"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur

Oruç; tutulması gerekeni tutmak, bırakılması gerekeni bırakmaktır dedik. Bir ay boyunca öfkeyi, ötekileştirmeyi, nefreti, yozlaşmayı, yalanı, hırsızlığı, iftirayı ve itibarsızlaştırmayı, vatana ihaneti bıraktık. Sabrı, merhameti, birlik ve beraberliği, sevgiyi, yardımseverliği, vatanı, doğru ve güzel olan ne varsa onları da tuttuk. Eğer bu bir ay bize ömrümüzü ramazan yapabilmeyi öğrettiyse başarıyla orucumuzu tuttuk demektir.

Ramazan ayı bir zaman diliminin adı olmaktan öte bir şeydir. Yedisinden yetmişine bütün Müslümanlar için bir neşedir, coşkudur, heyecandır, kültürdür, medeniyettir. Ramazan ayı bir dünya görüşüdür. Ramazan; yoksulların, düşkünlerin, açların, muhtaçların ve kimsesizlerin hatırlandığı korunduğu yoğun bir seferberliktir.

Her bidayetin bir nihayeti vardır derler. Yani her başlangıcın bir sonu... Bütün sayılı günler gibi bu coşkulu ramazan ayı da çok hızlı geldi, geçti. Camilerde güzel sesli hafızlar “Elveda ya şehri ramazan” nağmeleriyle uğurluyorlar ramazanı. Karışık duygular içerisindeyiz. Bir taraftan arınmış, korunmuş, bol sevap kazanmış olma ümidi, diğer taraftan da bir sonraki ramazana yetişememe endişesi ile dolu yüreğimiz.

EN GÜZEL ÖZETİ ASR SURESİ

Oruç; tutulması gerekeni tutmak, bırakılması gerekeni bırakmaktır dedik. Bir ay boyunca öfkeyi, ötekileştirmeyi, nefreti, yozlaşmayı, yalanı, hırsızlığı, iftirayı ve itibarsızlaştırmayı, vatana ihaneti bıraktık. Sabrı, merhameti, birlik ve beraberliği, sevgiyi, yardımseverliği, vatanı, doğru ve güzel olan ne varsa onları da tuttuk. Eğer bir ay boyunca biz orucun başını dik tutmayı öğrendiysek on bir ay boyunca oruç da bizim başımızı dik tutacaktır. Eğer bu bir ay bize ömrümüzü ramazan yapabilmeyi öğrettiyse başarıyla orucumuzu tuttuk demektir. Ömrün ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şarttır. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor: “Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”

SABRI, PAYLAŞMAYI ÖĞRENDİK

Ramazanda sabrı, paylaşmayı ve başkalarını da düşünmeyi öğrendik. Eş, dost ve akrabalarımızla iftar sofralarında buluşarak birlik ve beraberlik tabloları oluşturduk. Kimsesizlere şefkat ve merhamet kanatlarımızı gerdik. Fakir ve muhtaç insanların ihtiyaçlarını gücümüz nispetinde karşılamaya çalıştık. Camilerimiz, cemaatle kılınan namazlarla ayrı bir canlılık kazandı. Kubbelerimizde tekbirler, dualar ve Kuran tilavetleri yankılandı. Birey ve toplum olarak elde ettiğimiz bu güzellik ve kazanımları, hayatımızın her anını kuşatacak şekilde devam ettirmeliyiz. Böylece toplumumuzda huzur ortamının oluşmasına katkı sağlayacağımızı da unutmayalım.

Hicr suresi 99. ayetindeki “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” emrine uygun olarak, hayatımız boyunca sayısız nimetlerle bizlere ihsanda bulunan Cenab-ı Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirelim. Yüce kitabımızı okuyarak ve dinleyerek elde ettiğimiz güzelliği, ramazandan sonra da meal ve tefsirini okumak suretiyle devam ettirme gayretinde olalım. Edinmiş olduğumuz güzel ahlaki değerlerden uzaklaşmayalım. İbadet, sadaka, güzel davranışlar ve tövbe ile arındırdığımız gönüllerimizi tekrar günahlarla kirletmeyelim. Unutmayalım ki ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve edindiğimiz güzellikleri devam ettirmemiz, onların makbul olduğunun bir göstergesi olacaktır.

Bayramınız mübarek olsun. Rabbim birlik beraberlik, huzur ve ağız tadıyla bir bayram geçirmeyi tüm Müslümanlara, tüm milletimize, içinde de bizlere nasip etsin.

3 HAREM 3 KUTSAL MESCİT

İLAHİ DİNLERİN ÜÇÜNDE DE KUTSAL

- Şehir ilahi dinlerin üçünde de kutsal sayılır. Çünkü Hz. İbrahim, İshak, Yakup ve onların zevceleriyle bazı kaynaklara göre Hz. Yusuf’un kabirleri buradadır. Bundan dolayı Halil Müslümanlar arasında Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en çok itibar edilen dördüncü şehir olarak bilinir ve Haçlı seferlerinden beri Kudüs’le birlikte Mekke ve Medine gibi Haremeyn-i şerifeyn adıyla anılır.

Savaşlar ve depremler yüzünden defalarca yıkılan Halil şehrine Emeviler ve Abbasiler özel bir itina gösterirler. Emeviler döneminde İslam mimarisine göre tekrar yapılan ve adına Haremü’l-Halil denilen kabirler Abbasiler devrinde cami haline getirildi. Haçlılar, şehri 1099’da ele geçirdiler ve meşhet camiyi yıkarak yerine bir kilise inşa ettiler. Selahaddin Eyyûbi, Halil’i Haçlılardan geri alınca (1187) yaptıkları kiliseyi camiye dönüştürdü ve Askalân Camisi’nin minberini buraya naklettirdi. 1517 yılında bölgedeki diğer yerler gibi Halil de Osmanlı Devleti’nin idaresi altına girdi. Yavuz Sultan Selim, peygamber kabirlerini ziyaret ederek bazı tamirler yaptırdı.

KISSADAN HİSSE

MEDİNE’DEN BİR BAYRAM MANZARASI

- Hz. Peygamber bir bayram sabahı camiden evine dönüyordu. Sokakta bayramlıklarını giyinmiş oynayan çocukları gördü. Fakat bir tanesinin durumu dikkatini çekmişti. Kenarda oturmuş, kirli ve eski elbiseler içinde diğerlerini seyrederken aynı zamanda ağlıyordu. Hz. Muhammed (s.a.v.) yanına yaklaşıp, “Ağlama güzel çocuk, ne diye ağlıyorsun, sen niçin arkadaşlarına katılmıyorsun” diye sordu. Çocuk hüzünlüydü ve o hüzünle cevap verdi: “Ben yetimim, benim babam Uhud Savaşı’nda şehit oldu.” Yetimler yetimi Hz. Muhammed (s.a.v.) için bu kadarı yeterliydi. Çocuğa duygulu gözlerle baktı ve “İstemez misin ben baban olayım, Aişe annen olsun, Fatıma da kardeşin” diyerek onu teselli etmeye çalıştı. Çocuk, “Evet isterim” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, yetimin başını okşadı ve ismini sordu. Çocuk “Büceyr” deyince Efendimiz, “Hayır. Senin ismin Beşir olsun” buyurdu. Çocuğun elinden tutup, evine götürdü. Yedirip içirdi, üstünü başını giydirdi, bir süre sonra sokağa çıkıp diğer çocukların arasına karıştığında, Beşir’deki değişikliği gören çocuklar merakla sordular: “Sen daha önce ağlayıp duruyordun. Şimdi nasıl oldu da böyle güzel oldun?” Beşir, “Açtım doydum, çıplaktım giyindim, yetimdim Resulullah babam, Aişe annem oldu” dedi. Bütün çocuklar gıpta ederek, “Ne olaydı, bizim de babalarımız Uhud’da şehit olsaydı da biz de böyle bir babaya kavuşmuş olsaydık” dediler. Peygamberimizin vefatına kadar Beşir bin Akra onun yanında kaldı. Resul-i Zişan’ın vefatından sonra Beşir için asıl yetimlik başlamış oldu. Şöyle ağlıyordu: “İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum!”

ÇALIŞIN, HELAL KAZANIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETİ GÖZETİN

- İslam Hz. Âdem ile başlayan, diğer peygamberlerle devam eden ve Resulullah’la (s.a.v.) kemale eren bir dindir. İslam’ın bir medeniyet iddiası vardır. Allah dinin son temsilini, Çin/Hint ile Akdeniz/Avrupa arasında giderek yoğunlaşacak olan ticari ilişkilerin güzergâhında, bir ticaret kentinde, tüccar bir peygamber üzerinden tebliğ etmiştir. İbadetsiz din olmaz fakat İslam, sadece ritüeller manasında ibadetlerden de ibaret değildir. Aynı zamanda, şehrin sorunlarına çözüm bulacak, toplumu inşa edecek, insanların birbirleri arasındaki münasebetlerini adalet ve ahlak temelinde düzenleyecek bir dindir. Zira Kuran ve sünnette zekât alın diye bir emir olmamasına rağmen, namazı kılın ve zekâtı verin diye onlarca emir bulunmaktadır. Temiz ve helal olmayandan zekât verilmeyeceğine göre bununla İslam’ın mesajı açık ve nettir: Çalışın, helal kazanın, şehirleri imar edin, gelir dağılımında adaleti gözetin ve başkalarına muhtaç olmayın. İslam’ın kurtuluş reçetesi sayılabilecek bu anlayışa, Peygamber Efendimizin ticari faaliyetlere bakış açısından da ulaşabiliriz. Daha açık bir ifade ile Batı dünyasında ticaret, ilk defa 15. yüzyılda kavram olarak konuşulmaya başlasa da bugünkü kullandığımız anlamda ancak 18. yüzyılda tanımlandı. Oysa İslam bin beş yüz sene önce ticaretten, ticaretin kurallarından, ahlakından ve toplumu şekillendirmesinden bahsetmektedir. Nitekim başlangıçtan itibaren bütün dini metinlerde, ticaretin belirli ahlak ilkeleri ve kuralları içinde yapılması üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla Müslümanların mutlaka ticaret yapmaları, güçlü olmaları ve başkalarının hükmü altına girmemeleri gerektiğini hem Kuran’dan hem de Peygamber’in hayatından görebilmekteyiz. Bu nedenle Müslümanların ticari faaliyetleri terk etmemesi gerekmektedir.

Çünkü mülkü olmayanın hükmü olmaz!

Kuran ve ramazan: Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. HİCR-99

 

X