"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Kötülük kol geziyor

JAKE ve Dinos Chapman’ın ‘Anlamsızlık Âleminde’ başlıklı sergisi İstiklal Caddesi’ndeki Arter’de devam ediyor.

İki kardeşin Türkiye’de açılan ilk sergileri.

Küratörlüğünü Nick Hackworth’un yaptığı sergi, sanatçıların yeni ve az görülmüş işleriyle ‘Cehennem’ (Hell), ‘Chapman Aile Koleksiyonu’ (The Chapman Family Collection) ve ‘Gün Gelecek Sen de Sevilmeyeceksin’ (One Day You Will No Longer Be Loved) gibi ikonik serilerinden başlıca yapıtları bir araya getiriyor. ‘Anlamsızlık Âleminde’, Jake ve Dinos Chapman’ın hayli kötümser sanatlarına ve düşüncelerine genel bir bakış imkânı tanıyor. Günümüz kültürünün köşe taşlarını oluşturan pek çok inancın altını hicivle oyan bir yergiyi ve çelişkili işaretleri devreye sokan Chapman’lar, en sert şekilde meydan okuyan sanat pratiklerinden birine sahipler.

Sergi, acımasız bir dünyada yaşadığımızı anımsatıyor, insanların savaşlarda nasıl yok olduğunu, nasıl ezildiğini seyrederken bizi ürpertiyor.

Serginin kataloğunu okuduğunuzda, bu ürünlerin arkasındaki felsefi birikimi görüyorsunuz. Birçok yazarın dünya görüşünden izleri, felsefecilerin izdüşümlerini bulacaksınız.

Sanatın arkasındaki zanaatı, bu ilişkiyi de onların yapıtlarında iyice fark ediyoruz.

‘Cehennem’ serisindeki en büyük parça olan ‘Tüm Kötülüğün Toplamı’, savaşın getirdiği felaketleri, ideolojik sapkınlıkları, insanlık tarihine gönderme yaparak gösteriyor.

O insan yığınını gördüğünüzde, tarihte en başat konumun kötülük olduğunu anlıyorsunuz. Cehennemin ateşini yakanlarla yakılanların serüveni etkileyici bir kader birlikteliğini oluşturuyor.   

***

‘TÜM Kötülüğün Toplamı’ dört büyük camekânda sergileniyor. Bu yapıtlarda binlerce Nazi askeri maketi dikkatmizi çekiyor. Hitler sık sık karşımıza çıkıyor.

Chapman’lar, tortusu hâlâ etkili olan kavramları sarsıyor, onları yeniden yorumluyor. Vahşet dolu sahneler, dünden bugüne insanlığın tarihini anlatmıyor, yarına dair de bir kuşku yaratıyor.

Bazı felsefeler var ki, kabul ve reddiye bahislerinde mutlaka kendini belli eder, işte bunlardan biri de ‘Aydınlanma’dır. Türkiye’de ‘Aydınlanma’ üzerine birçok tartışma yapıldığından, yapıtlara bir de bu açıdan bakarak, kendinizi yenileyebilirsiniz. Gözlerin neyi gördüğü ama neleri görmesi gerektiğini de anlamamız için uyarıyorlar bizi.

Düşünsel ve biçimsel sarsıntıya uğrayacaksınız.

Bir sergi yorumu şöyle:

“Savaşın tasvirine duyulan derin hayranlığın veya şiddetin utanmazca sıradanlaştırılması.”

Chapman’lara göre seriye böyle tatsız anlamlar yükleniyor olması bir tür histeriye ve miyopluğa işaret ediyor.

Ben sanatçıların bu savunmasına katılıyorum.

Goya üzerine yaptıkları çeşitlemeler, beni sergide en çok etkileyen çalışmalar oldu.

1808 ile 1814 arasında İber Yarımadası’ndaki savaşın çizildiği Goya’nın ‘Savaşın Felaketleri’ni seçmeleri, sanat ve insan anlayışlarını değerlendirebilmek açısından önemli.

Bu çalışma bana müzikçilerin başka besteciler üzerine yaptığı varyasyonları, edebiyattaki tahmis ve tanzirleri hatırlattı. Belki böyle yorumlayabiliriz bu çalışmaları da.

Goya’daki kazıların ardında Nietzsche’yi bulabiliriz.

Jake Chaphman’ın yaratanla izleyen arasındaki bağlantıya değinen aşağıdaki saptaması önemlidir:

“Sanat yapıtı, sabırla pasif bir şekilde durur ve kendisini etkinleştirip var edecek izleyiciyi bekler.”

Chapmanların siyasete bakışı da sert ve gerçekçi:

“Son zamanlardaki siyasi olayları düşününce, yirmi küsur yılda faşist düşünceyi sinir eden işler üretiyor olduğumuz için biraz seviniyoruz.”

Belki de şöyle sormak lazım: “Hümanist kurumlar aslında ne kadar faşist?”

Gerçekten de kavramların yeniden tanımlanmaları, onları koltuklarından etmeleri, sanatın birincil işlevlerinden biri olsa gerek.

***

BAZI sergiler, yaşadığımız çağın adeta güncesi. Dünden bugüne yaşadığımız cehennemlerden bir kesit.

Görülmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir sergi.

X