"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Tarihi bilmemek ondan ders almamak

BEN hayatım boyunca, eli kalem tutanlar için yazdım. Eli sopalıları asla muhatap olarak kabul etmedim.
Düşüncelerini en sert biçimde savunanlardan alınmadım, ama söz aczi içine düşenlerin şiddete başvurmasını da bağışlayamadım. Voltaire’e atfedilen “Söylediğinizi onaylamıyorum ama bunu söyleme hakkınızı ölene kadar savunacağım!” sözü kulaklara küpe olsun.
İnsanların beğenmediği fikirleri eleştirme hakkını her zaman savunurum. Bunları benimsemek şart değil, hatta karşı bile olabilirsiniz. Ancak bu sözün önemini kavrayamayanlar, birkaç yüzyıl geride yaşıyor demektir.
Hürriyet gibi ülkenin esenliğini ön planda tutan, bütün tartışmalarda Atatürk ve Cumhuriyet rejiminin varlığını savunan bir kuruma yapılan bu saldırıyı, tarihi bir hata, bir aymazlık sayıyorum.
Basın tarihimizin en büyük sıkıntısı, tekdüze fikirlerin baskı yoluyla kabul edilmesini bir yayın politikasına dönüştürmektir.
Açıkçası, iyi bir gazete okuru değilim, bu yüzden de birçok gazeteyi ve özellikle politika yazarını okumuyorum. Dünyada bunca güzel kitap, yazı varken sığ tartışmalara kendini kaptıranlara kızmıyor, acıyorum.
Hemen ardından onlara bir kitap postalamayı düşünüyorum.
Demokrasi yaklaşımındaki basmakalıp, “çoğunluğun haklı olduğu” ezberi, bu çağda kabul edilmeyecek yanılgılara yol açar. Asıl, azınlığa kulak verirseniz, özeleştiri yapar, uygar bir kişiliğe kavuşursunuz. Bir fikir saplantıya dönüştüğü, eyleme yol açtığı zaman, benim onunla bağlantım kesilir. Ben yıllar boyu basına yapılan birçok saldırıyı gördüm, baskılara tanık oldum. Ne yazık ki bunları yapanlar tarihin hiçbir döneminde iyi adla anılmıyor!
Fikirlere karşı şiddete başvuranları anlamadığımı söylediğim bir arkadaşım bana bir örnek verdi. Sen ömrün boyunca sanatı, edebiyatı, operayı, baleyi, hoşgörüyü savundun. Onları savunmayanları nasıl anlayacaksın. Hoşgörü ve algılama DNA’larınız farklı dedi...
Hürriyet’in kapısına dayananları, bienal, sanat fuarı kapılarında görmek isterdim(!). İşte o zaman AB’ye neden alınmadığımızın, giremediğimizin, kapının önünde bekletilmemizin haksız bir davranış olduğunda ısrar ederdim. Ancak bu “protestoya” katılanların onlarca yıldır değişmeyen fotoğrafını görünce neden alınmadığımızı biraz olsun anlıyorum.

*


BASIN tarihimizin kara sayfalarından biri, Bâbıâli’deki Tan Matbaası baskınıdır. Merak edenler olayla ilgili kaleme alınan kitabı okuyabilirler. Bir siyasi parti yetkilisinin tahrikiyle başlamıştı. O günlerde henüz çocuktum, anne-babamın, bugünkü Ankara Caddesi’nden denize yuvarlanan kâğıt bobinlerini nasıl üzüntüyle anlattıkları hâlâ belleğimdedir.
Yıllar sonra o binada Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin bir dizi konferansında o olayı anlatmıştım. İletişim fakültelerinde bu ibret verici olay, öğrencilerin şaşkın bakışları altında anlatılır.
Sevdikleri, inandıkları insanları, fikirleri şiddet, zorbalık yoluyla savunanların, o kişiye de, o ideolojiye de en büyük zararı verdiğini tarih yazıyor.
Aklı başında herkes gibi ben de, bir ülkede gerçek demokrasinin, aynı coğrafyada dostça yaşamanın, tahammül duygusundan geçtiğine inanıyorum.
Tarihte despotik rejimlerin temelinde, kavgaların özünde, tahammülsüzlük yatar. Çağımızda “gözdağı”nın bahsi bile yeterince komikken, gerçekleşmiş olması üzücü ve düşündürücü...

*


TARİH okumamak, geçmişi bilmemek, basın tarihinden haberi olmamak... En önemlisi hiçbirinden ders almamak. Bütün bu olayların başlangıç noktası.

X