"Dr.Başak Demiriz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr.Başak Demiriz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr.Başak Demiriz

Duygusal boşanma

Bazı evlilikler resmi şekilde boşanmayla sonlanıyor, bazıları ise aynı evin içinde yaşarken... Aslında belki de en çok acı vereni aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşamak. Aşağıda kurguladığım hikaye birçok kişiye tanıdık gelecek. Eğer siz de buna benzer şeyler yaşıyorsanız; içinde bulunduğunuz durumdan kurtulmak, “duygusal boşanmayı” engellemek için neler yapmanız, kendinizi nasıl korumanız gerektiğini bilmelisiniz.

Danışan: Bayram geçti, kocamla uzun zamandır ilk defa 5 gün boyunca aynı evdeydik ama 10 kelime dışında konuşmamışızdır. Artık birbirimize hiç tahammül edemiyoruz. Ona çok kızgınım.
- Dr. Başak: Ne yaptı sizi bu kadar kızdıracak.
Danışan: Asıl sorun hiçbir şey yapmaması. O kadar bıktım ki her şeye koşturmaktan. Kadın olmak çok zormuş, erkek gelmek varmış bu dünyaya. Annelerimiz hiç olmazsa çalışmak zorunda değilmiş. Biz hem ev kadını hem de iş kadını rolleri arasında parçalanan zavallılarız.
- Dr. Başak: Çok yorulmuş ve çok bıkmışa benziyorsunuz.
Danışan: Çok yoruldum. Eşimin ise umurunda bile değil. Bırakın destek vermeyi, varlığımın bile farkında değil sanki.
- Dr. Başak: Bu da sizi iyice kızdırıyor anlaşılan.
Danışan: Hem de çok kızdırıyor. Hem ona hem de kendime kızıyorum. Neden koştura koştura evlendim ki sanki. Evlilik kadınlar için hiç de eşit bir durum değilmiş.
- Dr. Başak: Evliliği veya uzun süreli ilişkileri her iki tarafın da mutlu olabileceği gibi yürütmek öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil. İki apayrı kişinin beraber olup “biz”i oluşturması hem emek istiyor hem de zaman alıyor. Sanıyorum siz de “biz” olmakla ilgili sorunlar yaşıyorsunuz.
Danışan: Kesinlikle “biz” diye bir şey yok zaten. O kadar sinirleniyorum ki... Eve geliyor, doğru televizyonun karşısına oturuyor. Çocukla ilgilenen ben, ev işleriyle ilgilenen ben. Ben de yorgun geliyorum ama beni düşünen yok. Şikâyet etmeye başlayınca da her zaman aynı laflar: “Benim işlerim daha ağır”, “Üstümde daha fazla baskı var”, “Ben daha çok para kazandığıma göre ailenin geçiminden ben sorumluyum”, “Sen çalışmasan da olur”... En sonunda geçen gün “Ben maaşını istemiyorum, seninle eskisi gibi bir ilişki istiyorum” diye bağırdım.

BU HALİNE ARTIK TAHAMMÜL EDEMİYORUM
- Dr. Başak: Nasıl bir ilişki istiyorsunuz?
Danışan: Benimle zaman geçirsin, çocuğuyla daha fazla ilgilensin. Evliliğimizin ilk yıllarındaki gibi beni arasın, bana güzel sözler söylesin.
- Dr. Başak: Eşinizden beklentileriniz bir yana, kızgınlığınızın tek sebebinin eşiniz olmadığını düşünüyorum.
Danışan: Niye? O biraz değişse her şey yoluna girecek.
- Dr. Başak: Çoğu zaman problemlerin içinde kaybolmuşken tek çözümün karşımızdakinin değişmesi olduğunu zannederiz ve bütün enerjimizi o kişiyi değiştirmek için harcarız. Ama unutmayın ki başkasını değiştirmek neredeyse imkânsızdır.
Danışan: Madem o değişmeyecekmiş, öyleyse her şeyden vazgeçmem lazım, çünkü onun bu haline artık tahammül edemiyorum...
- Dr. Başak: Kendini böyle çıkmazda hisseden birçok karı koca var ve bazen başka çare olmadığını düşünüp boşanmaya karar veriyorlar. Bazıları ise boşanamadığı için sadece “duygusal” olarak boşanıyorlar.
Danışan: “Duygusal boşanma” lafını ilk defa sizden duyuyorum ama çok doğru... Etrafımda birçok aile var, aynı evde yaşıyor ama birbirlerine tahammül edemiyorlar, bu yüzden de hiçbir ilişkileri yok. Adam ayrı bir hayat yaşıyor, kadın ayrı, ortada ne sevgi kalmış, ne aşk... Ben öyle yaşamak istemiyorum. Ama bu böyle daha ne kadar gider onu da bilmiyorum.
- Dr. Başak: Biraz önce evlilikte yeteri kadar “biz” olması gerektiğinden bahsetmiştim. Sizin bu bahsettiğiniz ailelerde yeteri kadar “biz” olmuyor. İki taraf da kendi kabuğuna çekiliyor, duygularını, düşüncelerini paylaşmıyor, kendi aktivitelerine odaklanıyor ve her ikisi de “sana ihtiyacım yok” tutumu içine girerek birbirlerinden iyice uzaklaşıyorlar.
Danışan: Biz daha o raddeye gelmedik, şimdilik bol bol didişme, suçlama, kızgınlık ve kavga var.
- Dr. Başak: Beraberliklerde “biz” olması gerektiği gibi, yeteri kadar “ben” de olması lazım. Yeteri kadar “ben” olmayınca da kendi kimliğimizden, ihtiyaçlarımızdan vazgeçmeye başlıyoruz. Hatta bazen “biz” olabilmek uğruna fazla veriyoruz ve bütün enerjimizi ilişki için harcıyoruz. Sonra onun da aynı şekilde vermesini, ihtiyaçlarından vazgeçmesini istiyor, bunun için onu değiştirmeye çalışıyoruz. Kendi mutluluğumuzun sorumluluğunu üstleneceğimize onun mutluluğunun sorumluluğunu üstleniyoruz. Kendi mutluluğumuzun sorumluluğunu da onun üstüne atıyoruz.

İHMAL ETTİĞİNİZ “BEN” İÇİN ONU SUÇLAMAYIN
Danışan: Evlilikte mutluluğumuz için birbirimize karşı sorumluluğumuz var diye düşünüyordum.
- Dr. Başak: Var tabii... Ama öncelikle kendimize karşı sorumluluğumuz var. Yani önce kendi ihtiyaçlarımıza, isteklerimize ve kendi mutluluğumuza sahip çıkmalıyız.
Danışan: Ben pek o yapıda değilimdir, kendimi çoktan unuttum...
- Dr. Başak: Kendinizi unuttukça da ona karşı kızgınlığınız arttı, ihmal ettiğiniz “ben” için onu suçlamaya başladınız, onun size sahip çıkmasını istediniz ve onu değiştirmeye odaklandınız. O değişmeyince de suçlama, eleştirme, kavga başladı.
Danışan: Yani mutlu olmak için önce kendimi mi düşünmeliyim? Ama işte ben hep kendimi düşünürsem iyice kopup gideceğiz diye korkuyorum, yani o demin bahsettiğiniz “duygusal boşanma”yı yaşayacağız gibi geliyor.
- Dr. Başak: Haklısınız, zaten çoğu kişi de bu yüzden “biz” uğruna “ben”den vazgeçiyor. Ama “ya hep ya hiç” şeklinde düşünmenin çok sağlıklı olmadığından bahsetmiştim size. Yani “ya ben kendimden ailem uğruna vazgeçip kendimi aileme adayacağım, ya da ailemi unutup sadece kendimi düşüneceğim” şeklinde düşünmenize gerek yok.
Danışan: Nasıl düşünmem lazım?
- Dr. Başak: En sağlıklı ilişkiler, içinde hem “ben”i hem de “biz” i barındıranlardır. Bunun ayarının nasıl olması gerektiğinin mutlak bir formülü yoktur. İhtiyaçlara, durumlara, koşullara göre kimi zaman “ben” öne çıkar, kimi zaman ise “biz”... Önemli olan, bireylerin böyle bir dengenin farkında olmaları ve ihtiyaçlarını sürekli gözlem altında tutmalarıdır. Çoğu zaman duygularımız bizi yönlendiriyor. Yaşadığımız kızgınlıklar, bıkkınlıklar, mutsuzluklar bir şeylerin yanlış gittiğine işaret ediyor. Örneğin, çok fazla “biz” olmuşsunuzdur, kendinizi ona adamaktan yorulmuşsunuzdur, biraz ayrı zaman geçirmeniz, isteklerinizi, ihtiyaçlarınızı dinlemeniz gerekebilir. Bazen de “biz”i özler, yalnız hissedersiniz ve bu bir endişe, huzursuzluk, kızgınlık yaratır. O zaman da baş başa zaman geçirmeyi, duygularınızı paylaşmayı öne alabilirsiniz.

“BEN” VE “BİZ” ARASINDA DENGE KURMAK ŞART
- Dr. Başak: Eğer uzun zamandır eşinize kızgın hissediyorsanız, bu “ben” ve “biz” arasında bir dengesizliğe ve “ben”i ihmal ettiğinize dair önemli bir işarettir. Kocanızı değiştirmeye uğraşmak, değiştiremedikçe kızmak, mutsuzluğunuz için onu sorumlu tutmak yerine, kendinize şöyle uzaktan bir bakın: Neler düşünüyorsunuz, neler hissediyorsunuz, neler istiyorsunuz, neler eksik, neyin daha farklı olmasını hayal ediyorsunuz? “Ben” ne kadar sağlıklı olursa, “biz” de o kadar sağlıklı olacaktır.

X