"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Sinemanın sessiz tarihi

2 Eylül 2017

Sinematek’in ilk yıllarında seyrettiğim sessiz filimler içinde unutamadığım Eisenstein’ın ‘Potemkin Zırhlısı’ idi. Konuşmaların çevirisini Rusçanın usta çevirmeni Hasan Âli Ediz yapmıştı. Sessiz filmlerin bazılarına da dışarda, sahnenin kenarında eş zamanlı çalınan bir piyano eşlik ederdi. Kitap sinema kitaplarının iki yazarına “Ustalarım Nijat Özön ve Giovanni Scognamillo’nun aziz hatıralarına...” ithaf edilmiş.

Önsöz’de okuru bilgilendiren satırları okuyalım:

“Türkiye’deki hikâyesi Sultan II. Abdülhamid’in şahsiyetiyle özdeşleşen İstibdat Dönemi’nde başlayan sinema, saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süreçte dönemin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına paralel bir seyir izledi. Örneğin İstibdat Dönemi’nde Fransızca ara yazılar sorun değilken II. Meşrutiyet Dönemi’nde, ‘Türkçe ara yazı isteriz’ şeklinde ciddi protestolara dönüştü ya da bir zamanlar sakıncalı görülmeyen Alman, Avusturya, Macar ve Bulgar filmleri mütareke ve işgal yıllarında yasaklandı...”


Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922), Ali Özuyar, Yapı Kredi Yayınları, 408 sayfa, 34 TL

Kitap; ‘İstibdat Dönemi’, ‘II. Meşrutiyet Dönemi’, ‘I. Dünya Savaşı Yılları’ ‘Film Yapımı ve Hikâyeli Uzun Filme Geçiş’, ‘Mütareke ve İşgal Dönemi - Mütareke ve İşgal Döneminde Film Yapımı’ bölümlerinden oluşuyor. Osmanlı Yardım Cemiyetlerinin Sinema Faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler veren kitapta önemli bir bölüm de; “1918-1921 Yılları Arasında Beyoğlu, Galata, Bakırköy, Kadıköy ve İstanbul’da (Suriçi) Faaliyet Gösteren Sinema ve Tiyatrolar’ın listesi.
Bu liste o semtlerde yaşayanların sinema ve diğer gösteri sanatlarına gösterdiği ilgi ve düzeyi simgelemesi açısından önemli.

“İstibdat Dönemi’nin Sinema Üzerindeki Etkileri”ni okuduğumuzda, ucu bugüne kadar gelen sinemamızdaki sansür belasının da tarihçesini dünden bugüne getirmektedir.

Yazının devamı...

Gittiğiniz, yaşadığınız yeri tanıyın

1 Eylül 2017

Gittiğiniz yerin tarihini öğrenin, önemli yapılarını gezin, ruhunu keşfetmeye çalışın.

Uzun tatillerde İstanbul’u çok severim. Trafik sıkıntısı çekmezsiniz, bir aracın içine sıkışmazsınız.

Alışveriş yerlerinden tutun lokantalara, pastanelere kadar her yerde bir tenhalık vardır.

Birçok dostum böyle zamanlarda İstanbul’u yaşamak için bu güzel kenti terk etmezler. Son zamanlarda denk geliyorum, böyle bayram vesilesiyle denk gelen uzun tatillerde herkes şehrin tenhalığını övüyor.

İstanbul’da kalacak olanlara bir soru sormak istiyorum: Şehri bu tenhalığında gezmek, daha yakından tanımak için bir program yaptınız mı?

Eğer yanıtınız “Sadece evimde dinleneceğim” olacaksa güzel bir geziyi kaçırıyorsunuz. Örneğin Kariye Müzesi’ni gördünüz mü? Bu büyülü mekânın özgün, sıra dışı hatta birçok açıdan ‘biricik’ mozaiklerini gördünüz mü?

Bilinen semtlere her zaman gidiyorsunuz. İstanbul’da yaşayıp da Boğaz’ı görmeyen yoktur.

Peki Boğaz hakkında kaç kitap okudunuz? Boğaz yalılarının tarihini merak ettiniz mi? İstanbul’daki müzelerden hangisine gittiniz? Çocukluğunuzdaki yüzeysel ziyaretleri, gezi sanmayın.

Yazının devamı...

Kediniz var mı

31 Ağustos 2017

Yazdıklarıyla yaşadıkları paralel olan kişilerden biriydi. Her sabah erkenden otomobilinin bagajına doldurduğu mamalarla, ciğerlerle kedileri doyururdu. Kocamustafapaşa’dan Samatya’ya kadar bütün kedilerle ilgileniyordu...

Ben kedi beslemedim, ama yakın, sevgili dostlarımdan kedi besleyenlerin kedilerini sevdim. Onlar da bana sokuldular, sevmeme, okşamama müsaade ettiler!

Tansu Özkök’ün kedisi onlara gittiğimde gelir kucağıma otururdu. Canan–Sedat Ergin’in edalı kedisi de ne zaman Ankara’daki evlerine gitsem benim yanıma gelirdi.

Nurcan Akad’la Gümüşsuyu’ndaki katlarımız yan yanaydı. Akad’ın kedisi onun balkonundan bizim balkona geçerdi. Ben Akad’dan daha erken eve geldiğim zamanlarda, balkonun camından beni gözlediğini fark ettiğim kedisi için kapıyı açardım. Hemen içeri girer çalışma odamda karşımda duran koltuğa otururdu. Nurcan’ın geldiğini duyar duymaz da kapıya gider, açmamı beklerdi.

Kedi tırmalamalarının yol açtığı durumların da tanığıyım. Günay–Turgut Kut çiftinin kedisi, sevgili arkadaşım Turgut’u bir keresinde öyle tırmalamıştı ki, tedavisi günlerce sürdü.

Kedilerin edebiyatta da önemli bir yeri var.

Akif Pirinççi’nin ‘Felidae’si kedinin edebiyattaki varlığının en güzel örneklerindendir. İtiraf edeyim ki, kediler üzerine kitapları okumam Bilge Karasu’nun ‘Ne Kitapsız Ne Kedisiz’ kitabından sonra başladı. Sevgili Bilge’nin toraman kedisini görmedim, o Side’ye yaz tatiline gittiğinde kedisini Ankara’da iken rahmetli Füsun Akatlı beslermiş, çünkü herkes eve girmeye cesaret edemezmiş...

*

Yazının devamı...

Muzaffer İzgü’nün ardından

29 Ağustos 2017

İzgü’yü kitap fuarlarında masa başında kitap imzalarken her okura güleç yüzüyle sevgi dağıtırkenki görüntüsüyle anımsarım hep.

Yaşamı üzerine kitaplarda, ansiklopedilerdeki bilgiler yetersiz.

Zıkkımın Kökü kitabında yaşamının ayrıntısını bulabilirsiniz. Memduh Ün’ün çektiği filmi de seyretmelisiniz. O kitapta ve filmde mizahın içinde gizli olan dram ve trajediyi hissedersiniz.

Gerçek mizah günlük yaşamın defolarından doğar. Başımıza gelen günlük telaşta unutulur. İşte mizah yazarı bunu unutulmaz kılar.

Yüzü aşkın kitap yazan bir yazar, ihtiyaçları dışında masa başından kalkmadı demektir.

Hüseyin Yurttaş’ın onunla yaptığı söyleşi çok hoşuma gitmişti.

İzgü, “Ben bando mızıkayla doğdum” diyor söyleşide.

Cumhuriyet kadını annesi;

Yazının devamı...

Ece Ayhan’ı anarak

27 Ağustos 2017

Yahya Kemal Beyatlı da Itrî şiirinde, bu bestelerin gemiler geçmeyen bir ummanda çalındığını söylemişti.

Sabri Esat Siyavuşgil’in de bir şiirinde, bir zamanlar yazlık olan yerlerde Anadolu yakasındaki bir köşkten gelen ut sesini, sesin çağrıştırdığı bir duyguyu kalıcı kılmıştı.

Şimdilerde evlerden sokaklara taşan sesler var mı? Belki eski yazlıklarda.

Benim kulaklarımda yankılanan tek ses, Gümüşsuyu’ndaki Saray Arkası Sokağı’nda oturan Ayla Erduran’ın keman sesinin yankılanmasıydı.

Benim dinlediğim her ses, her eski icra o dönemin kültür tarihine de not düşmeyi anımsatır.

Üç Efsane Ses’in (1) CD’sini dinliyorum.

Kimler?

Hafız Osman

Yazının devamı...

Denemenin lezzetli yazarı

26 Ağustos 2017

Deneme türünü çok sevdiğimi, onun özgür açılımına hayran duyduğumu okurlarım bilir. Deneme türünün ustalarından biri de Melih Cevdet Anday’dır. Konu, kavram üzerinde çeşitlemeler yaparken, edebiyatla düşünceyi bir potada eritir.

Böylece ne edebiyatın lûgat paralamalarına düşer ne de düşünce, felsefe konusunda bilgiçlik taslamak gibi bir yanlışa.

Anday, okuyarak, düşünerek kendini yenilediği için okuru da o yeniliği algılar, hele ki iyi bir okursa sindirir. Bu noktadan sonrası bambaşka bir hal alır.

Yalçın Armağan’ın yayına hazırladığı ‘Suçumuz Edebiyat’ başlıklı ‘Edebiyat Yazıları’nı okurken Anday’ın düşünce yapısı, düzyazısı üzerine yeniden düşündüm. Bilirsiniz, her iyi yazarı yeniden okudukça farklı saptamalarda bulunursunuz. Melih Cevdet Anday bu açıdan en zengin kalemlerimizden birisidir.

‘Suçumuz Edebiyat’ın ‘Önsöz Yerine’ başlıklı yazısını okuduğunuzda sanatın, sanatçının, edebiyatın, edebiyatçının toplum içindeki yerini düşünecek, yücelmesi için çaba göstereceksiniz.

Şöyle diyor: “Kısacası sanatlar, sanatçılar, beklemek, sonraya bırakılmak, durumundan kurtulamamışlardır bir türlü.

Bari politika, bunca ilgiye karşı, insanlık için kalıcı bir şey yapabilseydi!”

Yazının devamı...

Sevincin yarısı

25 Ağustos 2017

Kadın cinayetleri, kadına reva görülen şiddeti rakamlarla veriyorlardı. Rakamlar ürkütücü. Üstelik son on küsur yıldır artarak ilerliyor!

Sonra düşünüyorum. Kitap tanıtma yazıları yazan arkadaşlarım, hafta sonu ilaveleri, yazın tatile giderken okunacak kitaplar listesi salık veriyorlar, çok zaman ben de yaparım bunu. Ama bu sadece bir edebiyat beğenisi, bilgisi için değil, o kitaplardan insanları tanımak içindir.

Kadın yazarlarımızın -bu ayrım için sevgili Tomris Uyar’ın ruhundan özür dileyerek- yazdıklarını okuduğunuzda, kadının kültürel ve varoluşsal kimliğini öğrenirsiniz. Günümüzün yazarlarının bu konu etrafında kaleme aldıkları birbirinden nitelikli eserleri var... Onları okusak çok şeyi fark etmiş oluruz...

Yıllardır birbiri ardına kampanyalar gerçekleştiriliyor.

Hep kadının eğitiminden, kendi ayakları üzerine durabilmesinden söz ediyoruz. Gerçekten bunun için yeterli çabayı gösteriyor muyuz?

Korkarım önce ‘erkek’lerin eğitilmesi lazım. Şöyle bir araştırma yapılsa, son yıllarda ‘basın toplantısı’ yapan kişilerin veya herhangi bir yerde açıklama yapanların en çok kullandıkları kelimeler nedir diye... İnanıyorum ki ‘adam’, ‘adamlık’ en çok kullanılan kelimeler arasında yer alacaktır!

Keşke önce ‘insan’ olmayı becerebilsek...

Rol model diye bir kavram dolaşıyor ortalıkta, spor dünyasından edebiyat dünyasına kadar başarı kazananları örnek birer kişilik diye televizyonlarda gösteriyor muyuz? İlle de popüler adlar mı çıkacak? Hep aynı insanların isimleri resimleri mi dönüp duracak...

Yazının devamı...

Sanat siyasetten üstündür

24 Ağustos 2017

Bir ülkenin tarihinde öne çıkan adlar daima sanatçılar olmuşlardır.

Kimileri onların siyasetten uzak durmalarını isterler, oysa vatandaş olarak siyasi eleştiriler yapabilirler. Dahası onların görüşleri daima ‘dünya ölçeğinde’ olduğu için önemlidir.

Fransa’nın efsane adlarından De Gaulle, Jean-Paul Sartre’ın eleştirilerinden rahatsızlıklarını bildirenlere bakın nasıl bir uyarıda bulunuyordu: “Sartre Fransa’dır”.

Dünkü Hürriyet gazetesinin Sanat sayfasındaki haberi mutlaka okumuşsunuzdur: “ABD turnesi iptal edildi”.

Venezuela’nın ünlü müzik adamı Gustavo Dudamel’in, ABD’ye düzenleyeceği turne devlet başkanı Nicolas Maduro engeline takıldı. Dudamel’in son çıkan hadiseler dolayısıyla Maduro aleyhine yaptığı açıklamalar bunun sebebi olarak gösteriliyormuş...

Ben ülkeleri, devlet başkanlarının adıyla değil, o ülkenin ünlü sanatçılarıyla tanırım, çünkü tarihe onlar kalacak, ülkeleri onlarla ebedileşecektir.

Gustavo Dudamel’i İstanbul’da dinledim, tanıştım, konuştum.

Hayatı birçok açıdan örnek alınması gereken özellikler taşır.

Yazının devamı...