"Dr.Başak Demiriz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr.Başak Demiriz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr.Başak Demiriz

Dr.Başak Demiriz

İç sıkıntısı

7 Ekim 2017

Danışan: Ne yaparsam yapayım içimdeki sıkıntı geçmiyor. Eski neşem ve keyfim yok. Çevremdekilere de keyif vermiyorum, o nedenle kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyorum.
k Dr. Başak: Ne zamandır böyle hissediyorsunuz?
Danışan: Eşime sorarsanız uzun zamandır, onun tabiriyle gerginmişim. Zorla olmuyor, elimde değil, hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamıyorum. Mutsuz musun deseniz ona da cevap veremem, çünkü mutlu olup olmadığımı da bilmiyorum.
k Dr. Başak: İç sıkıntısına eşlik eden duygularınızı tanımlarsak, bu duyguların ne zamanlar ortaya çıktığını, ne zaman şiddetlenip ne zaman azaldığını anlarsak daha kolay yol alabiliriz.
Danışan: Ben de tam bilmiyorum bu sıkıntılı ruh halimin kaynağını. Tarif etmekte zorlanıyorum. Ama şiddeti bazen çok fazla oluyor, beni ağlamaklı yapıyor. Bazen daha hafif oluyor, kendimi oyalayabiliyorum. Nedenini çok merak ediyorum ve bundan kurtulmak istiyorum.
k Dr. Başak: İç sıkıntısı diye tarif ettiğiniz duyguya birçok faktör neden olabilir. İsterseniz önce eşlik eden duygularınızı tanımlayalım, çünkü iç sıkıntısı dediğiniz olumsuz durum aslında birçok duygunun ortak hali de olabilir.
Danışan: Duygularımı anlamakta, ifade etmekte pek iyi değilimdir. Biraz örnek verir misiniz?

Yazının devamı...

Anoreksiya ile ilgili gerçekler

23 Eylül 2017

1- Anoreksiya psikolojik bir rahatsızlıktır. Kişinin gıdalar ile sağlıksız, problemli bir ilişkisi vardır. Ayrıca beden algısı ve egzersiz gibi konularda da gerçek dışı inançlara sahip olunduğundan, anormal davranışlar içine girilir. Sonuç olarak kişi, kendi isteğiyle normalin oldukça altında bir kiloya düşer.
2- Kişinin kilosunun normal olup olmadığı Vücut Kitle İndeksi’ne bakarak karar verilir ve Dünya Sağlık Örgütü’nün referans verdiği değerler kullanılır. Vücut Kitle İndeksi (VKİ), kilonuzun, boy değerinizin karesine bölünmesiyle (kg/m²) hesaplanır. Dünya Sağlık Örgütü’nün referans aralığına göre, VKİ 17’nin altında olan kişiler aşırı düşük kilolu olarak sınıflandırılmıştır ve bu durumun nedenleri incelenmelidir.
3- Anoreksiya, özellikle genç kızlarda ve kadınlarda daha sık görülür. Diğer yandan son yıllarda genç erkeklerde de sıklıkla gözlenmektedir. Bu nedenle, kilosunun oldukça altında olan erkeklerin düşük kilolu olmalarının nedenleri araştırılmalı ve anoreksiya ihtimali gözden kaçırılmamalıdır.

TRAVMATİK OLAYLAR HASTALIĞI TETİKLİYOR

4- Söz konusu rahatsızlık genellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde başlar. Başlangıcı sıklıkla stresli bir dönemin ardından olur. Ergenlik öncesi ve 40 yaş sonrası ortaya çıkması ender bir durumdur.

Yazının devamı...

İnsanlarla iyi geçinmenin püf noktaları

26 Ağustos 2017

En sevdiğiniz insan bile, incir çekirdeğini doldurmayacak bir nedenden dolayı, hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar çabuk en sevmediğiniz insana dönüşebilir. Oysa biz gerginlikten, tartışmadan, problemden (en azından tatil boyunca) kaçınmak istiyoruz. Ne yaparsak insanlarla iyi geçinebiliriz ve tatilimizi huzur içinde tamamlayabiliriz? Bu sorunun cevabı üzerine çalışan psikologların çeşitli önerileri var:

* Haklı olma tutkusundan vazgeçin: Çoğu insan ufacık bir sohbette bile sürekli olarak kendi düşüncesinin veya davranışının daha doğru olduğunu karşısındakine anlatma, onu ikna etme çabasındadır. Diğer yandan çoğu zaman haklı olmak yeterli değildir.
Çünkü karşınızdaki de kendi doğrularından vazgeçmeyecektir. Sonuç olarak ikiniz de birbirinizi ikna etme çabası içindeyken doğru olan değil, inatçı olan kazanacaktır ve bu mücadele çoğunlukla gerginliğe yol açar. Gerçeği ya da doğruyu ortaya çıkarmak sandığınız gibi anlaşmazlığı ortadan kaldırmayı sağlamaz, tam tersine kendinizi anlaşmazlığın ortasında bulabilirsiniz. Kendinize şunu sık sık hatırlatmanız hayatınızı çok kolaylaştıracak: Haklı olup olmamanın hiçbir önemi yok.

* Karşınızdakine öğüt vermekten vazgeçip onu dinlemeye ve anlamaya çalışın: Doğru iletişimin en önemli unsuru önyargısızca, suçlamadan dinlemek ve empati kurabilmek. Empati yapmanın sırrı, dünyayı karşınızdakinin gözünden görmeye çalışmaktır. Bütün iyi niyetinizle onun neyi yanlış yaptığına odaklanarak çözüm üretmeye ve ona öğüt vermeye çalıştığınızda, karşınızdakinin o anki hislerini hiçe saymış olabilirsiniz.
Siz yardımcı olmaya çalıştığınızı düşünürken, karşınızdaki “Beni hiç anlamıyor ve sadece öğüt veriyor” gibi düşünceler neticesinde kırgınlık, hayal kırıklığı, kızgınlık gibi duygular yaşayabilir. Sadece dinlemek ve çözüm önermemek size çok gereksiz gibi gözükse de belki o an için karşınızdakinin en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Kendinize sık sık hatırlatın: Her zaman çözüm önermek iyi fikir olmayabilir.

Yazının devamı...

Çocuklarımızı koruyalım...

12 Ağustos 2017

Abim...
Babam...
Dedem...
Annemin yeni eşi...
Amcam...
Dayım...
Kuzenim...

Yazının devamı...

Çocukları nasıl yetiştirmek lazım?

29 Temmuz 2017

Anne-baba olmak belki de dünyanın en zevkli ama en zor işi. Her anne-baba çocuğunun sağlıklı olmasını, iyi eğitim almasını, başarılı olmasını, hobileri olup kendini eğlendirebilmesini, mutlu, uyumlu, huzurlu olmasını, iyi arkadaşlar edinmesini, özgüvenli olmasını ister ve bu liste uzar gider.
Çocukları nasıl yetiştirmek gerek ki bütün bunlar olsun?
Bu soruların doğru cevaplarını tespit edebilmek için bütün dünyada aklınıza gelebilecek yüzlerce konuda bilimsel araştırmalar yapılıyor ve bilgi üretiliyor.
El yordamı ile, kulaktan dolma eksik veya yanlış bilgiler ile çocuk yetiştirmenin zararlarını engellemek için bilimsel araştırmaların sunduğu bilgileri kullanmak gerek.
Hürriyet Gazetesi aile-çocuk yazarı Ömür Kurt da “Çocuk yetiştirmek insan inşa etmektir ve anne-babalar yeryüzünün en büyük inşaat ustalarıdır, öyleyse temelleri sağlam çocuklar yetiştirmenin yolları nelerdir?” sorusuna en çok kafa yoran ve doğru bilgiyi anne-babalara aktarmayı kendine amaç edinmiş yazarlardan biri.
Ömür, çocuk yetiştirmek ile ilgili bilinmesi gereken önemli konularda, alanında uzman 13 isme sorular sordu.
“200 adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi” adı altında yayınlanan kitapta, çocuk yapmaya karar vermeden önceki hazırlıktan tutun da hamilelik, emzirme, emzirme sonrası beslenme, sanatla tanışması, arkadaşlık, özgüven, empati, davranış problemleri, okul korkusu, bir disiplin yöntemi olarak dayak, boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri, doğru anne-baba tutumlarına kadar aklınıza takılabilecek tüm soruların cevaplarını derledi.

Yazının devamı...

Ergenlik hâlâ bitmedi mi?

15 Temmuz 2017

Danışan: Çocuğumla kesinlikle geçinemiyoruz. Sürekli bir gerginlik, sürekli bir tartışma.
O kadar tatlı, yumuşak bir çocuktu ki, o gitti başka biri geldi sanki. 20 yaşına geldi, artık çocuk değil ama bazen tam bir çocuk gibi davranıyor, beni çileden çıkarıyor.
Hem çok bağımsız olmak istiyor hem de çok sorumsuz davranıyor. “Bana karışmayın” diyor ama hayatını bir türlü istediğimiz gibi düzene sokamıyor.
Dr. Başak: Tam o yaşın özelliklerini anlattınız. Ergenler hem artık yetişkin gibi davranmak, bağımsız olmak isterler hem de tam bir yetişkin gibi davranamayabilir, sorumluluklarını aksatabilirler.
Danışan: Ama artık 20 yaşına geldi, ergenlik çoktan bitmedi mi?
Dr. Başak: Ergenlik dediğimiz dönem, sizin de bildiğiniz gibi bir çocuğun yetişkin olmaya hazırlandığı dönem.
Çocuğun yetişkin olabilmesi için zihinsel, fiziksel, hormonal ve sosyal anlamda gelişimini tamamlaması gerekir.

Yazının devamı...

Kızgınlık psikolojik bir hastalık olabilir mi?

1 Temmuz 2017

Kızgınlık, diğer tüm duygular gibi hepimizin sahip olduğu normal bir duygu. Yoğun bir stres altında en sakin insan bile hiç ummadığımız kadar kızgınlaşabilir.
Kızgınlık ile doğru yöntemlerle baş ettiğimizde ve uygun bir şekilde ifade ettiğimizde hiçbir sorun yok, hatta sağlıklı.
Fakat bazı insanlar diğerlerine göre daha sık ve daha yoğun kızgınlık yaşar, duygusal ve davranışsal tepkilerini kontrol edemez, kendilerine ve çevrelerine tekrar tekrar zarar verebilirler. Böyle kişilerde ‘Aralıklı Patlayıcı Bozukluk’ adlı psikolojik bir bozukluk olduğunu düşünebiliriz.

ERKEKLER RİSK ALTINDA

Bu bozukluğu olan kişiler, aniden kontrolü kaybettiklerini, yoğun kızgınlık duygusu ile adeta kendilerinden geçtiklerini ifade ederler. Bu durum içindeyken, eşyalara, hayvanlara ve/veya insanlara zarar verebilirler.

Yazının devamı...

Çocuk gelişimi ile ilgili doğru bilinen yanlışlar

17 Haziran 2017

 Çocuklarımızı yetiştirirken hangimiz çaresiz hissettiğimiz zamanlarda cevabını bilmediğimiz soruları doğru şekilde cevaplayacak, içinden çıkamadığımız sorunları hemen çözecek sihirli rehbere ihtiyaç duymadık ki? Hangimiz doğru, mükemmel şekilde çocuk yetiştirmenin yolunu aramadık ki?
Bir çocuğun gelişiminde tek bir faktörün etken olmadığını, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin birbirleriyle de etkileşim içinde kalarak çocuk gelişiminde rol oynadığını göz önünde tutarsak, bu sorunun tek bir cevabının olamayacağını tahmin edebiliriz. Uzmanlar, çocuk yetiştirme konusunda neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilimsel yöntemlerle araştırmaya devam ediyor ve aileleri yanlış yöntemler ile ilgili uyarıyor. En doğrusu nedir bilemesek de yanlış yapmadığımıza emin olmak ve çocuğumuza zarar vermediğimizi bilmek belki içimizi rahatlatabilir.
Bir de doğru sandığımız ama aslı olmayan, hiçbir bilimsel araştırma tarafından desteklenmeyen yöntemler var. Nesilden nesile aktarılan yanlış bilgiler, mitler var. Stephen Hupp ve Jeremy Jewell bu konunun evrensel bir problem olduğunu fark ederek, 2015 yılında “Çocuk Gelişimi ile İlgili Mitler” adıyla bir kitap yazmışlar. Kitaptan, bize de tanıdık gelecek bazı mitleri sizin için seçtim...
◊ 1. Zihin uyarıcı videolar seyrettirmek bebeklerin zekasını geliştirir:
1990’lı yıllarda çok yaygındı; çocuklarının çok zeki olmasını isteyen anneler daha hamileyken çocuklarına Mozart dinletmeye başladılar. 2000’li yıllara gelindiğinde ise, çocuklarının dahi olmasını isteyen anne-babalar arasında ‘Baby Einstein’ gibi bebeklerin zihinlerini uyarıcı videolar moda oldu.
Bu konu üzerine yapılan yüzlerce araştırma var. Bu videoların, anne-babaların hayatını kolaylaştırmak gibi bir etkisi olsa da bebekler üzerine hiçbir olumlu etkisi olmadığı bulunmuş. 2 yaşından sonra bazı öğretici videoların faydalı olabileceği ama yine de insanlarla etkileşimin yerine geçemeyeceğinin altı çizilmiş.
Özet olarak, Amerikan Pediatrik Akademisi, televizyon/video seyretmek yerine, anne-babaların, bebek doğduğundan itibaren her gün okumalarının daha faydalı olacağını tavsiye ediyor.

Yazının devamı...