"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Kim ki savaş ister çocuğun ölümünden sorumludur

GAZETELERDE kıyıya vuran ölü çocuğun fotoğrafını gördünüz.
Bütün dünya gördü!
Ölümleri kanıksamanın ve acımasızlığın hesabını savaş davulları çalan herkes tek tek vermeli. Çok basit. Savaş çıkmasaydı, çıkarılmasaydı, o çocuk o haliyle yatağında uyuyor olacaktı.
Umudun, yarınların rüyasını görecekti.
O fotoğraf büyütülmeli, dünyadaki bütün siyasetçilerin odasına asılmalı!
Çünkü o fotoğraf insan olan birinin retinasından silinmez.
Televizyonlarda görüyoruz, gazetelerde okuyoruz, “dördü çocuk on kişi öldü”. Mülteci dramı başlığı altında bir kişi, üç kişi, on kişi sayılıyor her gün...
İşte kanıksama denilen illet, bu tekrarın lanetli ürünüdür.
O fotoğraf olmasaydı, savaşın yarattığı dramı kim nasıl anlatabilecekti?
O fotoğrafla “sayının” değersizliği bir kere daha ortaya çıkmış oldu. Çünkü üç, beş, on.. diye saydıklarımız sona eren insan hayatlarından başkası değil!
Sayıları sevenlere basit bir hatırlatmada bulunacağım. Fotoğraftaki cansız beden 2 veya 3 yaşında! Yani savaşa doğmuş bir hayattan söz ediyoruz!
Kimin hakkı var buna?
Her akşam savaştan kaçanları, sığınmak için çırpınanları, bir umut uğruna can verenleri gördüğümüzde, insanlığın bütün katliamı hafızamıza kaydoluyor.
Petrol, doğalgaz, mezhep, iktidar veya benlik ispatları için verilen savaşlarda, birçok masum insan ölüyor!
Bugün herkes savaşı lanetliyorsa fotoğrafın belgesel gücü bir kez daha kanıtlanmış demektir. Hatırlayın, Vietnam Savaşı’nın bitmesinde etkisi olan da yine bir fotoğraftır!


* * *


ELBET savaşa, kıyımlara dair kitaplar okuduk, okuyoruz. Göçlerin, sürgünlerin tarihini okuyor, fotoğraflarını görüyoruz. Anlayamadığım, algılayamadığım bir gerçek.
Dünyanın savaşçı liderleri, dünyayı kana boyayan siyasetçiler, bunları hiç mi okumadı, hiç mi bu fotoğrafları görmediler.
Bir yazar, hatta bütün yazarlar bu fotoğrafın öyküsünü yazmalı, buna sebep olanları lanetleyerek, hepsinin bencilliğini, dinmez hırslarını teşhir ederek.
Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint-Exupery, bir kitabında çocuklara duyduğu sevgiyi yazmıştı. Ölen çocukların birer Mozart olacağını hayal ederek hüzünlenmişti. Her çocuk ölümü, bütün acıları birbirine bağlar. Önce müzik yankılanır, sonra da şiirler, satırlar.
Savaşın “yapıcı” tek bir yönünü sayabilir misiniz? Asla.
Dünya edebiyatından, Türk edebiyatından onlarca yazar, şair savaşın yıkıcılığını anlattılar. Ne yazık ki daha da anlatılacak bu konu. Ama okunmayacağını ezbere biliyoruz. İşte, annesinin kucağında uyuması gereken o ölü çocuğun fotoğrafına baksın “savaş isteyenler”. Denizin bile kabullenemediği, kıyıya taşıdığı küçücük bedeni savaş isteyenlerin kaçı kabul edebilir?


* * *


YAZIMI Nâzım Hikmet’in Kız Çocuğu şiiriyle bitiriyorum. Bir daha yazmamak üzere. Çocuklar ölmesin! Ne öyle fotoğraflar çekilsin, ne böyle yazılar yazılsın artık!
“Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.”

X