"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Kızım yapsa aynı cezayı verirdim

İnsanlığın vazgeçilmez temel değerlerinden birisi de adalettir. Peygamber Efendimiz, insanı şerefli kılan tabii hakların hepsini, hiçbir ayrım gözetmeden bütün insanlara sundu. İşte o zaman insanoğlu, insan olmanın değerini ve manasını kavradı.

Peygamber Efendimizin geldiği çağda insanoğlu adaleti hasretle beklemekteydi. Çünkü adaletin olmadığı yerde zulüm vardı. Zulmün bulunduğu yerde de insanca yaşamak, insani değerleri yaşatmak mümkün değildi.

Irkları, dilleri, dinleri ve dünya görüşleri hâkim zihniyetten farklı olanlar, insan haklarından eşit derecede nasibini alamadı. Herkesin canı, malı ve namusu aynı derecede güvence altında olamadı.

Suç işleyenler soylu olmayınca, yönetenler arasında bir yakını bulunmayınca kanun karşısında eşit muamele göremedi.
Peygamber Efendimiz, insanı şerefli kılan tabii hakların hepsini, hiçbir ayrım gözetmeden bütün insanlara sundu. İşte o zaman insanoğlu, insan olmanın değerini ve manasını kavradı.

Kuran-ı Kerim, insanın muhtaç olduğu temel hakları getirdi. Adaletli olmayı, toplumda adaleti uygulamayı (Nahl 16/90), ölçüyü ve tartıyı doğru ve adil bir şekilde yapmayı emretti (En’âm 6/152), adaletli davrananlara müjdeler verdi (Hucurât 49/9), ahirette Allah-ü Teâlâ’nın bütün insanlar arasında adaletle hükmedeceğini ve kimsenin haksızlığa uğramayacağını bildirdi (Yûnus 10/54).

“Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Hz. Ali (r.a.)

Resulullah ise Kuran’dan aldığı ilham ile hem bireysel hem de toplumsal olarak herkesin, yönettiklerine karşı adaletli davranması gerektiğini anlattı. Adil kimselerin Allah-ü Teâlâ’nın yanında büyük itibar göreceklerini, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesinde dinleneceklerini müjdeledi. (Buhârî, Ezân 36; Müslim, İmâre 18, Zekât 91) Halkını adaletle yöneten devlet başkanına Allah-ü Teâlâ’nın değer verdiğini ve onun dualarını kabul ettiğini haber verdi. (Tirmizî, Deavât 128)

Mekke’nin fethedildiği günlerde bir hırsızlık olayı meydana geldi. Tanınmış bir ailenin kızı hırsızlık yapınca yakınları perişan oldu. Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) adalet ve eşitlik konusundaki titizliği bilindiği halde, ele güne rezil olmamak için onun sevdiği birini aracı yaptılar. Peygamber’den (s.a.v.) kızın suçunu görmezden gelmesini istediler. Allah resulü, kendisinden böyle bir şey istenmesine çok üzüldü. Eskiden bazı milletlerin, hırsızlık yapan soyluları affettiklerini, bu suçu fakirler yapınca onlara ceza verdiklerini, işte bu ayrımcılık yüzünden Allah-ü Teâlâ’nın onları yok ettiğini haber verdi. Sonra da şöyle dedi: “Eğer kızım Fâtıma hırsızlık yapsaydı, ona da aynı cezayı verirdim.” (Buhârî, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9)

3 HAREM 3 KUTSAL MESCİT

 

AYETLERİN, HADİSLERİN VE AŞKIN TAŞA BÜRÜNDÜĞÜ YER

Kubbetü’s-Sahra, Resullulah (sav) efendimizin miraca yükseldiği, sahr’a yani muallak kayasının bulunduğu yerin üzerine, miladi yedinci yüzyılda Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır.
Bu muhteşem yapı Efendimizin (s.a.v.) miracını, miraçta inen müjdeleri, cenneti, cehennemi, zamana ve çevreye verilmesi gereken önemi kısacası İslam’ın özetini bize sunmaktadır. Kubbetü’s-Sahra alelade bir yapı değil ayetlerin, hadislerin ve aşkın taşa büründüğü bir yerdir.
Kudüs, Müslümanların gönlünde öyle bir yer etmiştir ki her dönem herkes buraya bir şeyler yapmak istemiştir. Abdülmelik bin Mervan’dan sonra Kudüs’ü fethettiği zaman Selahaddin Eyyûbi, Yavuz Sultan Selim’den sonra Kanuni Sultan Süleyman, daha sonra Fatımiler, Eyyûbiler, Memlükler hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mimar Kemalettin 4 yıl burada restorasyon çalışmaları yaptırmıştır. Başbakanlığımıza bağlı TİKA tarafından da sessiz sedasız restorasyon çalışmaları yapılıyor. Kubbenin üzerindeki yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki alem TİKA tarafından Türkiye’deki Müslümanların buraya olan sevgi ve muhabbetini gösteren bir işaret olarak konmuştur.

BİR SORU BİR CEVAP

 

CENNET YA DA CEHENNEME GİDİŞTE ROLÜ ÖNEMLİ

m Kul hakkı yemenin hükmü nedir? Kul hakkı nasıl ödenir?
Hz. Peygamber (s.a.s.), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda hesap gününde haksızlık yapan kişinin salih amellerinin haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahlarının zalime yükleneceğini belirtir. (Buhârî, Mezâlim, 10) Yine Peygamberimiz (s.a.s.), imkânı olduğu halde zamanı gelmiş bir borcu ödemeyenlerin kul hakkını ihlal ettiğini şöyle ifade eder: “Ödeme gücü olan zengin kişinin, ödemeyi ertelemesi zulümdür.” (Buhârî, Havâle, 1)
Görüldüğü üzere kul hakkı, kişinin cennet ya da cehenneme gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın çok ağır bir vebali vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Çünkü ilahi adalet bunu gerektirir. Veda hutbesinde Resulullah (s.a.s.), “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)” buyurmuştur. (Buhârî, Hacc, 132)
Buna göre, gasp, hırsızlık veya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına onların namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da Allah’tan af ve mağfiret dilenmelidir.

KISSADAN HİSSE

 

ADALET VE EŞİTLİKTEN AYRILMAMALIDIR

Vaktiyle adamın biri bir başkasından arsa satın aldı ve orada bir çanak altın buldu. Altınları, arsayı satan adamın evine getirdi, “Arkadaş, altınını al! Zira ben senden altın değil arazi satın aldım” dedi. Arsanın ilk sahibi bu teklife karşı çıktı, “Hayır, bunu alamam. Ben sana o arsayı içindekilerle beraber sattım, bu altınlar benim değil senindir.”

Altınlar ortada kalınca, anlaşmazlıklarını halletmesi için bir hakeme başvurdular. Hakem onlara, çocukları olup olmadığını sordu. Biri bir oğlu, diğeri de bir kızı olduğunu söyledi. Bunun üzerine hakem, oğlanla kızı evlendirmelerini, altınların bir kısmını onlara vermelerini, bir kısmını da kendilerinin harcamasını tavsiye etti (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Akdıye 21). Adalet, eşitlik, dürüstlük gibi herkesi kuşatan ve bir toplumu yaşatan ahlak esasları, daha yetişme çağından itibaren çocukların ve gençlerin kalbine yerleştirilmeli, dünyada huzur içinde yaşamak, ahirette ebedi kurtuluşu elde etmek için adalet ve eşitlikten ayrılmamalıdır.

X