"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Münafığın özellikleri

Resulullah buyurdular ki: 4 özellik vardır; kimde bu özellikler bulunursa o kimse tam münafıktır. Kimde bunlardan biri bulunursa, kişi o özelliğini terk edinceye kadar üzerinde nifaktan bir iz taşır:

Emanet edilene hıyanet etmek.

Konuşunca sürekli yalan söylemek.

Söz verince sözünde durmamak.

Düşmanlık edince haddi aşmak.

NİFAK kelimesi, sözlükte tükenmek, fare deliğine girmek ve ikiyüzlü olmak gibi anlamlara gelir.

İslami terminolojide nifak, ‘bir yandan dine girip inanmış görünmeyi, diğer taraftan da dine uygun yaşamayıp, aldatıcı tavırlarla ondan çıkmayı ifade eden bir terimdir. Aynı kökten türeyen münafık kelimesi ise “ikiyüzlü, dini ve dünyevi görevlerinden kolayca sıyrılma yolları arayan çıkarcı ve fırsatçı kişilik yapısını” ifade eder. Kuran-ı Kerim, Bakara suresinin ilk üç ayetinde müminlerin özelliklerinden, sonraki iki ayette kâfirlerin özelliklerinden ve hemen ardından gelen on üç ayette de münafıkların özelliklerinden bahsetmektedir. Ayrıca Kuran’da “Münafikun” diye özel bir sure de bulunmaktadır.

YALANCIDIRLAR

Allah (c.c.) münafıkların özelliklerinden şöyle bahseder: “Ne imanlarında ne de inkârlarında sabit dururlar. Duruma göre iman ederler, gerektiğinde de inkâr ederler. Müminlerle karşılaştıkları zaman ‘İnandık’ derler; şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise ‘Biz sizinle beraberiz, onlarla alay ediyoruz derler’. Görünüşte ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ diyerek Allah’ı ve müminleri aldattıklarını sanırlar. İman konusunda yalancıdırlar.” (Bakara Suresi, /8-9)

ŞAŞKIN KOYUN

Hz. Peygamber (s.a.v.) mümin ile münafığı şöyle tasvir eder: “Mümin rüzgârın yatırıp kaldırdığı ama zarar vermediği yeşil ekin gibidir. Münafık ise dimdik iken, rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.” (Buhari, Merda, 1) “Münafık iki sürü arasında gidip gelen şaşkın bir koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!” Resulullah buyurdular ki: “Dört özellik vardır; kimde bu özellikler bulunursa o kimse tam münafıktır. Kimde bunlardan biri bulunursa, kişi o özelliğini terk edinceye kadar üzerinde nifaktan bir iz taşır. Emanet edilince hıyanet etmek, konuşunca sürekli yalan söylemek, söz verince sözünde durmamak, düşmanlık edince haddi aşmak.” (Müsned, II, 189) Bazı rivayetlerde bunlara düşmanlıkta ileri gitmek de eklenmiştir.

KALPTEKİ IŞIK

Yalanla iman bir araya gelir gelmez bir iç çatışma başlar. İnanan bir insanda ortaya çıkabilecek nifak çizgisi bu noktada görülür. Nitekim Hz. Ali der ki: “İman kalpte beyaz bir ışıktır. İman kuvvetlendikçe kalbin beyazlığı artar. İman kemale erince kalp bembeyaz olur. Nifak ise siyah bir ışıktır. Nifak arttıkça kalbin siyahlığı da artar. Nifak kemal bulunca kalp kapkara olur.” (el-Lüma’, s. 138) Bugün nifak bahsini, birilerini münafıklıkla nitelendirmek ya da ötekileştirmek için değil, özü/sözü bir olmanın önemine dikkat çekmek ve inancında samimi olanların kişiliklerini arındırma hassasiyetleri çerçevesinde gündeme aldık. Ancak bu şekilde din istismarının önüne geçebiliriz.

KISSADAN HİSSE

HZ. ÖMER’İN TEMENNİSİ

HAZRETİ Ömer (r.a.) bir gün dostlarıyla birlikte oturuyordu. Onlara (Allah’tan) bazı talep ve temennilerde bulunmalarını söyledi. Oradakilerden bir kısmı, “İçinde bulunduğumuz şu hane dolusunca paralarım olsun da Allah yolunda infak edeyim” şeklinde niyet izhar etti. Bir kısmı, “Şu hane dolusunca altınlarım olsun da Allah için harcayayım” dedi. Bazıları da, “Şu hane dolusunca mücevherlere sahip olayım da onları Allah yolunda sarf edeyim” diye temenni etti. Ancak Hz. Ömer, “Daha, daha fazlasını isteyin” deyince onlar da “Allah-ü Teâlâ’dan daha başka ne isteyebiliriz ki” dediler. Bunun üzerine Ömer (r.a.), “Ben ise içinde bulunduğumuz şu hanenin Ebû Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin Yeman gibi (müstesna ve seçkin, her yönden kâmil) kimseler ile dolu olmasını ve bunları Allah’a itaat yolunda, yani tebliğ ve ıslah hizmetlerinde istihdam etmeyi temenni ederim...” dedi. (Buhârî, Târîhu’s-Sağîr, I, 54)

İNTERNETTEN PROGRAM YAZILIM, KİTAP, MÜZİK İNDİRMEK HELAL MİDİR?

- BAŞKASININ emeğini gasp anlamına gelecek her iş, tutum ve davranış, kul hakkı sorumluluğunu gerektirir. Bu sorumluluk ise söz konusu hak sahibine iade edilmedikçe veya helallik alınmadıkça ortadan kalkmaz. İslam emeğe büyük değer verir, haksız kazanca karşı çıkar. Kuran-ı Kerim’de, “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm, 53/39) buyurulur. Hz. Peygamber de (s.a.s.) emeğin hakkının verilmesini değişik hadisleriyle ifade etmişlerdir. Bunlardan birinde “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi” (Buhârî, Büyû’, 15) buyurmuşlardır.

CAİZ DEĞİLDİR

Teknolojinin geliştiği, insan emeğinin çok değişik şekil ve ortamlarda tezahür ettiği günümüzde aynı ölçüde hak ve emek ihlalleri söz konusu olmaktadır. Bu hak ihlalleri elektronik ve bilgisayar dünyasında da yaşanmaktadır. Bu tür haksız davranışlar sadece bireylerin hakkını gasp etmiş olmamakta, aynı zamanda, o alanlarda emek harcayan insanların yeni ürünler üretme konusundaki şevkini kırmakta, bu da geniş anlamda kamu hakkı ihlaline dönüşmektedir. Bu sebeple birer emek mahsulü olarak internet ortamına geçirilmiş olan her türlü program, yazılım, kitap, müzik vb ürünleri ilgililerin izni olmadan elde edip kullanmak caiz değildir.

 

X