"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Hissettim ve sevdim

Bir aydınlık gerekiyormuş, bir nur... Âdem’den beri müjdelenen sen doğmuşsun o zifiri karanlığa. Görenleri hayrete düşüren bir güzellikmiş sendeki. Susayan bir kediye elinle su içirecek kadar merhamet sahibi gönlünün aydınlığı ısıtmış dünyayı. Seninle yeniden anlam bulmuş cihan. Yeniden güneş doğmuş sabahlara...

Ey âlemlerin rahmeti, öyle bir zamanda dünyaya gelmişsin ki hazan rüzgârlarının uğultusu varmış gönüllerde. Yolunu şaşırıp kalmış kalpler, kızıl coğrafyalarını terk edip karanlığın en koyusuna bel bağlamışlar. Bir aydınlık gerekiyormuş, bir nur... Âdem’den beri müjdelenen sen doğmuşsun o zifiri karanlığa. Yeni bir çağ başlamış gönüllerde, belli belirsiz. Haşimiler içinden süzülüp çıkan bir gül bahçesiymiş ahlakın.

Görenleri hayrete düşüren bir güzellikmiş sendeki. Mübarek yüzün, yüreğin gibiymiş. İpekten yumuşak, saf altından bin kat kıymetli. Teninin berraklığı, kokunun ihtişamı sinmiş seni görenlerin tüm hücrelerine. Gönlünün damarlarını hissetmek istemişler bakışlarında. Davranışlarının ardında gizli, örnek bir kişiliği yaşatmışlar asırlar boyu korkusuzca. Yediğinden yediren, giydiğinden giydiren, ümmetinin bir kalp kırıntısına yüreği dağlanan bir peygamber olarak geldin bu iflah olmaz yalnızlıkların sürüklendiği yola.

SEVGİ SENİN İÇİN VAR OLMUŞ

Senin adına yaratılmış aşk, sevgi senin için var olmuş. Senin varlığından bilinmiş bu hoş duyguların tohumları. Bir hayat dolu yükmüş omuzlarında yığılan. Yapılan eziyetlere,  dökülen kanlara, tenlerinden ayrılan ruhlara şahit olmuş gözlerin cihat meydanlarında. Merhamet dolu kalbin ağlar, gözlerin yaşarır, ağlama seslerin duyulurmuş. Yaratılan en güzel ahlakın barındığı bedeninde, yüreğin okyanuslar gibi coşarmış. Ashabına ve sana yapılan eziyetlerin sahiplerine ettiğin dualar anlatıyor şimdi bana, geceye açılan gözlerin artık gündüze açılmaya başlayacağını: “Allahım kavmimi bağışla çünkü onlar bilmiyorlar.”

İnsanlığa duyduğun sevgi öyle koşulsuzmuş ki insanların cennet yolunu bırakıp cehenneme giden yolu tuttuğunu görünce üzüntünden ölecek hale gelirmişsin. Belaya uğrayanlarda görülen elemin bin kat fazlasını hissetmiş ruhunun incelikleri. Öyle ki gözyaşların ıslatmış gül yanaklarını. Herkes seni vazgeçirmeye çalışırken, içindeki imanın ateşi kavurmuş sana bakanların yüreklerini. Kafası dumanlı, hafızası inatçı yabancılar kuşatsa da etrafını, tebessümündeki sevgi parıltılarına karşı koyamamış hiçbiri. Kör güvercinleri andıran vicdanlar bile gün gelmiş merhametinin karşısında boynu büyük kalmışlar. Gözlerinde bir hayli yabancısı oldukları ama itiraz da etmedikleri şefkati görmüşler böyle zamanlarda.

SENİNLE YENİDEN ANLAM BULMUŞ CİHAN

Sen ki elindekini, avucundakini yoksullara dağıtıp kendi aç kalan bir peygamber olarak, cahiliyenin karanlığında şereflendirmişsin bu dünyayı. İslam kardeşliğinin hayat bulduğu toprağın alnında filizlenmiş damarlardaki kanların kaderleri. Susayan bir kediye elinle su içirecek kadar merhamet sahibi gönlünün aydınlığı ısıtmış dünyayı. Hâlâ sesinle can bulan toprağı, bakışınla çağlayan ırmakları, dokunuşunla yaşayan şanslı ruhları duyuyoruz.

Kâfirlerin içlerindeki yaralar, korkunç uğultular çıkararak cihat meydanlarının tekbir seslerini susturmaya çalışsalar da yaratılan en güzel sevginin sahibi sen, hem o seslere son vermiş, hem de onların yaralarını merhamet kuşağı ile sarıp sarmalamışsın. Aynalarda raks eden kinin süvarileri, asık suratlı maskelerini takınmışlar bu defa. Çünkü Tevrat’ta da, Zebur’da da, İncil’de de adı geçen âlemlerin saadet güneşi, sen ancak masallarda benzerine rastlanabilecek bir sevgi zinciri kurmuşsun; ateşten suya, geceden sabaha, katilden kurbana kadar...

Saçları beyaza kesen, yorgun, hasta, biçare ruhların ilacı olmuşsun. Sen ki Allah’ın huzurunda bütün perdelerin kaldırılıp, Allah’la kulun karşı karşıya kaldığı namaz sırasında, seninle oynayan torunlarına ses çıkarmayacak kadar seçkin bir merhametin mimarı olduğunu kanıtlamışsın. İsyanların içinde boğuşurken insanoğlu, ılımlı sevda sözcüklerin hurma salkımların dillerinden dökülmüş umuda hasret gönüllere. Bakıp da görmeyen, görüp de anlamayan gözler bomboş dolaşırken etrafı, didarındaki tebessümlerin nuruna takılı kalmış gözbebekleri. Sessizliğinin altındaki gerçek, dünyanın tüm seslerinin çığlığıymış aslında. Sen bu dünyaya sevgiye yoldaş, merhamete arkadaş, sabra dost gönderilmişsin. Seninle yeniden anlam bulmuş cihan. Yeniden güneş doğmuş sabahlara. İsimlerden harfler kalmış sadece ama senden binlerce ömre bedel huzur kalmış geriye.

Ey cihan güneşi, donuk bakışları yeşerttiğin bu gönülde çöl kumları gibi yanıyor hasretin. Senin merhametini arıyorum. Ağaçları bile köklerinden yapraklarına kadar secde ettiren gönüllerin efendisi, yüreğindeki sevgiyi yaşatıyorum. Senden ayrı biçare olsa da yüreğim, umutlarım göçmen kuşlar misali her dem adını sayıklıyor. Parmağındaki kelime-i tevhid mührü ile mühürlü kalbimin kapısı. Dileğim, bir küçük sevgi parıltısı daha katmak senin adına bu dünyaya. Her türlü canlıyı merhametine misafir eden, bir kuşu bile annesinden ayırmaya kıyamayan o şimşeğin parıltısını rehber yaptım yoluma. Sana layık bir ümmet olabilmek için aşındırıyorum bu hayat yolunu. Ağır ağır yürüyorum, dilimde senin adın, alnımda bu ateş, içimde sonsuz bir hasret. Teninden başka giysisi olmayan yüreğine ulaşmak tüm çabam. Senin için yaratılmış bir dünyada, o eşine rastlanmaz sevgini, ay ışığı ile yıkanmış merhametini hissettim ve bu karalanmış dünyayı ben seninle sevdim.

Asırlar önce müjdelenen Allah resulü! Kışa inat ağaç hâlâ yeşermekte, geceye inat gün hâlâ ağarmakta, yapılanlara inat içimde çağlayan sevgin hâlâ yaşamakta. İslam’ın kıblesi hâlâ var olduğun topraklarda...

3 HAREM 3 KUTSAL MESCİT

BU KAYANIN ÜZERİNDE MİRACA YÜKSELDİ

m “Muallaka” kaya demektir. Rivayetlere göre Resulullah (s.a.v.) bu kayanın üzerinden miraca yükselmiştir. Muallak kayasının altındaki bölümde sol taraftaki küçük mihrabın, Miraç gecesi Hz. İsmail’in (a.s.) burada kıldığı namazı sembolize ettiğine inanılır. Hemen sağ taraftaki büyük mihrap ise Hz. İbrahim mihrabı olarak bilinir. Rivayetlere göre Hz. İbrahim (a.s.) da Miraç Gecesi burada namaz kılmıştır.

KISSADAN HİSSE

ÜMMETİN DERDİYLE DERTLENEN

Hz. Ömer’in torunu, İslam tarihinde beşinci râşid halife sayılan Ömer bin Abdülaziz’in gönül dünyasını yansıtan bir halini, hanımı Fâtıma şöyle naklediyor:

“Bir gün Ömer bin Abdülaziz’in yanına girdim. Namazgâhında oturmuş, elini alnına dayamış, durmadan ağlıyor, gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. Ona, niçin bu halde olduğunu sordum. Bana dedi ki: ‘Fâtıma! Bu ümmetin en ağır yükü benim omuzlarımda. Ümmet içindeki açlar, fakirler, hasta olup da ilaç bulamayanlar, giyecek elbisesi olmayanlar, boynu bükük yetimler, yalnız başına terk edilmiş dul kadınlar, hakkını arayamayan mazlumlar, küfür ve gurbet diyarındaki Müslüman esirler, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışma takatinden kesilmiş muhtaç yaşlılar, aile efradı kalabalık olan fakir aile reisleri... Yakın ve uzak diyarlardaki böyle mümin kardeşlerimi düşündükçe yükümün altında eziliyorum. Yarın hesap gününde Rabbim bunlar için beni sorguya çekerse, Resulullah (s.a.v.) bunlar için bana itap ve serzenişte bulunursa, ben nasıl cevap vereceğim?’” (İbn-i Kesîr, 9/201)

X