Darbeder hayatımız

İNSANIN kanıksamadıkları arasında önemli yeri “darbeler” tutar.

Haberin Devamı

Hayatımın birçok olayını, kişilerini unutabilirim ama darbe günlerinde yaşadıklarım bütün tazeliğiyle belleğimde yer etti.

 

Kaç darbeye tanık oldum?

 

İlki 27 Mayıs 1960.

 

Bu darbeyi nasıl algıladık? Birçokları meydanlarda kutlamıştı. Benim kuşağım, darbe sonrası birçok siyasal ve sosyal alandaki önemli araştırmaların yayımlandığını, gerek siyasal gerek edebiyat alanındaki, önemli yabancı dildeki kitapların yayınlandığını görmüştük. Bu durum darbenin olumsuz yanını görmemizi engelledi. Bize, çevremize dokunmamıştı.

 

Darbenin ne olduğunu, asıl kırıcı etkisini sanırım, 12 Mart’ta anladım/anladık. Birçok arkadaşımız evlerinden alınıp götürüldüler, birçok kitap toplandı. Gözaltına alınanların, tutuklananların sayısı gittikçe artıyordu.

 

Haberin Devamı

O günlerde kovuşturmaya uğrayanların, tutuklananların sayısı o kadar çoktu ki, tek tek yazmaya kalksam birçoğunu unuturum, ayıp ederim çekincesindeyim. Bir de sayı o kadar çok ki, birkaç yazıya ancak sığar...

 

12 Mart’ta ben Altın Kitaplar Yayınevi yayın yönetmeniydim. Rahmetli Dr. Turhan Bozkurt, yayın yönetmenlerinin emniyete çağrıldığını söyledi, ben ertesi gün gittim. O akşam gidenler geceyi orada geçirmişlerdi. Benim davam iki kitap üzerine odaklanmıştı. Biri Roger Garaudy’nin Sartre ve Marksizm, ki Adnan Cemgil çevirmişti, diğeri de Jean-Paul Sartre’ın Hürriyetin Yollarında idi. Kitabın bir cildine Uyanış adını koymuştuk, dava gereçkesi de bu addı.

 

Çünkü aynı adla Erzurum’da yayınlanan Kürtçe bir dergiyle karıştırmışlardı.

 

12 Mart sonrası Rıfat Ilgaz’ın 70. yaş günü kutlaması, anılarım arasında özel bir yere sahiptir. 12 Mart’ın kâbusundan, baskısından bıkan herkes o gece Şan Sineması’ndaki kutlamaya gelmişti. Salonun dışında, merdivenler, fuaye bile tıklım tıklımdı. Gecenin sunuculuğunu da ben yapmıştım.
Sahneye çıkıp geceyi başlattığımda, bir süre alkıştan ikinci cümleye geçemedim. Leylâ Erbil, Şükran Kurdakul, İlhan Selçuk ve Atillâ Dorsay’ın katıldığı bir de açık oturum yönetmiştim. Ahmet Gülhan şiirlerini okudu, Selda Bağcan türkülerle salondakileri daha da coşturdu. Özgürlüğe özlemin simgesiydi o gece.

 

***

 

Haberin Devamı

12 Eylül, beni Antalya’da bir otelde yakaladı. Altın Portakal jürisindeydim. Yarışan filmler arasında Yılmaz Güney’in Yol filminin katılması için yazıyla başvuruda bulunmuştuk. Jüriden anımsadıklarım Ara Güler, Gani Turanlı...

 

Biz bir gece önce 11 Eylül akşamı otele gelmiştik, Ara Güler 12 Eylül’de gelecekti. Gani Turanlı ile akşam epeyce konu üzerine konuştuk. Ertesi sabah kalktığımızda darbeyi öğrenmiştik. Kenan Evren başkanlığında dört komutanın tebliğini dinledik.

 

Otelde mahsur kalmıştık, yiyecekler tükenmişti, mönümüzde tek bir yemek vardı: Şakşuka. Tabii yarışma iptal edildi. Bizi, otelin yakınlarında oturan bir dostumuz ve eşi, şakşuka yemekten kurtardı. Rahmetli Leylâ Umar’la birlikte geçti günlerimiz. Üç gün sonra İstanbul’a dönebildik.

 

Haberin Devamı

12 Eylül, darbelerin en serti, en haşini, en acımasızıydı. O dönemin 1 Mayıs’ında da arabamızın arkasındaki Tarık Zafer Tunaya’nın İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa kitabı dolayısıyla Sirkeci’de incelemişlerdi.

 

***

 

ANDRE GIDE, bazen hatırlamanın bizi dertlendirdiğini, üzdüğünü söylemişti.

 

Haklıymış.

Yazarın Tüm Yazıları