uygulanan sadaka ekonomisi sizi ilgilendirmiyor ve bu çarpık düzenin aynen devamını istiyorsanız!..

O halde oyunuzu hiç düşünmeden AKP’ye verin.

Yok eğer bunlar sizi ilgilendiriyorsa, yapmanız gereken şey öncelikle CHP, MHP ve DP’ye oy vermektir. (Genç Parti’nin barajı aşması söz konusu değil. Oraya verilecek muhalif oylar boşa gidecek ve hiçbir işe yaramayacak.)

* * *

Gazeteciyiz ya, gelen giden soruyor: "AKP zaten olmaz da, oyumu kime vereyim?"

Herkese aynı şeyi söylüyorum: "Sağ görüşlü isen MHP’ye, sol görüşlü isen CHP’ye ver."

Yine her gün birçok kez, özellikle siz Hürriyet okurlarından gelen aynı soruya muhatap oluyorum: "Siz oyunuzu kime vereceksiniz, bize yol gösterin." Yanıtımın özü yukarıdaki paragrafta yer alıyor.

Kişisel tercihim, CHP’nin altı ok’unda yer alan ilkelerdir. En başta gelenleri de Atatürk Milliyetçiliği, Laiklik, Cumhuriyetçilik ve Devrimciliktir.

Oyumu altı ok’un ilkelerine vereceğim.

Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimine gidiyoruz. Ülkemiz yol ayrımında. Düzlüğe çıkışın bir tek yolu var:

Oy kullanmak.

Bunu özellikle tatil beldelerinde denizin tadını çıkarmakta olanlar için yazıyorum!

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini düşünerek, iki gün için maddi ve manevi küçük bir zahmete girip seçim sandığına gelmeye, sonra yeniden tatil yapmaya değmez mi? Fazlasıyla değer.
Yazının devamı...

Karne, saat, gemicik ve saire!

18 Temmuz 2007
"Muhterem vatandaşım, CHP demek kıtlık demektir, yokluk ve karne devri demektir. Bunlar ekmeği bile karneye bağladılar. Vatandaşı aç bıraktılar..."

Allah Allah, demek ki CHP ekmeği bile karneye bağlamış. Herhalde yeni bir şeydir. Acaba ne zaman olmuş? Başbakan bunları söylediğine göre elbette bir bildiği vardır! Sonra elindeki belgeyi mikrofondan açıklayıp herkesi meraktan kurtarıyor:

"Bakınız, 1944 yılında bir vatandaşımızın nüfus cüzdanı. İşte damgalar, mühürler. Ekmeği karneye bağladıklarının ispatı."

Bir başbakan bu kadar "bilgisiz" olabilir mi? Sözünü ettiği 1944 yılında İkinci Dünya Savaşı olanca hızıyla devam ediyordu. Türkiye dört bir yanından savaşla kuşatılmış durumdaydı. En zor günleri yaşıyorduk. Sadece ekmek değil, her şey karneye bağlıydı.

Dahası, bütün Avrupa’da durum böyleydi. İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Bulgaristan, Yunanistan, İtalya.. Her yerde savaş nedeniyle yokluk ve kıtlık vardı. Bütün gıda maddeleri, özellikle ekmek karneyle veriliyordu. Yani karaborsayı önlemek için herkese kısıtlı bir miktar.

Tayyip Bey tarih bilmiyor. Türkiye’nin yakın geçmişini ise hiç bilmiyor. Okumamış, öğrenmemiş. Eğer bilseydi bu komik, anlamsız lafları söylemez, CHP’yi vurmak için 1944 yılından, 63 yıl öncesinden örnek vermeye kalkışmazdı. Hayret, karşımızda savaş döneminden bile medet uman biri var!

* * *

Fakat para işlerini, satış yapmayı çok iyi biliyor. Kolundaki on binlerce dolar değerindeki saati Baykal’a miting kürsülerinden satmaya çalışıyor:

"Ver 15 bin dolar sana satayım. Yok yok, 10 bin dolara da fit oldum. Ver parayı, al saati."

Bu sözler, bu ifadeler, bu yapmacık tavırlar bir başbakana yakışıyor mu?

Yakın zamana kadar yandaş işadamlarından burslu okuyan oğlu, şimdi birkaç milyon dolar bastırıp gemi satın aldı.

Erdoğan oğlunu savunmak için çıktığı ekranlarda bunun gemi değil, "gemicik" olduğunu söyledi! Böylece Türkçemize yeni bir sözcük daha kazandırmış oldu: Gemicik!

Öyle ya, gemi var gemicik var.
Başkası alırsa gemi, beyefendinin oğlu alırsa gemicik! Başkalarında olursa para, bunlarda olursa paracık! Başkaları alırsa villa, bunlar Türkiye’nin dört bir yanında alınca villacık! Başkaları yapınca yolsuzluk, bunların adamları yapınca yolsuzlukcuk!

Yerseniz!

* * *

Bunlara destek veren gazeteler her gün yaklaşık 1 milyon 500 bin adet satılıyor. Ama nasıl? En az bir milyon gazete evlere, işyerlerine, devlet dairelerine bedava dağıtılıyor. Bu olayda trilyonlar dönüyor.

Nereden geliyor bu değirmenin suyu?
AKP iktidarı, yandaş basının üzerine bu konuda niçin gitmedi ve gitmiyor?

* * *

CHP
ve MHP gümbür gümbür geliyor. Her iki partinin de açık, net beyanları var:

"Dokunulmazlıkları kaldıracağız. AKP döneminin hesabını soracağız."

Devlet Bahçeli
daha da ileri gitti ve "Sormazsam namerdim" dedi.

Seçim sonrasında ister iktidarda olsunlar, ister muhalefette, bu hesabın sorulması şart oldu. Eğer sormazlarsa, iki elimiz bu kez onların yakasında olacaktır. O takdirde biz onlardan hesap sorarız...

Çünkü 22 Temmuz sonrasının en güncel konusu, bu iktidarın gerek devlet dairelerinde ve gerekse belediyeler ve belediye şirketlerinde yaptığı yolsuzluk ve usulsüzlükler, devletin-milletin parasının, malının mülkünün eşe dosta, yandaşlara, yabancılara peşkeş çekilmesi olacak.

Başbakan da bu gerçeği gördü ve korkuyor. Dün Isparta’da "Tek başımıza iktidar olamazsak siyasetten çekileceğim" diye boşuna konuşmadı.
Yazının devamı...

Konuşunuz Unakıtan

17 Temmuz 2007
Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri aylar süren vergi incelemesi sonrasında Citibank için vergi inceleme raporu düzenlediler. Bu raporlar, vergi denetmenlerinin bir anlamda iç denetim birimi olan ve deneyimli vergicilerden oluşan "Okuma Komisyonu" tarafından da incelenip kontrol edildi. Ardından vergi cezaları kesildi.

Citibank yetkilileri, Maliye Bakanlığı’na başvurup "düzeltme" yoluyla 2 milyar dolarlık vergi ve cezasının silinmesini istediler. Oysa vergi inceleme raporu dayanak alınarak kesilen vergi ve cezada "düzeltme" diye bir çözüm yolu yok. Citibank’ın önünde sadece iki yol vardı.

1- "Ben bunu ödemek istiyorum ama pazarlık yapalım" diyerek uzlaşma isteyebilirdi.

2- "Bu vergi ve cezalar hukuka aykırıdır" deyip Vergi Mahkemesi’nde dava açabilirdi.

Fakat o da ne! Bu olayda Citibank icin "çok özel" bir üçüncü kapı açılıverdi!

Bakanlık Gelir İdaresi Başkan Vekili Osman Arıoğlu, üç sayfalık bir yazı hazırladı ve bu yabancı bankaya kesilen vergi cezasının tamamının kaldırılmasını Kemal Unakıtan’ın onayına sundu.

Unakıtan
da bu yazıya "olur" verdi ve 2 milyar dolarlık vergi cezası bir anda siliniverdi!

Cumhuriyet tarihinde, Maliye tarihinde böyle bir olay görülmüş değil.

Raporu hazırlayan vergi kontrolörleri ile "Bu rapor doğrudur, işlem yapılmalıdır" diyen komisyon bile, bu verginin bir kalemde silindiğini çok sonra öğrendiler!

İşçi Partisi bu olayı belgeledi, Başbakan ve Maliye Bakanı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Burada Kemal Unakıtan’a soruyorum:

Bu olay nedir? Citibank’a bu kıyak niçin, hangi yasal gerekçeyle yapılmıştır?

Beyefendi şimdi aday olduğu Eskişehir’de futbolcu transferi yapıyor, Maliye Bakanlığı’na ait bilgisayarları orada seçmenlere dağıtıyor. Fırsat bulduğu takdirde elbette açıklama yapacaktır!

OLAY 2

VERGİ Dünyası Dergisi’ni, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Derneği çıkarıyor. Dernek üyeleri şu anda hesap uzmanı olan kamu görevlileri. Bürokrasinin gözbebeği olan, vergi kaçaklarının üzerine gidip devlete trilyonlar kazandıran seçkin kadrolar. Dergide Hesap Uzmanları adına çok çarpıcı bir yazı yayınlandı. Özetliyorum:

"Anayasa uyarınca vergiler ancak kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Bu ilkeye bu dönemde uyulmuyor.

Yapılan işlemlerin ortak noktası, kanuna aykırı olarak veya kanunla verilmeyen bir yetkiyi kullanarak, alınması gereken verginin alınmamasını sağlayan metinler olarak karşımıza çıkıyor. Bunu yapanlar
(Maliye Bakanlığı) bütün uyarılara karşın hukuka aykırı uygulamaları sürdürüyor.

Bu yanlışların en büyüğü ise yapılan bu yanlışlara ses çıkarmamak, hatta farklı nedenlerle alkış tutmaktır."

Yazı şöyle bitiyor:

"Biz Maliye Hesap Uzmanları Derneği olarak yanlışa alkış tutmaya devam edenlerin, bir gün tarihsel sorumlulukları ile hesaplaşma zorunda kalacaklarını bildiriyoruz.

Yasal zemini olmayan uygulamaları alışkanlık haline getirenlere de, her türlü yasal mekanizmayı devreye sokma kararlılığı ile
’Kanun namına durun’ diyoruz."

OLAY 3

MALİYE tarihinde görülmemiş bir olay daha. Şu anda devletin Baş Hesap Uzmanı olan Nihat Uzunoğlu, devletin tam 32 trilyon lira tutarında bir alacağının tahsil edilme olanağını ortadan kaldırdığı ve yandaş bir holdinge haksız kazanç sağlattığı için Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Daire Başkanı Adnan Ertürk hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda, Hesap Uzmanı Kazım Serkan Salalı tarafından ortaya çıkarılan 32 trilyonluk kamu alacağının, bununla ilgili dava açılması için gerekli onayı vermeyen ve raporu işlemden kaldıran Daire Başkanı Ertürk’ün yargılanıp cezalandırılması isteniyor.

Devletin Maliye Bakanlığı, Bay Unakıtan’ın elinde bu durumlara düştü!

Hesap sorulmayacak mı? Elbette sorulacak. Bay Unakıtan’ı şimdiden Yüce Divan önünde görür gibiyim.
Yazının devamı...