"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Bir şair dostun ardından

SEVGİLİ SENNUR SEZER de aramızdan ayrıldı. Geçtiğimiz pazar günü Fazıl Hüsnü Dağlarca jürisinde birlikteydik. Yakın dostların acısı kurşun gibi insanın içini yavaş yavaş acıtıyor.
Sevgili Adnan’a (Özyalçıner) başsağlığı dilerim önce. Edebiyatı da günlük hayatı da birlikte yaşadılar, birbirini tamamlayan bir çiftti.
Bir süre birlikte çalıştık, iki kişi arasındaki uyumu onlarda yaşadım. Dost meclislerinde, toplantılarda çok beraber olduk. Her zaman yeni bir işin çalışması içindeydiler, her zaman yeni bir konunun kitabına eğilirlerdi.
Onlarla yakınlığımın altında başka bir neden de yatar. Onları tanıştıran benmişim. Unutmuşum, onlar hatırlatmıştı.
Toplumcu kadın şairlerimiz arasında, Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi, bir vicdanı temsil ediyordu.
Siyasi olarak emeğin yanında, toplumsal yaşam penceresinden ve kadın olmanın bilincini unutmayarak şiirini yazdı.
Bir yazarın sorumluluğunu; yazıda ve eylemde unutmadı. Masa başında da devrimciydi, masadan kalkıp yürüyüşlere katıldığında da.
Onun işlediği konuların, temaların katı bir şiir anlayışına dönüşme tehlikesi vardır. Sennur Sezer şiirin inceliğini hiçbir zaman ihmal etmedi.
Adnan’la evlenişlerinden itibaren, kavi bir dostluğu sürdürdük.
Yazılarında, televizyon programlarında her zaman başka edebiyatçıları da tanıttı.
Bakın kendisini ve şiirini nasıl tanımlıyor:
“Yazmanın herkes için bir ifade biçimi olduğunu o zaman, on altı yaşlarındayken anladım.”
Bir konuşmasında şöyle diyor:
“Şiirim makyajsız... Olduğum gibi...”
Şiiri dışında birçok alanda kitaplar hazırladı, edebiyatın ödün vermez emekçisi tanımı ona çok yakışıyor.
Türkiye’de bir kadın şair olmanın, tehlikeli bölgede ömür sürmek anlamına geldiğini, tarihimiz ve olaylar bize anımsatıyor.
Peki bir kadın şair bu konumda ne yapmalı?
Direncini, şiirinde ve yaşamında ortaya koymalı. Sennur Sezer bunu başardı.


* * *


YAZIYI yazarken önümde Perşembe Mektupları(*) duruyor.
Bu mektuplar yazarlara hitaben kaleme alınmış.
Mektupların bir özelliği, sadece belli bir ada yönelik olsa da, genel edebiyat anlayışını imliyor.
Yazdığı kişinin yazarlığının sınırlarını, özelliklerini anlattıktan sonra, güncelle onların arasında bağlantı kuruyor. Eleştirilerini, yakınmalarını, saptamalarını onların üzerinden yapıyor.
Yaşar Nezihe’ye Mektup’tan birkaç satır:
“Sayın Yaşar Nezihe Bükülmez,
130. yaşınızı kutlarken, tüm emekçi kadınlar adına, izin verirseniz ellerinizden öpüyorum.
Sizin ilk 1 Mayıs şiirini yazdığınızı anlattığımda salondaki her kadın öylesine heyecanlanıyor ki.”
Cevdet Kudret’e yazdığı mektuptan hem onun çalışmalarını öğreniyoruz hem de bir Cumhuriyet aydını olarak ona yazılmış bir şikâyetname.
Sait Faik’e yazdığı duygulu mektubun yanı sıra, Ruhi Su’ya yazdığı hüzünlü mektup da onların biyografilerinden bir kesit sanki.
Mektuplar birer deneme tadında.


* * *


SENNUR SEZER de anılarımızda, şiirlerinde yaşayacak.

(*) Perşembe Mektupları, Sennur Sezer, Yazılı Kağıt Yayınları

X