"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Kentlerin tarihini ‘at’ta simgelemek

KÂMİL FIRAT’ın Atlar & Kentler* sergisini gezdim.

Fırat’ın fotoğraflarındaki bilgi, belge eşliğinde yapılmış görsel ve yazınsal kurgu, her zaman ilgimi çekmiştir.

Bu sergide, gördüklerimizin ardındaki tarihi bilginin yanı sıra modern bir mitoloji algısı da kendini belli ediyor.

Kentleri dolaşırken nelere dikkat etmeliyiz? Sorunun yanıtını bu sergide bulabilirsiniz. Kentin tarihi, arkeolojisi, geçmişten bugüne uzayan yaşantısı da bu fotoğraflara yansımış. Fırat’ın çalışmalarına sadece birer fotoğraf olarak bakarsanız, çok katmanlı yapısını, kültürel arka planını göremezsiniz.

Gerek yazısında, gerek fotoğrafın kadrajında şiirselliğin de ihmal edilmediğini unutmayın.

Serginin kitapçığı/kataloğunda yer alan Önsöz’de konuya odaklanışın öyküsünü okuyoruz: “Sonra bir gün, Selçuk Müzesi’nde yer alan ve Artemis Tapınağı’ndan artakalan birkaç şeyden biri olan at başı ile karşılaştım. Daha önce önünden birçok kez geçmiştim ama bu karşılaşma başkaydı.

Atlar & Kentler; Ege-Akdeniz uygarlıkları altında toplanan Likya, Karya, Frig, İyon, Roma ve Pamfilyalıların kurmuş olduğu kentlere ve yine o uygarlıkların ‘at’ kültü üzerinedir.

Bu çalışma ne bir arkeolojiye ne de tarihe dair bir çalışmadır. Bu çalışma; arkeoloji, tarih, felsefe, mimarlık disiplinlerinin bilgisinden yararlanan ve ana ekseninde fotoğraf olan bir ‘kurmaca’dır.”

Kamil Fırat; Troya, Assos, Kyzikos, Khryse, Aleksandria Troa, Bergama, Magnesia, Efes, Priene, Milet, Didyma, Klaros, Smyrna, Sardes, Aphrodisias, Lagina, Phaselis, Perge, Side, Ksanthos, Letoon, Sidyma, Pinara, Knidos gibi kentlerdeki at kültünü objektifine yansıtıyor.

***

HER kentin bir öyküsü vardır. İnsan trajedileri, günlük yaşam sanat eserinde kalıcılık kazanır.

Her eserin yanına bir açıklama notu konulmuş.

Bu serginin önemine, işlevselliğine değinmeliyim, önümüzdeki tatil döneminde birçoğunuz eski kentleri ziyaret edeceksiniz, oraları gezeceksiniz. Bu sergide oraları daha farklı bir açıdan ve daha iyi tanıyacaksınız. Ben bu serginin bir tür şiirsel rehber olduğu kanısındayım.

Atlara bugüne kadar bildiğiniz bilgilerle yaklaşmayın, onların yüz ifadesi, bulunduğu konumu, tarihi olayın içindeki çerçevede yerinin farklılığını öğrendikçe, at simgesinin zenginliği ortaya çıkıyor.

Kitaptaki ara notları okuduğunuzda şiirsellik metinle de bütünleşiyor...

“Her at, hatırlamak istediğimiz bir anıyı hatırlatır” diyor Kamil Fırat.

Troya üzerine uzun uzadıya anlattıktan sonra “Atların bakışlarındaki ‘hüzün’ işte o zamandan kalmadır” diyor.

Magnesia nasıl bitiyor?

“Cornu’nun akıbetinin ne olduğunu kimse bilmiyor. Bir gün meşeler ovaya tekrar dönecek olursa ‘cornu’ da bir atın sırtında geri gelecektir.”

Önemli bir cümle daha: “İlginçtir ki liman kentlerinin kaderi, gemicilerin kaderi gibidir. Hem her yere aittirler hem de hiçbir yere.

Atlar bunun tam tersidir. Onlar kendilerini, toprağa ve sahibine ait hisseder.”

Ve zengin bir ifade biçimiyle, adeta bir şiir cümlesi daha: “Atlar rüzgârların beden bulmasıdır.”

***

YAZIYI hem serginin, hem at imgesinin önemini belirleyici bir cümleyle bitirelim: “İnsanın yarattığı uygarlıkların en büyük tanığı ‘at’tır.”

(*) Milli Reasürans Sanat Galerisi, Teşvikiye.

X