"Duygu Sedefoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Duygu Sedefoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Duygu Sedefoğlu

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Bugüne kadar hep hayalim doğum izlemekti. İnternetten defalarca izledim ama tatmin etmedi. Ne zaman bu hayalimi dile getirsem “Saçmalama, çok zor! Hayattan soğursun…” dediler. İnsan neden hayattan soğusun ki? Bir cana şahit olmak, ilk nefesini görmek, ilk sesi duymak… O ana şahit olmak benim için her şeye değer.

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

(Ameliyat izleme ve fotoğraf çekimleri için gerekli izinler alınmıştır...)

Onun dışında da bir ameliyat merakım pek yoktu. Sıralama yapsam arkasından belki kalp ve beyin sonra mide ameliyatı gelirdi. Ama doğum kadar aman aman değildim.

Prof. Dr. Vedat Nisanoğlu ile röportaj yapmak için sözleştiğimizde “Acaba ameliyata denk gelir miyim ki?” diye düşündüm. Tanrılar Okulu’nun yazarı Stefano Elio D’Anna ile röportaj yaparken “Düşlerinize dikkat edin gerçekleşebilir…” demişti! Çok çok doğruymuş!

Vedat Hoca ile randevulaştık, “Hocam ben ameliyat bile izlerim isterseniz” dedim. “Olur” dedi. Bana ilk defa “Korkmaz mısın? Heyecanlanmaz mısın? Kan tutar belki?” demeyen tek doktor, tek insan ilan ediyorum! : )

Buluştuğumuz gün tesadüf iki ameliyatı vardı ama girmedim, ertesi günden yana kullandım hakkımı. Ve yine Cenk İdaye arkadaşımla beraber Medline Hastanesi’nin yolunu tuttuk. İkimizde heyecandan ölüyorduk. O güne kadar yine “Saçmalama ne işin var, bak yapma etme” bir ton laf duydum.

Ben de bir gerçek var. Röportaj yapan Duygu fena meraklı, cesaretli! Diğer Duygu daha korkak, mezarlık önünden bile tekbaşına geçemeyen bir tip! Ama bu öyle bir şey ki iki Duygu’yu da esir aldı!

Ameliyathane önüne gelince hafiften tekledim. Sonra “Hadi yürü!” dedim. Bir kişi o anımı çaksa hayatta beni içeri sokmazlar diye kendimle konuşmalara başladım. Prof. Dr. Vedat Nisanoğlu, Anestezi Uzmanı Alpay Bey, Gökhan Metin Hoca hep beraber kısa toplantı yaptık. Daha sonra onlar hastanın yanına gidip hazırlıklara başladı. Biz 1 saat sonra ameliyathanede her şey başladığında girdik.

Bambaşka bir atmosfer! Öyle böyle değil. Başka bir dünya!!!!

İzlediğim ameliyat Bypass ameliyatıydı. Bacaktan o damar çıkıyor filan bütün işlemlere görmek!!!!

Aort damarını gördüm daha ne olsun ki!

“Ah sen ne güzel bir şeysin kalp. Küçücüksün ama kocaman görevin var. Seviyorsun, üzülüyorsun. Duygusun!” işte böyle elime alıp konuşmak istedim.

“Kalbinle ilgili problemin olsa korkudan ameliyat masasına yatmazsın!” diyen arkadaşıma cevabım buradan olsun. “İnsan bilmediği şeyden korkar” diyorum, o atmosfer gergin olabilir ama en azından yapılacak işlemi tek tek biliyor olmak insanı rahatladır sanırım. : )

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Ben iki Vedat Nisanoğlu tanıdım bu röportajda. Biri esprili, güler yüzlü. Bu röportajın ilk günü... Ameliyat günü bambaşka Vedat Nisanoğlu. Yine güler yüzlü, rahat ama ciddi! Ama anlamak lazım. Sabah bir ameliyata girmiş, benimle buluştuğunda ikinci ameliyata girmek üzereydi. Hasta yakınları ameliyathane önünde onun gözlerinin içine bakıyordu. “Bir can size emanet”

Öyle bir iş yapıyorsunuz ki bir can size emanet, koca bir hayat! Ve kim bilir arkasında kaç hayat daha size emanet… Hayatınız emanetten ibaret.

Ve maalesef ki son zamanlarda bu kutsal mesleği icra eden insanların başlarına gelen haberlerde görüyoruz onları. Düşünün bir koca ameliyathane 3-4 saat içerideler hatta bazen daha da uzun, buz gibi bir oda. Hiçbir şekilde elleriniz dışında vücudunuz hareket etmeden öylece çalışıyorsunuz. Bir canın emaneti size yorgunluğunuza bile fırsat vermiyor!

Hani bazen deriz ya “Aldıkları para sonuna kadar helal” diye, işte doktorlar, hemşireler de aynen öyle!

Mesela Vedat Hocanın bir etkileyen sözü de “Annemi bir başka hekime emanet eder gibi bir duyguyla ben işi yapıyorum, hassasiyet gösteriyorum…” bu oldu.

Velhasıl o heyecana sayelerinde tanık oldum, bütün ekibe ve Medline Hastanesi'ne çok teşekkürler. Ameliyattan sonra hastanın durumunun gayet iyi olduğunu öğrenmek çok daha mutlu etti.

Bütün doktorların önünde saygıyla eğiliyorum! : )

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Vedat Nisanoğlu kimdir biraz sizi tanıyalım?

1971 Adana doğumluyum. Nehrin karşı tarafında doğdum, büyüdüm, okudum. 1988 yılında Ankara Tıp Fakültesi’ni kazandım.

İnsan bedeninin içini görmek nasıl bir duygu?

Kalbin içinden ceviz büyüklüğünde çorba kaşığıyla pıhtı çıkardılar. Onca eğitimin ardından aklım almamıştı. Dışardan algılanması güç bir iş. Üzerinden 20 sene geçti tabii…

Ameliyat sırasında kalp nasıl çalışıyor?

Kalp duruyor, solunum duruyor, tansiyon duruyor, nabız duruyor. Böyle bir ameliyat insan aklında “Nasıl oluyor!”u getiriyor.

Ölü gibi?

Aynen, teorik olarak... O esnada Kalp Akciğer makinası bu görevi devralıyor. Hastadan kirli kanı alıyor, oksijenlendiriyor, basınç kazandırıp tekrar vücuda dağıtıyor. Hatta bazen o makinayı kapattığımız durumlar oluyor, hastanın vücut ısısını 20 derecelere düşürdüğümüz de oluyor. Ne kalp, ne solunum, ne de kanı bir milim oynuyor. 45 dakika 1 saat kadar yaşayabiliyor bu şekilde. İşler bitince bütün başladığımız işlere tam tersinden devam ediyoruz.

Çok enterasan!

Arkada bir teknisyen var, makinanın başında duruyor. Her şey güvene dayalı, arkanızı göremiyorsunuz ama güvenmek durumundasınız.

Kalp ile ilgili bilinmeyen neler var? Mesela kalp gerçekten ağrı yapmıyor mu?

Ağrır!

Böbrek gibi, mide gibi bir ağrı?

Bıçak sokarsanız ağrımaz, kası ağrır, kemiği ağrır. Ağrı duyusu sadece oksijene hassas kalpte. Oksijeni az gönderirseniz kalp ağrısı olur. Kalp ve beyin dokununca ağrımaz.

Göğüs kafesi bölgesinde olan bütün ağrılar kalp krizi sinyali midir?

Genellikle tıpta en kötü riski aklımıza getiririz. Hayati meseledir bu. Kalp krizi riski olarak değerlendirilir, değilse diğer kontrole geçeriz ama her göğüs ağrısını kalp ağrısı olarak düşünürüz. Ağrı başlangıcı, yaş, kilo faktörleri de önemli.

Erkeklerde kalp krizi riski kadınlara oranla daha mı fazla?

Evet!

Kadınlar olarak yiyip bitiriyor muyuz sizleri?
(Gülüyor) Hormonsal sebepler.

Kadınlarda da kanser oranı yüksek… Biz size kalp krizi geçirtiyoruz, siz de bizi kanser ediyorsunuz!

(Gülüyor) Ya değil mi!!! Evet kadınlarda da kanser riski çok yüksek.

Ne önemli?

Risk faktörlerini ortadan kaldırmak... Sigara, alkol, kilo, beslenme. Tabii ki bunların hiçbiri yokken de kalp krizi geçirenler var ama bu kez de genetikten geliyor.

Halı saha maçları yapmak ne kadar sağlıklı, sonuçta antrenmansız amatörce oynanan bir spor?

Tabii ki egzersizler önemli. Futbol bir efor testidir, biz de burada kalp damarlarını değerlendirmek için efor testi yaparız hastalara, basit bir testtir.

Son yıllarda profesyonel futbol oynayanlarda da artık görülüyor?

Gizli kalp dedikleri şey bu işte, genç yaşta olunca gizli kalp deniliyor.

Bebe aspirini kullanmak ne kadar doğru? Kan sulandırıcı özelliğinden dolayı iyi olduğu söyleniyor. Herkes bunu kullanmalı mı?

Hayır, her şey doktor kontrolünde olmalı. Durduk yere aspirin almanın getirebileceği zararlar da olabilir, kanama yapabilir. Daha bilindik örnek verecek olursak mesela Ebru Gündeş Aspirin kullanıyor olsaydı bugün hayatta olmazdı.

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Anjiyo korkutucu mu?

Basit bir işlem değil, damarınıza sonuçta kalem içi kadar bir şey sokuluyor. O kalbinize kadar gidiyor, ilaç veriliyor. Teknik olarak eski ile yeni arasında bir şey değişmedi ama kullanılan malzemeler ve bilgi arttıkça komplikasyonlar azaldı.

Kalp ameliyatları kaç saat sürüyor?

3 buçuk 4 saat sürüyor.

Ayakta hiç hareket etmeden mi duruyorsunuz?

Aynen, küçük bir alanda belki ufacık sağ sola dönüyorsunuz o kadar. Zaman nasıl geçiyor bilmiyorsunuz ama mutluyum orada. Kendimi güvende hissediyorum. Her şey yolunda giderse! Tanrı değilsiniz, öyle kudretiniz yok, istatistikten kaçamıyorsunuz.

Hangi durumlarda gerilirsiniz?

Risk faktörleri, birinci dereceden akraba olunca ayrı bir stres... Bir de dört dörtlük değil de dört üç gerekçeyle ameliyat ettiğim hastalarda.

Peki, her ameliyat sonrası her şey burada mı kalıyor?

Hayır, bizimle beraber her yere geliyor. Biz insanız, tanrı kadar güçlü değiliz. Gidişatı değiştiremediğimiz zamanlar oluyor, her şeyi bilemeyiz.

İnsan vücudu dehşet bir şey, tam bir makine gibi, fena düzen!

Daha iyi bir düzen kurabilir miydiniz? Kuramazdınız.

Farklı bir şey... Bomba düzeneği gibi sarı kabloyu kesersen şu olur, kırmızıyı kesersen bu olur gibi sizinki de aynı! Büyük risk, patlaya da bilir öle de bilir!!!

Çok güzel, aynen böyle!

Peki gelelim son günlerde yaşanan olaylara. Sizlerin de insan olduğunuz unutuluyor mu?

Evet! Bir oto tamircisi hata yaparsa, kızarsa bağırırsınız edersiniz o da bedelini öder kurtulur. Bizim böyle bir şansımız yok. O hastalığı biz yapmadık, sizi hasta yapacak hayatı da biz yaratmadık. Hayatlar kişilerin kendi tercihidir.

Sizi tanrı olarak mı görüyor hasta yakınları? Bir sihirli sopanızla dokunup iyileştirilecek gibi?

Galiba öyle görülüyor.

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Tamam, siz iyisiniz ama her doktor da siz gibi olamayabilir. Geçen gün bir hasta dinledim, çocuğu çok özel bir hasta. Doktor ilgisiz olunca kadın da sessizce hastaneye şikayet etmiş doktoru, bu yüzden de doktordan fırça yemiş. “Çocuğunu götür hangi doktor bakarsa baksın ben bakmam!” demiş. Bu durumlar da var.

Her hastaya kendi ailesinden biri gibi davranmalı. Ben en azından böyle yapıyorum. Son ana kadar elimden ne geliyorsa yaparım, benim kudretim o kadar.

Dört saat boyunca çıkamıyorsunuz da dışarı, ne yapıyorsunuz?

Çıkma şansınız yok, kalbi durdurmuşsanız saatlerce öyle bırakamazsınız. Bir su içme gibi kısa sürenin sakıncası yok ama makinaya bağlı kaldığı süreyi kısa tutmak lazım ki risk azalsın.

Aileyi dakikası dakikasına her şeyden haberdar ediyor musunuz?

Diyelim tansiyon düştü, nabız düştü o an müdahale yapılırken aile de bilgi veririz. İki uzman ve hemşire olarak sadece bu hastanın başındayız. Kalbin durma süresi var, dışardan masaja başlarız, onun da süresi var. 20 dakika, yarım saat ama biz 45 dakika uğraşırız. Dönmeyince ekip lideri karar verir ve ölü kabul ederiz. Sonra ekip lideri çıkar ve hasta yakınına söyler.

Anılarınız ne çoktur sizin!

Öyle! (Gülüyor) Annemle ilgili var. Annem 10 sene önce kalp ameliyatı oldu, Malatya’da. Ben o zaman Malatya’da Öğretim Görevlisiyim. 10 kadar asistanla viziteye çıktık, annemin başına geldik. Herkes çıktı anneme var mı sıkıntı dedim. Gece boyunca su istemişti, artık su içebilirsin dedim. “Yok yasakmış” dedi. Neden dedim, en çömez asistanı gösterdi, içme demiş. Ben onların hocasıyım ama anne evlat ilişkisi işte annem onun dediğini dikkate almış! (Gülüyor)

Şu kalbe takılan pilleri merak ediyorum. Bitince ne oluyor küt diye kalıyor mu hasta?

Hayır, rölantiye geçer. Dakikada 80 atarken 50-40’a düşer. Bu öldürmez ama fenalaştırır. Bir iki hafta sizi uyarır.

Araba gibi yani, benzin ışığı önce yanar sonra biter?

Aynen!

Bir insan aynı anda hem hapşırıp hem öksüremezmiş. Neden?

Farklı mekanizmalar bunlar. Böyle bir şey mümkün değil. Hem nefes alıp hem yutkunamazsınız mesela. Bebekler sadece bunu yapabiliyor. Hapşırmak düşündüğümüzden daha fazla bir basınç oluşturuyor.

Hapşırık tutmak riskli mi?

İçinizde oluşan basıncı hapşırarak boşaltıyorsunuz. Tabii ki riskli... Mesela beyin içindeki damarın duvarı soğan sarı gibidir çok çabuk patlayabilir. O yüzden beynimiz çok kalın bir kafatasımızla korunuyor.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Meslektaşlarım da benim gibi olsun istiyorum. Ben kendimi huzurlu hissediyorum, istiyorum ki onlar da huzurlu olsunlar gergin olmasınlar. Bir de kalp bölümünde para konuşamazsın, o yüzden biraz da temiz kalıyor. Acil, diyaliz, kalp, onkoloji bölümlerinde para konuşulmaz, hiçbir şekilde hastadan para alamazsınız. Sosyal güvencesi varsa her türlü hizmeti vermek durumundasınız, fark ödemiyorlar. Para konusu olmayınca art niyet azalıyor. “Hekim para için ameliyat yaptı” denilemiyor.

“Annemi bir başka hekime emanet eder gibi…”

Fotoğraf: Cenk İDAYE

X