"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Tanpınar’ı bilerek okumak Zweig’ı unutmamak

12 Eylül 2017

Prof. Dr. Handan İnci kurduğu ‘tanpinarmerkezi.com, OT(1) dergisinde Elif Ekinci’nin sorularını yanıtlamış.

Tanpınar’ı bu cevaplar eşliğinde daha iyi anlayarak okuyacağınıza eminim.

İnci şöyle diyor:

“Normalde önce merkez kurulur, sonra sitesi, sosyal medyası hayata geçer ama bizde tersi oldu. Geçen yılın sonbaharında Tanpınar arşivini dijitalleştirdik.”

Yazarların, özellikle romancıların kitaplarını okumayı yeterli bir çaba olarak görmüyorum.

Bir kere onu tanımak için bütün kitaplarını okumak gereklidir. Çünkü yaratım sürecinin her aşamasını öğrenmek zorunlu.

Handan İnci’nin şu saptaması, Tanpınar için kuşatıcı bir yargı:

“Tanpınar her açıdan öyle verimli bir yazar ki eskimiyor, tükenmiyor, okunduktan sonra bir tarafa bırakılmıyor.”

Yazının devamı...

Tabiatın sonbaharı sanatın ilkbaharıdır

10 Eylül 2017

Belleğimden düşmeyen, her sonbahar yazısında tekrarladığım iki büyük şairin dizelerini çok severim.

Biri iyi şair Ülkü Tamer’in:

“Yazın bittiği her yerde söylenir”.

Bu dize bana bir söylence gibi gelir, hem gerçektir hem de bir rivayet. Şiirin gerçeği bana göre her gerçeği aşar.

Diğer dize de Arthur Rimbaud’nun:

“Birdenbire sonbahar”.

Bu mevsime hazan da diyebilirsiniz güz de.

Bir değişimin habercisi, belki de yaz tutkunlarında şok duygusu uyandıran bir dize.

Yazının devamı...

Tarifleriyle Türkiye mutfağı

9 Eylül 2017

Mutfağımıza yeni lezzetler katan kitaplar benim ilgimi çeker. M. Faruk Bayrak’ın hazırladığı ‘Soframda Anadolu’ genel başlığı altındaki yedi ciltten oluşan kaynak kitap, Türkiye coğrafyasındaki bütün yemekleri öğrenmek için mutfağınızda bulundurulması gereken bir çalışma.

Faruk Bayrak’ın “Her şey bir hayalden ibaretti, ta ki...” yazısı, kitabın çıkış noktasını, kendi yaşamından da izlerle veriyor.

Nasıl hazırlandığına dair bilgiyi, Bayrak’ın önsözündeki yazıdan öğreniyoruz:

“Gelelim kitabın serencamına! Bu çalışmada çok büyük bir emek var. Koca bir ekip, tam beş sene boyunca bu kitapların hazırlığı için çalıştı. Önce bütün şehirlerimizin valilikleri, il kültür turizm müdürlükleri ve belediyeleriyle temasa geçildi. Ellerinde yeme içme kültürüyle ilgili ne kadar kaynak varsa bize yollamalarını rica ettik.”

Bütün kurumlar da bilgi göndermişler.

Gerçekten de oluşumunu okurken yoğun bir çabanın harcandığını fark ediyoruz.

Faruk Bayrak’ın yazısından sonra gelen ‘Bir Hayalden Yola Çıktık’, çalışmalardan bir kesiti aktarıyor.

Yazının devamı...

Sahafların yükselişi: Beylikdüzü ve Piyalepaşa fuarları

8 Eylül 2017

Hiç kuşkusuz sahaflar sadece yıllar öncesinin değerli malzemesini sunan ve satan kurumlar değil, kuşaklar arası kültür bağını kuran önemli aracılardır.

Eskiden dükkânlarına gidildiğinde görebildiğimiz malzemeyi şimdi bütün Türkiye görebiliyor.

Türkiye’de açılan kitap fuarlarına katılıyor, sahaf fuarları açıyorlar.

Fuarların bir özelliği de mezatlardır. Mezatları sahaf Emin Nedret İşli bakın nasıl tanımlıyor:

“Mazisi çok eski olmakla birlikte seksenli yılların başlarında yeniden hareketlenen ve günümüzde Beyoğlu, Kadıköy ve Şişli’deki kimi kitapçı ve müzayede salonlarında önemli bir kültürel etkinlik olarak süren mezatlar; hem kitabiyât bilgisini artırma, hem uzun zamandır aradığı özel bir kitabı bulma, hem de bu kitap için başka kitapseverlerle tatlı bir rekabetin ve çekişmenin içine girmek anlamına geliyor.”

Beylikdüzü’nde düzenlenen ilk Sahaf Festivali’ne katılan sahaflar, her gün saat 15.00’te yapılan mezatta ilk kez sunulan imzalı kitaplar, haritalar, 100’ün üzerinde belge ve kitap sundular.

Burada kitaba dair birçok kişinin anısını, anekdotunu da dinleyecekler. Artık sahaflara ille de mezatlara katılmak için gelinmiyor.

Öğrenmek için ziyaretler yapılıyor.

Yazının devamı...

‘İstanbul Photo Awards’ sergisi İzmir’de açılıyor

7 Eylül 2017

Bugün saat 19.00’da açılacak sergi 7 Ekim akşamına kadar gezilebilecek.

Sergi kataloğunun başında Şenol Kazancı’nın bir yazısı yer alıyor.

Mart ayında Kapadokya’da buluşan dünyaca ünlü fotoğraf editörleri ve foto muhabirlerinden oluşan jüri 2016’ya damga vuran kareleri belirledi. Suriye’den ABD’ye, Musul’dan Etiyopya’ya, Çin’den Filipinler’e ve Türkiye’ye kadar birçok çarpıcı hikâyeyi barındıran fotoğraflar 2016’nın görsel bir özetini sunuyor.

Geçen senelerde olduğu gibi bu yıl da jüri üyeleri arasında dünyada alanlarında ün kazanmış isimler yer alıyor. Paris Match dergisinin Dijital Yayın Yönetmeni Marion Mertens, Noor Ajansı’nın ünlü fotoğrafçısı Yuri Kozyrev, Getty Images’in spor alanında usta foto muhabiri Cameron Spencer yarışmanın 2017 jürisindeki isimlerden birkaçı.

Jüri başkanlığını Marion Mertens yüklendi.

Yarışmada bu yıl kategori sayısı 8’e çıkarıldı. Ayrıca kategorilerden bağımsız olarak bu yıl ilk kez 28 yaş altındaki bir fotoğrafçıya 3 bin dolarlık “Genç Foto Muhabiri” ödülü verilmiş. Ödül ile genç foto muhabirlerinin desteklenmesi hedefleniyor.

Yarışmada “Yılın Fotoğrafı” ödülü 10 bin ABD Doları olurken bütün kategorilerdeki birinciler 8 bin, ikinciler 5 bin, üçüncüler de 3 bin ABD Doları ödülün sahibi olmuş.

Bu yıl 17 farklı ülkeden 22 foto muhabirinin ödül aldığı yarışmada 133 bin dolar ödül verilmiş.

Yazının devamı...

Bazı dergilere göz gezdirmek

5 Eylül 2017

Hangilerine baktım?

Bavul

Tuhaf

Ot

Kafkaokur

Masa

#Tarih

Toplumsal Tarih.

Yazının devamı...

Müziği her yerde dinleyebiliyoruz

3 Eylül 2017

Sağ el sürekli telefonda, kulaklarda da kulaklıklar.

İşyerlerinde bile görüntü bundan farklı değil, telefon zorunluluğu yüzünden tek kulaklık kullanılıyor.

Arife günü D&R’ı gezerken kitap kadar, elektronik eşya vardı vitrinlerde.

Ben bunu yapanlardan söz ederken, geçmişte ben de Schaub Lorenz radyo, sonra da kaset teypten tek kulaklıkla müzik dinlerdim. Onun için de gereksiz ziyaretçilerin hezeyanlarını da duymaktan kurtulurdum.

Onların günahını mı aldım nedir, sonra yıllarca kulak aleti kullandım.

D&R’da CD bölümünü gezerken çeşitli adlarda Batı müziği seçmeleri gördüm.

Sanki çalışırken, otomobil kullanırken, sabah kahvaltısı ederken, akşam emeği yerken ayrı müzik dinlenirmiş gibi.

Şöyle bir göz ucuyla baktım, kapaktaki yazılardan birkaçını sıraladığımda, belki sizin de dikkatinizi çeker:

Yazının devamı...

Sinemanın sessiz tarihi

2 Eylül 2017

Sinematek’in ilk yıllarında seyrettiğim sessiz filimler içinde unutamadığım Eisenstein’ın ‘Potemkin Zırhlısı’ idi. Konuşmaların çevirisini Rusçanın usta çevirmeni Hasan Âli Ediz yapmıştı. Sessiz filmlerin bazılarına da dışarda, sahnenin kenarında eş zamanlı çalınan bir piyano eşlik ederdi. Kitap sinema kitaplarının iki yazarına “Ustalarım Nijat Özön ve Giovanni Scognamillo’nun aziz hatıralarına...” ithaf edilmiş.

Önsöz’de okuru bilgilendiren satırları okuyalım:

“Türkiye’deki hikâyesi Sultan II. Abdülhamid’in şahsiyetiyle özdeşleşen İstibdat Dönemi’nde başlayan sinema, saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süreçte dönemin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına paralel bir seyir izledi. Örneğin İstibdat Dönemi’nde Fransızca ara yazılar sorun değilken II. Meşrutiyet Dönemi’nde, ‘Türkçe ara yazı isteriz’ şeklinde ciddi protestolara dönüştü ya da bir zamanlar sakıncalı görülmeyen Alman, Avusturya, Macar ve Bulgar filmleri mütareke ve işgal yıllarında yasaklandı...”


Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922), Ali Özuyar, Yapı Kredi Yayınları, 408 sayfa, 34 TL

Kitap; ‘İstibdat Dönemi’, ‘II. Meşrutiyet Dönemi’, ‘I. Dünya Savaşı Yılları’ ‘Film Yapımı ve Hikâyeli Uzun Filme Geçiş’, ‘Mütareke ve İşgal Dönemi - Mütareke ve İşgal Döneminde Film Yapımı’ bölümlerinden oluşuyor. Osmanlı Yardım Cemiyetlerinin Sinema Faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler veren kitapta önemli bir bölüm de; “1918-1921 Yılları Arasında Beyoğlu, Galata, Bakırköy, Kadıköy ve İstanbul’da (Suriçi) Faaliyet Gösteren Sinema ve Tiyatrolar’ın listesi.
Bu liste o semtlerde yaşayanların sinema ve diğer gösteri sanatlarına gösterdiği ilgi ve düzeyi simgelemesi açısından önemli.

“İstibdat Dönemi’nin Sinema Üzerindeki Etkileri”ni okuduğumuzda, ucu bugüne kadar gelen sinemamızdaki sansür belasının da tarihçesini dünden bugüne getirmektedir.

Yazının devamı...