"Elif Çongur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Elif Çongur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Elif Çongur

Soyunma odası defterleri

Sporda “mahrem” kavramıyla birlikte anabileceğimiz belki de tek mekân “soyunma odası”dır. Tamamen gözler önünde olmak, seyirci karşısında yarışmak, göstere göstere yapılmak için inşa edilmiş spor müessesesinin biricik gizli alanı soyunma odasıdır.   

Yanlış anlama olmasın. Soyunma odasının mahremiyeti, soyunmaktan giyinmekten filan gelmez. Sporcunun; sporla, kendisiyle, hocasıyla, sporuna göre takım arkadaşıyla baş başa kaldığı yer olmasından gelir. Müsabaka öncesinde, arasında, sonrasında kendine kızdığı, kendini beğendiği, kendiyle kavga ettiği yer olmasından gelir. Sporcunun stattaki on binlerden, televizyon karşısındaki milyonlardan uzakta; gerçek sevincini, gerçek öfkesini, gerçek üzüntüsünü yaşadığı, harcadığı eforu dengelemeye çalıştığı özgür kaldığı tek yer olmasından gelir. 

Soyunma odası dengesiz bir yerdir. Yerinden oynayan dengelerin yeniden yerli yerine oturtulmaya çalışıldığı bir yer. Sporcu; kalp ritmini, sinir katsayısını, geride bıraktığı fiziki mücadelenin bedeninde ve ruhunda yarattığı değişiklilikleri orada normale çevirmeye çabalar.

Soyunma odasında her şey olur. Sarılıp ağlamak da küfürleşip kavga etmek de soyunma odası sevdasına dâhildir. Orada olan orada kalır. Soyunma odası defterleri habire habire açılmaz. Dengeler yerine oturunca olanlar unutulur gider, büyütülmez, sündürülmez, uzatılmaz.

Ha bundan zamanında Ergin Ataman’ın gencecik bir sporcuya tokat atıp sonra da “Soyunma odası nedir? Bir takımın yatak odasıdır. Orası bizim özel alanımız” demesi gibi bir şey dediğim anlamı çıkmasın sakın. Hayır, beni tanıyorsunuz çıkarmazsınız da ben yine de önlemimi alayım. Ona soyunma odasının mahremiyetinin arkasına saklanıp şiddet uygulamak deniyor, bin kere yazdıydım uzatmayayım şimdi burada.

Soyunma odası eşiktir. Ara bir zamanın ara bir mekânıdır. O yüzden oraya öyle el kol sallanarak girilmez. Bakmayın bizim devlet erkânında âdettir, müsabaka biter, bunlar sporcuları kutlamak için dalar çat kapı soyunma odasına. Dalınmaz hâlbuki. Olmaz. Beklersin sporcu dengesini bulur, duşunu alır, ara zamandan ara mekândan çıkar gelir tebriğini kabul eder.

Soyunma odasının doğasında orada geçen zamanın sahiciliğine inanmak vardır. Dünyanın en önemli işini yaptığını düşünmek vardır. O an ve o mekân için öyledir de zaten. Halı saha takımının kadim kaptanıyla, kalede duracak kimse olmadığından çorapla kaleye geçip topu ileri şişirmesi tembihlenen adamın soyunma odasında nasıl kavga ettiklerine, nasıl sevindiklerine, dünya futbolunu nasıl kurtardıklarına gidin bi bakın. Bakın göreceksiniz.

Soyunma odasındaki itiş kakış, sanmayın ki sadece futbol için geçerlidir. “Vay teknikle estetiğin mükemmel karışımı”, “Vay efendim müziğin de eklenmesiyle dünyanın en zarif sporu” diye ortalarda dolaşan buz pateni sporcularını soyunma odasında bir görün bakalım. Estetiği mumla arıyor musunuz aramıyor musunuz. Katerina Witt’ten soğursunuz yemin ediyorum.

Demem şu: Soyunma odalarında olan biteni büyütmeyin, uzatmayın, sündürmeyin. Evet, biliyorum şahane malzeme, sansasyondan beslenen damarlar için bulunmaz kan ama yapmayın. Uçan tekmeydi kamçıyla dürtmekti filan abartmayın. Mahremiyete çok düşkün riyakâr reflekslerinizi devreye sokun, soyunma odalarından huzursuzluk yaymayın.

Caner’i de artık bi rahat bırakın.

X