"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Farklı bir seyyah dünyayı ve bizi anlatıyor

Gezginlerin kitaplarını okumayı severim, özellikle gittiğim veya gideceğim yere aitse okumam bir zorunluluk kazanır. Kimileri pek meşhurdur, döne döne okunur. Kimileri de ilk defa karşınıza çıkmıştır ve bambaşka bir bakış açısı, sıra dışı hikâyelerle doludur. Yakın zamanda, bilinen, okuduğumuz, tanıdığımız gezginlerden farklı bir adın; Christoph Döbel’ın gezi notlarını, her satırının altını çizerek, türün bütün güzelliklerine sahip olduğu için hoşuma giderek okudum


Gezmeyi seven, gezi kitabı okumaya ilgi duyanlara gözü kapalı tavsiye edilebilecek bir kitap; Ernst Christoph Döbel’in Saksonya’dan İskenderiye’ye -Bir Faytoncunun Serüvenleri-, hem yazarı hem anlattıklarıyla güzel bir yaz kitabı.
Yazarın hayatı kadar kitabının yazılma serüveni de bir farklılık göstergesi. Fayton imalat kalfası Döbel, seyahatini para kazanarak gerçekleştirmiş. Şimdilerde turizm acentalarının kullandığı isimle ‘work and travel’ın 19’uncu yüzyıldan, tarihi bir örneği. Gezerken gireceği masrafları, başta araba tamiratı olmak üzere birçok işten kazandığı parayla çıkarıp, bu sayede yeni yerleri dolaşmış Döbel.
Nereleri gezmiş? Eflâk, Boğdan, İstanbul, Edirne, İzmir, İskenderiye.
Dr. Erkan Serçe’nin sunuş yazısı, hem yazarın hayatını hem de kitabın serüvenini aktarıyor bize.
Maceraperest insanları çok severim, belki böyle bir yanım olmadığı için. Döbel’in günlük emeğinden kazandığı parayla seyahate cesaret etmesi bile onu gözümde büyütüyor. Kötü geçen bir çocukluk, zalim bir üvey anne, babasının da ona eşlik etmesi sebebiyle, 14 yaşında evinden ayrılıp çeşitli işlerde çalışır Döbel.

Muhteşemlik yerine rezillik

Farklı açıdan yaklaşıldığında, hiçbir işte dikiş tutturamayan bir kişiliğe sahip olduğunu söylemek mümkün. Bu sayede dönemin, işçi-işveren ilişkilerinin bir panoramasını da sunduğundan ilgi çekicilik taşıyor. ‘İstanbul’a Seyahat’ bölümünde söze oldukça yalın biçimde ve bütün doğallığıyla giriyor: “İstanbul, Boğaziçi’nden bakıldığında nasıl Bin Bir Gece Masalları’ndan alınma hakiki bir masalı hatırlatıyor ve uzaktan bakanın ruhunu büyüleyici bir şekilde okşuyorsa, yakından bakıldığında çürümeye yüz tutmuş bir ceset misali ziyaretçilerinin üstünde çelişkilerle dolu, moral bozucu bir etki bırakmaktadır.
Ziyaretçi hemen hayal kırıklığına uğruyor, önceleri hayranlıkla ve şaşkınlıkla seyrettiği şeyler burada en büyük çelişki olarak önüne çıkıyor; altın yerine pislik, muhteşemlik yerine rezillik ve sefillik. Ayağımı pislik içinde olan Galata’ya attığım zaman nasıl da şaşırdım. Sokaklar engebeli, eğri büğrü ve pislik içinde, evler çoğunlukla küçük ve ahşaptan inşa edilmiş.”
Kentleri anlatış üslubu, yalın saptamaları, bu kitabın değişik yanları.
Yaşamı belirsizliklerle dolu olduğu için bu ömrün son buluşu da tahminlerle açıklanıyor. Seyahatnamelerin birçoğu, üst düzey bir davetlinin kaleminden olduğu için hep ihtişam anlatılır. Döbel, dönemi daha doğru mukayese etmemizi de sağlıyor. Döbel, halktan kişilerden iltifat görür, onlarla birlikte tanır bu ülkeyi. Gittiği yerlerin insanlarını da böylece tanırız. Belki dikkatli bir okur o dönemin sıradan insanları hakkında bilgiyi buradan edinmiş olur.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI