"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Hayatı değiştiren ödül

Cumartesi akşamı Pera Müzesi’nde Haldun Taner Öykü Ödülü töreni yapıldı.

Gazete haberlerinden okumuşsunuzdur, ödülü ‘Bir Kırık Segâh’ kitabıyla Kâmil Erdem kazandı.

Törenin ilgi çekici yanlarından biri, daha önce bu ödülü kazananların yaptıkları konuşmalardı.

Üç kazanan yazar kürsüye çıktı: Nazlı Eray, Ayşe Kulin ve Mario Levi.

Ödül haberini aldıkları gün yaşadıklarını anlattılar bize.

Anlatılanlardan önemli bir anlam çıkarmamız gerekirse o da büyük ustanın adına düzenlenen ödülün saygınlığıydı. Bu herhangi bir ödül değildi, adına adanan da ödül jürisi de bu sevinci yaratıyordu.

Kürsüye ilk çıkan Ayşe Kulin’di.

Kulin, yazı hayatına başladığında yazdıklarının yayınlanamamasından söz etti. Umudunu kestiği bir dönemde, karamsarlık içinde yaşarken, birden aldığı bir haberle yaşama sevinci kazanmıştı.

Önce ödülü kazandığına dair gelen telefona pek inanamamış, art arda gelen kutlamalar gerçek olduğunu ispatlamış.

Dönemin kültür bakanı Fikri Sağlar da onu kutlayınca artık kuşkulanmanın anlamı kalmamış.

Nazlı Eray da haberi aldığında şaşırmış, bu şaşkınlığı sevince dönüşmüştü.

Haldun Taner, Mario Levi’nin üniversitede hocasıydı. Hoca-öğrenci ilişkilerinin unutulmaz yanlarını yansıttı.

Yalnız kitaplarıyla değil kişiliği ile de etkileyici biriydi.

Edebiyatçılar Derneği’nin Yeditepe Yayınları’nın idarehanesinde yaptığı bir toplantıya tanık olmuştum. O yönetim kurulu toplantısında bulunanlardan sadece sevgili Demir Özlü yaşıyor. Diğerleri de aramızdan ayrıldılar, Onat Kutlar ve Tarık Dursun K. vardı. Yeditepe dergisinin ve yayınlarının sahibi sevgili Hüsamettin Bozok’tu.

Halkla olan ilgisi, ilişkisi öylesine canlıydı ki, o kıratta çok az yazar halkını, dertlerini, sevincini, gündelik düşüncelerini nitelikli, usta bir üslupla yansıtırdı. Değme halkçı görünen yazara taş çıkarırdı, değme entelektüel yazarın da zirvesineydi.

*

SIK sık yinelerim. Osmanlı’yı ve geleneği bilen insanlar gerçek Avrupalıdır, Tanzimat’tan beri bence değişmez kuraldır.

Onun yazdığı kabareleri ancak dünya tiyatrosunu bilen biri yazardı.

Keşanlı Ali Destanı’nı, varoşu da bilen iyi bir Avrupalı yazar yazardı. Ama ustalıkla onu yerli anlayışın içinde eritirdi. Tiyatro tarihini bilmeden ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ yazılabilir miydi?

Her şeye evet diyen, kafa sallayanların trajikomik oyunu ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’dı. Bürokrasi tarihi de dahil olmak üzere birçok kişinin hayatı bu oyunda canlanmıştı.

Bütün yazarları okumuş olmasaydı onların yazdığı bir metin üzerindeki çeşitlemelerini yazabilir miydi?

Haldun Taner gazeteden çıkar, bir taksiye biner, buluşma yerimiz olan Markiz’e gelirdi. Yolda şoförle yaptığı muhabbeti aktarırdı. Bir hikâyenin konusu olabilirdi o, yaşamdan gerçek bir kesitti.

Çok okunan, çok sevilen bir edebiyatçıydı.

Onun için düzenlenen önemli gecelerden birini yazmalıyım.

Can Gürzap’ın İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü olduğu dönemde, o zaman tiyatro temsillerinin olduğu Venüs Sineması’nda benim de düzenlenmesinde bulunduğum Haldun Taner Gecesi yapılmıştı.

Salonda birçok kimse ayakta kalmıştı, fuaye de doluydu.

Yazar sorumluluğu, her iyi yazarın bağlı olduğu kuraldır.

Kabareleri birçok akşam gelip seyrediyor, halk en çok nerede gülüyor, nerede alkışlıyor, notlar alıyordu.

Çünkü geleneksel tiyatroyu iyi bildiği için halkın nabzını tutuyor, ben yazdım ne olursa olsun boşvermişliğine düşmüyordu.

Bu bir geleneğin uygulanmasıdır, günün oyuna yansımasıdır.

Her zaman elinde bir kitap, bir dergi, bir gazete vardı.

‘Hatırlamak’ yazı dizimde kullandığım bir fotoğrafını hatırlatırım. Vapurda ayakta duruyor ama bir yandan da kitabını okuyor.

Halkla ilişkisinin çok sevimli bir örneğini anlatmalıyım.

Daktilo ile yazdığı yazısını nasıl alacağımızı sorduğumuzda, bir yazarın unutamadığım alçakgönüllülüğünün örneğini verdi.

Şöyle diyebilirdi: Sabahları üniversitedeyim, öğleden sonra gazetedeyim, bir adam gönderin aldırın. Yardımcım ya da sekreterim size iletir de diyebilirdi.

O ne demişti biliyor musunuz?

“Kadıköy vapurundan inince karşıda bir işkembeci vardır. Yazımı oradan alabilirsiniz”.

Bu nedir bilir misiniz? Haldun Taner’i bugün ‘A’ sınıfı dediğimiz kişi de okuyor işkembeci de.

Bu kıvamı tutturmak en zordur.

Deve Kuşuna Mektuplar, bugün de okunmalı.

İroni ile zıpkın gibi eleştirilerin yapılacağın kanıtlıyor.

Günübirlik bir meseleyi yazarken onun tarih içindeki yerini ve arkasındaki felsefeyi de ortaya koyardı.

*

ÖDÜL alan yazarı kutluyorum. Haldun Taner belleğimde kitaplarıyla ve konuşmalarıyla bütün tazeliğini koruyor.

 

X