"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Berlin’de Türk Elçiliği’nde bir gün

ULUSLARARASI bir jüri toplantısı için iki günümü Berlin’de geçirdim.

İlk Berlin gezim, bir Türk edebiyatı sempozyumu içindi ve duvar daha yıkılmamıştı. Önce Lufthansa ile Frankfurt’a, ondan sonra de Pan Amerikan ile Berlin’e gitmiştik.
Bu kez gitmeden önce Hürriyet Berlin Temsilcisi Celâl Özcan aracılığıyla randevu aldım, Berlin Türk Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu’nu ziyaret ettim. Elçiyi Köşk’ten tanıyorum.
Elçilik size resmi, soğuk bir bina görüntüsü vermiyor.
Yeni elçilik binasını görmemiştim, ayrıca bu binayı da yapımından döşenişine, tablolarına kadar da en iyi anlatacak kişi büyükelçiydi.
İç görünüşünün Boğaz’ı andırdığını anlattı. Ayrıca toplantı, buluşma mekânlarının aydınlığı çok hoşuma gitti. Büyük salondaki bir tabloda ilk Berlin Büyükelçisi Ahmet Resmî Efendi’nin Londra’ya gelişi temsil ediliyordu.
Başka resimler ve heykeller de var, gerçekten de resmi binalarda sanatın soluğu beni etkiler.
Büyükelçi de bu soluğu güçlendirmiş.
Odasındaki orta masada hiç kuşkusuz iyi kitaplar vardı, kaligrafi alanında iddiası olamayan alçakgönüllü bir güzel yazı ustasıdır kendisi.
Ben de koleksiyonuma kattığım yeni kaligrafi kalemlerinden söz ettim ama pek de kaligrafik yazamadığımdan da söz ettim.
Elçilik ve benzeri resmi binalara insanlar genellikle bir çekinceyle yaklaşırlar. Ama bizim büyükelçimizi kime sorsam -anket yaptığımı sanmayın- herkes övgüyle söz etti. Yurtdışında yaşayanların övgüsü sahihtir.
Elçiliğin mimarisini ayrıntısıyla anlattı, ben de mimari bilgim oranında istifade ettim.
Büyük holdeki Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun vitrayları hem salonun estetiğini arttırıyor hem de bizim sanatımız/sanatçımız hakkında bir örnek sunuyor.
Girişteki heykelin de beni çeken unsurların başında geldiğini kaydetmeliyim.


* * *


SIRADANLIĞIN, rutinin dışındaki her şey insanı ilgilendirir, farklılık çekim gücünü arttırır. O binaya giren resimleri sorar, heykeli öğrenmeye çalışır, yorumunu öğrenir.
İlk elçinin tablosunu görünce, tarihin görsel öyküsünü hayal eder.
‘Kuşlar’ı temsil eden heykel bence yurtdışında yaşamayı hatırlatan, çağrıştıran ilgi çekici bir simge.
Zaman zaman orada resimler de sergileniyor, oranın mülkiyetinde olmasa bile, sanatçının tanınmasını, yaygınlaşmasını sağlıyor.
Karşıdaki büyük ormana sanki nazireymiş gibi, doğa dengesi sevgisinin örneği, terasta iki tane arı kovanı var.
Konuklarına tadımlık bal sunuyor büyükelçi, tabii bu görünüş terasa bir başka anlam katıyor.
Arıları faaliyet halinde buldum.
Binanın ön tarafında bir saltanat(!) arabası var. 1953 modeli bir Ford.
Elbette kliması yok, ön paneldeki bölümü biraz yukarıya kaldırıp hava alabiliyorsunuz.
Bu klasik otomobil, belki eski fotoğraflardan veya filmlerden anımsayacağınız biçimde çalışıyor. Motor bölümüyle bağlantılı kurma kolunu (krank kolu) bir müddet çevirdikten sonra motor çalıştı. Şoför mahalline büyükelçi geçti, ben de yanına, Berlin caddelerinde dolaştık.


* * *


SOHBETLE geçen güzel bir gün. Diğer yazımda ise jüri çalışmalarından söz edeceğim.

X