"Dr. Hüseyin H. Serdar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Hüseyin H. Serdar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Hüseyin H. Serdar

Okul mu, hapishane mi..?

Gidemediğin yer, oynayamadığın park ve bahçe, altında gölgelenemediğin, oturmadığın ya da yürüyemediğin ağaçlıklar, ormanlar senin değildir.

Okul mu, hapishane mi..

Kent insanları, gençler, çocuklar, yaşlılar, dezavantajlılar, engelliler...
Herkes; park, bahçe, kent ormanı, spor, yürüyüş ve kreasyon alanlarından yararlanmalı.
Hem çağdaş belediyecilik hem kent yaşamı için bu tartışmasız bir zorunluluktur.

*

Keşke vakit ve imkân olsa, soluklanabilsek, yürüyebilsek, hareket edebilsek…
Çünkü bunlar sağlıktır.
Sadece bedensel değil, düşünsel ve fikirsel sağlık için de kaçınılmazdır.

*

Bu alanların kullanılması; serbestlik, özgürlük, eşitlik, kişilik gelişimi, özgüven, mutluluk ve huzur gibi kavramlara tesir ederek bireyleri, dolayısıyla toplumu geliştirir.
Modern toplumlar bunları önemsediği için aşama kaydediyor.

Okul mu, hapishane mi..

YASAK VE KORUMA

Bir kısmı geçmişte kalsa da ‘koruma ve savunma reflekslerimiz’ vardı.
Yasaklara karşı inadına bir merak ve çekicilik olur.
Görmek, girmek, bakmak istediğimiz yerlerde karşımıza hep; ‘Askeri bölge’, ‘Girilmez’, ‘Yasaktır, girilmez’, ‘Girilmez, Ölüm Tehlikesi’, ‘Fotoğraf çekmek yasaktır’ gibi…
Yasak hemşerim giremezsin!

*

Yıllar içerisinde yasaklara da alıştık zaten!
Nasıl engeller var, hatırlayalım; üstü cam kırıklarıyla bezenmiş duvarlar, dikenli teller, örgü, kafes, kümes, bahçe telleri, çitler, jiletli teller, elektrikli teller ve tabii kameralar…

*

Teller çoktur hayatımızda ama bunlar içerisinde en güzeli ‘gelin teli’ olabilir…
O da geçmişte kaldı.

Okul mu, hapishane mi..

DİKENLİ VE JİLETLİ TEL

Jiletli tel ise en yeni ve en gözde icadımız!
Jiletli tel üretimi ve tüketiminde ki artış dikkat çekici.

*

Konu bir yerlere gelecek elbet, az sabır!
Dikenli telin üretim patenti 1874 yılında bir Amerikalı mucit tarafından almış. O sıralar buna ‘sakallı tel’ demişler.
Biz, ‘sakallı tel’ ile 1. Cihan Harbinde Mısır’da karşılaşmış ve buna ‘dikenli tel’ adını vermişiz.
O gün, bu gün dikenli tel…

*

Dikenli tel sadece imalat, sanayide değil; askeri bölgeler ve savaş alanlarında, orman, mera, korularda, hayvan damları ve ağıl etraflarında, tarla, bağ ve bahçelerde, kent merkezlerinde, park ve bahçelerde, eğitim, sağlık, eğlence, dinlenme ve spor tesislerinde, otoyol, geçit gibi ulaşım arterlerinde, mezarlıklarda, hapishane ve tutukevlerinde, konutlarda, site duvarlarında, edebiyatta da kendisine yer buldu.

*
Dikenli teller hayvanlara, jiletli tel ise insanlara karşı kullanılıyor!
Komik ama durum budur işte…

*

Dikenli tel, savaş, kısıtlanma, toplama kampı ve tutsaklık çağrıştırır, yasak psikolojisi yaratır.
Modern yaşamın belediyecilik uygulamalarında ve eğitimde savaş psikolojisi çağrıştıran kavramlara yer verilmez.
İnsanlara ve hayvanlara verdiği fiziksel ve düşünsel zararlardan ötürü bazı gelişmiş ve kalkınmış ülkelerde kullanımı yasak veya sınırlıdır.
Dikenli tel ile medeniyet arasında ki ilişkiyi yok saymamalı, koruma, önlem ve yasak kavramlarını gözden geçirmeliyiz!
Okul mu, hapishane mi..

OKUL MU, HAPİSHANE Mİ

‘Bursa Osmangazi Atatürk Anadolu Lisesi’ koruması dikkatimi çekti, fotoğrafladım.
Şehrin tam merkezindeki okul, köklü eğitim kurumlarımızdan. Fedakârca çalışan, saygıdeğer hocalardan kurulu seçkin bir öğretmen kadrosu var.

*

Bu seçkin okulumuz nasıl ‘korunmuş’ bir bakalım…
Duvar, parmaklık, saç kaplama, örgü kafes tel, dikenli tel, jiletli tellerle çevrili.
Kamera ve güvenlik görevlilerini de ilave edelim.
Bu şekilde korunan bir yer okul olabilir mi?

*

Ülkemizin hemen her şehrinde buna benzer okullar olduğunu biliyorum.
Okul idaresine ‘Okulun etrafını, niçin bu materyallerle çevirdiniz?’ diye bir soru sorsam alacağım cevap;
”Öğrencilerimizi boş ders saatlerinde okulda tutmak, dışarıdan içeri girerek öğrencilerimize zarar verebilecek tehlikeleri bertaraf etmek için bu koruma önlemlerini aldık” devamında da ”Milli Eğitim ile görüştük bu geçici önlemler kaldırılarak yerine modern demir parmaklıklar takılacak ” olurdu…

*

Üstelik dikenli teller kopuk, paslı, yola sarkıyorlar, daha birçok şey…
Görüntü için sadece ‘çirkin’ demek yetmez!
Önlemler eksiksizce alınmalı.
Ancak okullarımız da hapishane görünümüne döndürülmemeli…

*

Okullarımız; öğrencilerimizin güvende, yöneticilerimizin dikkatli ve hassas, ailelerin de endişe etmediği yerler olmalı.
Kaliteli eğitim için milli eğitim müdürlükleri ve belediyeler imkanları seferber etmeli, yeri geldiğinde de valilikler ağırlığını koymalı…

*

Uzun uzun, sıkıcı tahliller yapmaya gerek yok; jiletli ve dikenli teller öğrenci psikolojisini etkiler.
‘Hapishane ve tutsaklık’ en iyi dikenli telle ifade edilir!

GÜVEN DUYGUSUNU AŞILAMALI

Bu kadar ‘basit’ konuyu es geçersek yarın jiletli ve dikenli tel, parmaklık, kameralar ve güvenlik görevlileri yanına bir de azman köpekler bağlar, ‘DİKKAT KÖPEK VAR’ uyarılı tabelalar asar, sorunu hallederiz...
Olur mu?..

*

Aileler ve öğrenciler farkında değiller ama koruma duvarları içerisindeki gençler asla özgüven kazanamazlar...
Öğrencilere güven duygusunu aşılamalı, bunu güçlendirmeliyiz.

*

Dikenli tel, sanki biraz saygısızlık, biraz da hakaret hissi uyandırıyor gibi…
Belediyeler de özen göstermeli, kent ve toplu yaşam alanlarında tel örgüler, duvarlar gibi engelleri azaltmalı, kullanımını sınırlamalı.

*

Okullar toplama kampı değildir, dikenli ve jiletli teller, tel örgüler olmasın.

*

Anadolu ve meslek liselerine de imam hatip liselerimize gösterdiğimiz özenin aynısını göstermeliyiz

X