"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Hürriyeti olmayanın imanı da, imtihanı da olmaz... Rol modelimiz

Gelin 19 Mayıs’a bir de bu pencereden bakalım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” diyen Türk milletinin ortak paydası, ortak değeri ve özgürlük sembolüdür. Her Türk gencine her koşulda vatanını, milletini, bayrağını ve devletini hiç kimse kalmasa bile tek başına savunması gerektiği bilincini aşılayan bir rol modelidir.

İNSANLARI imtihan için yarattığını beyan eden Rabbimizin insana verdiği en büyük nimetlerden birisi, belki de en önemlisi hürriyet/iradedir. Hürriyet/irade ve imtihan arasında sıkı bir ilişki vardır. Yalnızca hür insanlar imtihan edilirler. İradesi, aklı-seçme yeteneği olmayanlar Allah katında da, insanlar nezdinde de sorumlu kabul edilmezler. Dinin bütün emirleri karşısında, sorumlu olmanın ilk şartı akıllı olmak ve hür/özgür olmaktır. Cuma namazı kılmak için de hür olmak gerekir. Allah Rasulü (sav) ve beraberindekiler hür olmadıkları için Mekke’de Kâbe olmasına rağmen cuma namazı kılmadılar. Ne zaman ki Medine’ye yani özgürlüğe adım attılar, cuma namazı farz oldu ve ilk cuma namazını Ranuna Vadisi’nde kıldılar. Aslında hicret bile bir vatan arayışıydı. Çünkü insanlar ancak sahip oldukları bir vatanda özgür olabilir, kutsallarını koruyabilir ve inançlarının gereğini yerine getirebilirler.

Hürriyeti olmayanın imanı da, imtihanı da olmaz... Rol modelimiz

HÜR OLAN İNANIR

Bazen kul/köle olmak eşanlamlı kullanılır. Oysaki ne kadar yanlış. Köle iradesi elinden alınan, hür olmayan ve zorla teslim alınan demektir. Kul ise kendi özgür iradesiyle teslim olandır. Hürriyet, inanmanın önkoşuludur çünkü hür olanlar inanıp inkâr edebilirler. Meleklerin iradeleri yoktur mesela. Günah işleme yetileri ve potansiyelleri de yoktur, bunun için imtihanı da yoktur. Aynı şekilde hayvanların da iradeleri, dolayısıyla imtihanları da yoktur. İşte tam da bu sebeple, günah işleme ve inkâr etme potansiyeli olmasına rağmen, imanı, itaati, güzel ve yararlı işler yapmayı tercih eden bir insan derece bakımından meleklerin bile üstüne çıkabilir. Belki de ilk insanın yaratılışında bize gösterilen sahne de hürriyetin ne kadar önemli olduğunu anlamamız içindir. Allah (cc) Adem’i yarattı, eşyayı isimlendirme yeteneği verdi. Kendilerini en üstün varlıklar olarak gören “Biz seni hamd ile tesbih edip dururken yeryüzünde kan dökecek fesat çıkaracak bir varlık mı yaratacaksın” diye öngörüde bulunan melekleri Adem’in huzurunda saygıyla eğilmeye iten şey meleklerde olmayan, Adem’de olan hürriyet/irade idi. Allah Teala Kuranı Kerim’de birçok yerde buna vurgu yapar. Artık belgeler açıkça ortaya konmuştur, dileyen iman etsin, dileyen inkâr yolunu tutsun.

İSLAM ÖZGÜRLÜKTÜR

Dileyen şükretsin, dileyen nankörlük etsin. Hak ile batıl açıkça ayrılmıştır, insana doğru ve yanlışı ayırt edecek akıl ve irade verilmiştir. İmtihan bunun üzerine kurgulanmıştır. Hür iradesi ile iman eden ve salih amel işleyen, insanlara faydalı işler üretenleri Allah mükafatlandıracak, hür iradesi ile inkâr eden ve zulmedenleri de cezalandıracaktır.

İslam’ın bütününe baktığımızda bütün kefaretlerde ortaçağın kölelik düzenini kaldırmaya yönelik hamlelerin olduğunu görürüz. Orucun, yeminin ve benzeri ibadetlerin kefaretinde ilk sırada hep bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak vardır. İslam köleliği kaldırmayı, insanları hür kılmayı, Beled Suresi’ndeki ifadesiyle sarp yokuşu aşıp insanların hak ve özgürlüklerine saygı göstermeyi, bütün insanların hür ve özgür olmasını hedef olarak koymuştur.

Şimdi lütfen anlatacaklarımı yukarıdaki bilgilerin ışığında büyük bir dikkatle düşünelim.

ÖZGÜRLÜĞE ADIM

Mondros Mütarekesi imzalanmış, güzel Türkiyemizin her bir köşesi emperyalistler tarafından kuşatılmış ve işgal edilmeye çalışılıyor. Allah Rasulü’nün (sav) fethini müjdelediği, Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethiyle beraber yeni bir çağ açtığı, surlarının dibinde sahabilerin şehit olduğu aziz İstanbul işgal edilmiş. Herkeste büyük bir umutsuzluk... Emperyalistlerle çoktan işbirliğine razı olmuş yerli işbirlikçiler, çoktan düşman kuvvetlerini alkışlamaya başlamış. Belki de bugün onu yönetmek için birbirimizle kıyasıya mücadele ettiğimiz İstanbul bir daha hiç bizim olmayacak. Böyle bir zamanda bir gece karanlığında Şişli’den Kalamış’a doğru özgürlüğe sessizce adım atan bir karartı var. Ayağında çarık, elinde peksimet olan bir millettin özgürlüğüne ve hürriyetine inanan koca bir yürek taşıyor... Özgürlük meşalesini yakmak için kendisini Anadolu’ya götürecek Bandırma Vapuru’na doğru yürüyen bu yiğidin kalbinde kaynayan bir mahşer var.

O VİZYONUN ADAMI

Türk milletinin emperyalizmin boyunduruğu altına girmesindense ölmeyi tercih etmesi gerektiğine inanacak kadar yürekli. Ya istiklal ya ölüm, üçüncü bir seçeneğe inanmayan. Kendisini yüreklendiren, destekleyen, kendisine yetki veren Türk milletinin her kesiminden vatanperver insanların duası ve gücü ile yürüyen. Ordu tarumar, halk paramparça... Beytülmal boşalmış, alacaklılar ülkeyi bölüşme ve talan etme peşinde... Hiç kimsenin İstanbul’un bir daha bizim olacağına inanmadığı bir ortamda “Geldikleri gibi giderler” diyecek kadar inançlı...

Bu sahne, bana Hendek Savaşı öncesinde Medine’de hendekler kazılırken Bizans’ın ve Sasani İmparatorluğu’nun fethinin müjdelendiği anı hatırlatıyor. Münafıklar alay etmişlerdi: “Şu çıplak ayaklılara, karnını bile doyuracak yiyecek bulamayanlara bakın. Kendi hallerine bakmadan Bizans’ı alabileceklerini iddia ediyorlar”. Sanki bu yürekli adamda da aynı vizyon, aynı inanç ve kararlılık var. Bir imparatorluğun küllerinden, tarihin hiçbir döneminde devletsiz ve vatansız yaşamamış Türk milletinin yeni devletini, Cumhuriyetini kurmak için bütün Anadolu’yu ikna etmeye gidiyor Samsun’a.

ORUÇ TUTABİLİYORSAK...

57 yıllık yaşamında, 24 yıllık çocukluk ve eğitim döneminin ardından, 18 yıl cephede savaşmış, geri kalan 15 yılda da harap olmuş bir vatanın yeniden yapılandırılmasına harcanmış bir ömür... Özgürlüğe inanmış bu yürekli adam Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değildi. Elbette hiçbir şeyi tek başına yapmadı ama umudunu yitirmiş, darmadağın olmaya yüz tutmuş bir milletin uyanışına, kurtuluşuna ve özgürlüğüne liderlik etti. Bir beşer olarak herkesin eksi ve artıları vardır. Kişinin kazandığı lehine ya aleyhinedir. Allah kıyamet günü herkesi yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından, konuştuklarından ve konuşması gereken yerde sustuklarından hesaba çekecektir. Herkesin hesabı Allah’a aittir. Ama bugün 82 milyonluk bir alaşım olan Türkiye Cumhuriyeti’nde özgürce oruçlarımızı tutabiliyorsak, camilerimiz açıksa, üzerinde onca tartışma yaptığımız seçimlerimizi bile yapabiliyorsak, bütün bunların Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve ona destek veren bütün Anadolu insanının, aziz Türk milletinin ve ceddimizin sayesinde olduğunu unutmamalıyız.

ZAFERİN DESTANI

Çevre ülkelere bir bakalım. Bugün Suriye’den, Irak’tan, Yemen’den, Filistin’den farkımız, onlarda olmayıp da sadece bizde olan şey nedir diye sorarsanız, bir milleti Kurtuluş Savaşı’na inandıran Atatürk gibi bir lider cevabını versek abartmış olmayız. Özetle biz Malazgirt’te Alpaslan’ız, Bizans’ın surlarını döverken Fatih, Viyana önlerine giden Kanuni, son dönemde hasta adamı aç kurtlara yem etmeyen Abdülhamid Han, Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı boyun eğmeyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bugün Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz. Aç kalabiliriz, uykusuz kalabiliriz, ama asla vatansız ve hürriyetsiz kalamayız. Çünkü hürriyeti olmayanın, imanı da, imtihanı da olmaz. Allah’ın bize bahşettiği hürriyeti korumak Allah’a karşı bir borcumuz, bize hür bir vatan bırakan ecdadımızı hayırla yâd etmek de vatan ve insanlığa karşı bir görevimizdir. Kurtuluş Savaşı, elinden alınmaya çalışılan hürriyet/irade ve özgürlüğün topyekûn korunmaya çalışıldığı bir destandır. Bu yönü ile de bizim için bütün dünyaya örnek olacak büyük bir zaferdir.

ORTAK PAYDAMIZ

Gelin 19 Mayıs’a bir de bu pencereden bakalım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” diyen Türk milletinin ortak paydası, ortak değeri ve özgürlük sembolüdür. Her Türk gencine her koşulda vatanını, milletini, bayrağını ve devletini hiç kimse kalmasa bile tek başına savunması gerektiği bilincini aşılayan bir rol modelidir.

RAHMET VE ŞÜKRANLA

Bu sebeple Atatürk hiçbir zümre, grup ya da sosyal sınıfın tek başına sahiplenebileceği veya istismar edebileceği bir önder değildir. Türk milletin son yüzyıldaki en büyük özgürlük liderinin bu ülkede hiçbir zaman bir tartışma konusu yapılmaması gerekir.

Bu özgürlük günü vesilesi ile Malazgirt’ten bugüne kadar cennet vatanımızı bize emanet ederken Allah’ın katına göçen bütün şehitlerimizi, gazilerimizi, devlet büyüklerimizi, özellikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyorum. Allah’tan niyazımız dinimizin, devletimizin ve milletimizin bağımsızlığı, özgürlüğü ve güçlenmesi için çalışan, üreten, hizmet eden, yöneten, nöbet tutan, sevda çeken kim varsa Rabbim hepsini melaike ordusu ile teyit eylesin, hepsine güç kuvvet ve basiret versin.

BİR SORU BİR CEVAP: ŞEHİT KİMDİR?

ALLAH yolunda canını feda eden bir Müslüman’a şehit denir. Şehitlik, İslam’da en büyük mertebedir. Şehitlerin Allah katında makamları çok üstündür. Ahirette en büyük rütbenin peygamberlikten sonra şehitlik olduğu belirtilmiştir. Bunun içindir ki, şehitlerin üzerlerinde bulunan kul hakkından başka bütün günah ve kusurları Allah tarafından affedilmektedir. Âyet-i Kerîme’de şehitlerle ilgili şöyle buyurulur:

“Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Doğrusu onlar Rableri katında diridirler ve Cennet meyvelerinden rızıklandırılırlar. Onlar Allah’ın kendilerine verdiği ihsandan (şehitlik rütbesinden) dolayı neş’eli haldedirler.” (Âl-i İmrân, 169-170).

BİR AYET: EY iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Maide, 5/8)

BİR HADİS: ALLAH rızası için bir gün vatan için nöbet beklemek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır. (Buhârî, Cihad, 72)

 

X