"Duygu Sedefoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Duygu Sedefoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Duygu Sedefoğlu

12 Eylül İhtilaliyle anılan Mesut Mertcan ile bir gün…

Bu haftaki röportaj konuğum Mesut Mertcan… Müthiş ses, müthiş Türkçe! 12 Eylül ihtilalinde Fikret Küpeli Paşa bildiriyi eline veriyor, “Sen okuyorsun” diyor. O da “Milli Güvenlik Konseyi’nin 1 numaralı bildirisi; Yüce Türk Milleti…...” diye tarihe geçen darbe bildirisini sabaha karşı radyoda okuyor.

12 Eylül İhtilaliyle anılan Mesut Mertcan ile bir gün…

Fotoğraf: Buse ÇELİK – DHA

Son yıllarda özel hayatıyla daha çok gündemde oldu. Onu inciten bir sürü şey var. “Huzurevinde kalıyor deme lütfen, bakım evi de!” diyor. Sonra devam ediyor “Kardeşlerim var, çocuklarım var, akrabalarım var ama burada kalmayı ben istiyorum, tamamen kendi tercihim.” Diyor.

Röportaj sırasında da bir dolu ziyaretçisi geldi. Mesela yanı başından ayrılmayan Hasan’ı var, Hasan Aygan. “Baba” diyor ona. “Oğlum bana baba deme, sahi sanacaklar!” diye de espriler yapıyor. En sevdiği şeylerden biri de espri yapmak. “Esprilerim bile çarpıtıldı hep, o yüzden sen boş ver yazma benim esprileri” diyor.

Sonra uzun uzadıya hangi kelime nerede kullanılır, nasıl kullanılmalı diye konuştuk. Karşımda usta var, bulmuşken sorup duruyorum ben de! Sonra bana yaşımı soruyor 30 demek biraz ağır kaçınca “85’liyim” diyorum. “Ben sana yılını mı sordum, yaşın kaç dedim!” diyor. Sonra gülüşüyoruz.

Adana’ya gelişi henüz çok yeni… 2 yıldır İstanbul’da bir bakımevinde yaşamış. Adana Çukurova Belediye Başkanının organizasyonuyla Adana Huzurevi’nde 2 aydır yaşamaya başlamış. Gelmeden önce İstanbul’da bir doktor kanser teşhisi yokmuş, Adana’ya geldiğinde de başka bir doktor muayene etmiş, “Kanser filan değilsin” demiş. Sadece böbreğinde kist var.

Röportaja en merak ettiğim konuyla başlıyorum, “12 Eylül bildirisini yapacağı gece neler oldu?” ve 32 sene sonra da 12 Eylül davasını haberlerde sundu. “Sanki ben darbe yapmışım gibi insanlar bana tepki gösterdi…” diyor konuşurken…

Buyurun röportajın devamını birlikte okuyalım

12 Eylül bildirisi! Tarihte unutulmayacak bir olayın duyurulmasında görevlendirildiniz. Büyük bir görev! Ne düşünüyorsunuz?

Kimine göre gurur, yıpranma kimine göre… Kişiye göre değişiklik gösteren bir kavram. İşine gelenin gururu, işine gelmeyenin utancıydı. Ben bununla anılmak istemiyorum.

Neden?

Ben faşizme karşıyım, ben darbeye karşıyım. Benim evrensel dünya görüşüm demokrasi üzerine kurulu. Ama mecburdular onu da söyleyeyim. Meclis yok, milletvekili yok. Mecliste Çiğ köfte partileri yapıyorlardı, Atatürk’ün Yüce Meclisinde tavanına atıyorlardı! Her gün bir kardeşimiz şehit oluyordu.

Siz sunmasaydınız kim sunardı o bildiriyi?

Bilmiyorum.

Neler oldu o gece?

23:00’da kanaldan çıktım, 23:30’da evimdeyim. Televizyon Haberler Müdürü Özen Vardar geldi,beni aldılar. “Reorganizasyon var, terfin var, onu görüşeceğiz” dedi. Sonra ortama bir girdik paşalar, askerler. “Herhalde bir düğün eğlence var, sahneye de ben çıkacağım” diye düşünüyorum.

Sonra?

Fikret Küpeli paşa geldi “Mesutcuğum, ihtilali bir askere okutmak istemiyoruz” dedi. Elime kâğıdı verdi.

Neden askere okutmadılar?

Halkı paniğe kaptırmamak için.

Peki Fikret Küpeli paşa gelip size kağıdı verene kadar hissetmediniz mi darbe olacağını?

Hayır, hiç anlamadım. Kaç yaşındasın?

85’liyim?

Yaşını sordum, yılını değil. Hata! “Milli Güvenlik Konseyi’nin 1 numaralı bildirisi: Yüce Türk Milleti…” diye başladım… Kardeş kardeşi öldürür mü be kardeşim. Öldürür mü!

32 sene sonra bu kez de 12 Eylül darbe davasını da sundunuz. Neler hissettiniz?

Bence göstermelik yargılardı. Mertçe konuşuyorum. 32 sene sonra mı milletin aklı başına geldi. Bir de artık 12 Eylül bitti, neden 1789 Fransız devrimini konuşmuyoruz, niye Malazgirt savaşını konuşmuyoruz. Daha açılımlı olalım, daha açılalım. Kapalı kalmayalım.

Gelelim mesleğinize, size gelip de meslek büyüğüsünüz ders verin, bir şeyler öğretin diyenler var mı?

Çoğu nerede olduğumu bilmiyor bile!

12 Eylül İhtilaliyle anılan Mesut Mertcan ile bir gün…

İstanbul’dasınız sanıyordum!

Saptırmayı çok seviyorlar. 1986 yılı galiba Belçika’ya gittim. Sabah çok erken kalkıp Türkiye’ye geldim. Gelir gelmez yorgunluktan düştüm bayıldım. Taburcu olduktan sonra “Mesut Mercan, Alkol komasına girdi” diye manşet attılar. Halkımı çok seviyorum ama saptıran da çok. Ama artık beynimi yormuyorum. Ne aciz ne de naçiz değilim!

Kelimelere çok önem veriyorsunuz. Meslek dikkati sanırım. Hala karşınızda konuşulurken dikkatli misiniz?

Her zaman! “Cenazede hüzün vardı!” Allah Allah, cenazede niye oynanıyor mu? Bir başka cümle; “Gözyaşı sel oldu aktı!” ne bunlar?

“Cinnet geçirmek” var birde. “Cinnet getirdi”yi kullanan çok azdır!?

Kafasını kırarım vallahi! Sinirleniyorum, düzgün kullanılsın şu kelimeler.

Belki klişe soru olacak ama geriye dönüp bakınca “Keşke yapmasaydım” dediğiniz ne var?

Klişe sorulardan çok şey çıkar, bilemezsin!

TRT’de ilk mikrofonu elinize aldığınızda hisleriniz neydi?

Sevgili duygu, senin adın gibi duygu yaşanılır, anlatılmaz.

“Bir daha dünyaya gelsem yine aynı işi yaparım” diyor musunuz?

Bunlar ütopik laflar. Ama varsayım olarak evet, yaparım. İşimi hepppp severek yaptım!

Az önceki soruya gelelim. Geriye dönüp asla yapmam dediğiniz neler var?

Geçmişi yeniye getirmek bir işe yaramıyor. Mesela 12 Eylül bildirisi benim elimde değildi. Yapmam deseydim belki de hala içerdeydim.

Bugün olsaydı “Hayır” der miydiniz?

Ben okuyacağımı bilmiyordum. Yayına girerken açtım okudum.

Neden bu kadar şişirildi?

Malzeme! İnsanlar hep bir günah keçisi ararlar, bunda da günah keçisi ben oldum. Askerler bizi topladı da “Biz ihtilal yapıyoruz kim okumak ister dedi de, çıkıp ben okuyacağım” mı dedim?

İdamları da okudunuz mu?

Okumayı sevmediğim haberler ölüm haberleriydi. Hangi ölüm olursa olsun yayından sonra hep ağlardım.

Çok başarılı bir iş hayatınızın yanında çok da başarılı olmayan özel hayatınız var. Öncelikle özel hayatınızı başarısız olarak nitelendiriyor musunuz?

Hiçbir iş kolay değildir, ben çok mücadele ettim. Çok çalıştım, 30’a yakın başarı ödüllerim var, ukalalık yapmam ama hakkımı savunuyorum.

Daha çok değer görülmeyi hak ediyorum diyor musunuz?

Halime çok şükür... Gelen gidenim var, ailem var.

“Ben bunu hak edecek ne yaptım” dediğiniz zamanlar var mı?

Her insan mutlaka söyler. Her insan kendini sorgulamalı, empati yapmalı.

Kendinizi sorguladığınızda neyle çakışıyorsunuz?

Bir sürü kavramlar var. 4 defa evlendim boşandım, niye 1 defa değil de 4? Ama işte kader! Kaderciyim kadere inanıyorum.

Adana’da bir caddeye de adınız verilmiş?

Evet, çocuklarına benim adımı verenler de var.

Gerçekleşmesini istediğiniz hayalleriniz var mı?

Hayaller gerçek olsa kafada olduğu kadar güzel olmaz.

Adana’da yapmak istediğiniz bir şey yok mu?

Çok zengin olursam ki ütopik bir düşünce ama kocaman bir okul yaptırırım. Ama işte çokkk para lazım!

Mesleğe başladığınızda idolünüz kimdi?

Kendim! Beynim! Belki yüreğim! Mikrofon sevdam vardı, tesadüf sahneye çıktım, mikrofonla tanıştım. Sunuculuk yaptım. Adana pavyonlarında, cambazhanelerde sahneye çıktım. Utanmıyorum hiçbir şeyden. O günlerim bugünlerimi hazırladı.

Halkın içinden çıkmak denilen şey bu mu?

Aynen! Ara verelim mi sohbete, çok duyguluyum ben.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Adana’nın kendi başına çalışan, üreten kadınlara ihtiyacı var. Gençliğimizde böyle aydınlar yoktu. Tüm kızlarımız okusun. Adana’yı severim, seni de Adana kadar sevdim.

X