"Devrim Sağıroğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Devrim Sağıroğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Devrim Sağıroğlu

Siyah lale

8 Aralık 2003
Frikik olacak, Hollandalı'nın vuruşunda meşin yuvarlak barajı aşarak filelerle buluşacak.. Arada sırada Tuncay, o olmazsa diğerleri, kişisel becerileriyle takımlarını sevindirecek.. Tutarsa ne ala.. Tutmazsa, yandı gülüm keten helva..

F.Bahçe, futbol mutbol oynamıyor. Diyelim ki, Avrupa'ya çıktı. Bu futboluyla tur filan mı atlayacak? Ben, Daum'un haftalar geçtikce F.Bahçe'deki taşları yerine oturtacağını, sarı lacivertlileri iyi oynatacağını, geçmişin yaralarını saracağını sanıyordum, yanılmışım..

Bir tek Hollandalı

Takımda bir tek Hooijdonk var, ne yaptığını bilen.. Topu alıyor, veriyor, alan boşaltıyor, arkadaşlarına asist yapıyor, gol atıyor. Savunmadan bile top çıkartıyor. Arkadaşlarına sahada bir tek ‘‘Çay-kahve’’ pişirmediği kaldı. Aslında o başkalarına değil, diğerleri ona top atacak, pozisyona sokacak.. Nerdee?

F.Bahçe savunmasında Tomas, haddini bilerek oynuyor. Kapasitesinin dışına çıkmıyor. Luciano'da o da yok. Kendini ‘‘virtiöz’’ zannediyor. Ali Güneş'in elinden gelen bu kadar.. Orta sahada Selçuk, sahada var mı, yok mu belli değil. Gol atmasa, oynadığına inanmayacağız. Orta sahada takımı ayakta tutan tek isim Ümit Özat.. Tuncay'daki düşüş devam ediyor. Rebrov, ocak ayında gitmemek için kalan son barutunu kullanıyor. Yusuf ise yetenekli ve teknik kapasitesi iyi bir oyuncu. Ama, başrolde oynatınca tekliyor..

İyi bakın

Ankaragücü, Birinci Lig'in en eski takımlarından biri.. Ayrıca, bu ligde 22 yıldır ‘‘kesintisiz’’ mücadele ediyor. Kupa şampiyonlukları yaşamış, taraftarı olan bir kulüp.. Bu sezon yaptığı transferler ise tam bir fiyasko.. Harcadığı paraların yüzde 90'nı sokağa gitmiş.. Küme düşme tehlikesini yakından duymaya başladı. Aslında böyle bir F.Bahçe'den fark yemesi, gücünü ne denli yitirdiğinin başlıca belgesi..

F.Bahçe, sadece ve sadece Pierre van Hooijdonk'la ayakta duruyor.. Hollandalı, F.Bahçe'nin ‘‘Siyah lale'si..’’ O siyah laleye iyi bakın, nazara gelmemesi için dua edin.. Daum'u da, Aziz Yıldırım'ı da kurtaracak olan O.. Gerisi, koskoca bir hikaye!
Yazının devamı...

Sonuna kadar devam!

1 Aralık 2003
Pozisyon açısından son derece kısır.. Kaybedecek çok şeyi olan Fenerbahçe, fırsat üretemiyor.. Arı gibi çalışkan, gayretli, ama bal yapmaktan aciz..

Fenerbahçe'nin hakim göründüğü ilk 45 dakikada, tek net gollük fırsatı Beşiktaş yakalıyor. 28'inci dakikada Tayfur'un yerden ortasında, Sergen bir metreden topu Recep'e nişanlamasa, siyah beyazlılar öne geçecek..

Ancak, ikinci yarıda herşey ‘‘baştan aşağı’’ değişiyor.. İlk devrenin tam tersi bir müsabaka izliyoruz. Goller var, kaçan fırsatlar var, yüzde yüz değişen bir Fenerbahçe var.. Hem de 1-0 yenik duruma düşmesine rağmen..

53'üncü dakikada Sergen'in enfes frikiğiyle Beşiktaş 1-0 öne geçince, sarı lacivertliler açısından herşeyin bittiği sanılıyor. Ama bu yenilen gol, Fenerbahçe'ye adeta doping etkisi yapıyor. Sağdan, soldan bindiren, rakibi baskı altına alan sarı lacivertliler, Hooijdonk'un golleriyle galibiyeti yakalıyor.

Fenerbahçe'ye ‘‘sihirli değneğin’’ değdiği dakikalarda, Tuncay'ın, Petkov'un ve özellikle Hooijdonk'un, takımlarını ‘‘Cinderella’’ konumuna getirmekte büyük katkıları var.. Bir de ikinci yarıda oyuna alınan Yusuf'un..

Beşiktaş bırakmadı

Beşiktaş, maçın sonlarına doğru oyunu bırakmıyor. Giunti'nin yerine 75'inci dakikada oyuna giren Ahmed Hassan, ‘‘az oynayan, çok gol atan adam’’ unvanını hakettiğini bir kez daha kanıtlıyor.

Fenerbahçe büyük avantaj kaçırdı, doğru.. Şampiyonluk yarışına bambaşka bir hava getirecek fırsatı elinin tersiyle itti, bu da doğru.. Ancak, ikinci yarıdaki çabasıyla geçmişteki kötü performansının üzerine şimdilik bir sünger çekti.. Bundan sonra sarı lacivertlilerden beklenen, ikinci yarıdaki performansını, tüm 90 dakikalara yayması. Süper Lig'e renk katması ve şampiyonluk yarışından kopmaması.. Kendisini yürekten destekleyen bu cefakar taraftarı mutlu etmesi.. Bekleyen derviş, muradına erer mi? Ne dersiniz? Öyleyse, ocak ayından sonra yeni bir kaleciyle sonuna kadar devam!

Yazının devamı...

Kim, kim, kim onlar?

24 Kasım 2003
‘‘Şampiyonluğa oynayan hangisi?’’ diye, hayatında ilk defa maça giden bir vatandaşa sorsanız, eminim ki, ‘‘Kırmızı formalı takım’’ yanıtını alırdınız. Futbolun tüm güzelliklerini ortaya koyan, topu ayağına yakıştıran, pozisyona giren, rakibini ezen, kırmızılı futbolculardı. Yani, Samsunsporlular..

Şenol, Celil, Da Silva başta olmak üzere, hepsi yüreklerini ortaya koydular. Hele hele Şenol.. Nasıl savunma yapılacağını, isterdim ki, Fenerbahçe'nin defans oyuncularına anlatsın.. Bir ara, sahada 27 numaralı formadan başkasını göremez oldum. Şenol sahanın her yerinde aslanlar gibi savaşıyor, Celil, meşin yuvarlağa beyniyle hükmediyordu. Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim. Samsunspor'un hiçbir oyuncusunun hakkını yemeden, emeklerinin karşılığı olan alkışı onlardan esirgemeyelim.

Ya beyazlar?

Peki ya beyaz formalılar? Kim, kim, kim onlar? Sahada isimleri var, cisimleri yok.. Ne zaman cisimleri olmuş ki, parayı almaya gelince varlar, medyada şov yapmaya gelince de.. Futbol oynamaya kalkışınca, kesinlikle hayır.. Savunmanın ortasında Luciano ile Servet ‘‘şaşkın ördek’’ gibi dolaşıyor. Elini kolunu sallayan, Recep'le karşı karşıya kalıyor. Hadi, Servet'in uzun süre oynamadığından ötürü mazereti var, ya Luciano'ya ne demeli? Demek ki, ‘‘göbekteki faciayı’’ Tomas kapatıyormuş. Daum onu, ne hikmetse sağa çekmiş.. Solda İsmail Güldüren, 1.5 yıl sonra ilk resmi maçında son derece tutuk. Selçuk ön liberoda hiç hücuma çıkamadığı gibi, devamlı top eziyor. Takımda sezon başından bu yana doğru dürüst oynayan tek futbolcu olan Ümit Özat ise kulübede oturuyor. Bu adalet mi? Ümit Özat'ın böyle bir Fenerbahçe'de ölüsü oynar. Tuncay ile Aurelio'nun oyunda hiç etkinliği yok. Şansal Büyüka ile ortak bir düşüncemiz var.. İkimiz de, Samandıra'nın ya havası, ya da suyunda bir şey olduğuna kesinlikle eminiz.. Bu adamlar bu hale nasıl geliyor, hayret.. Aurelio'dan, Tuncay'dan filan vazgeçtik, kırk yıllık Hooijdonk'u bile kendimize benzettik.

Sevgili Daum.. Seni seviyor, Almanya'da büyük antrenör olduğunu biliyoruz. Sempatik davranışların, futbola olan tutkun, bizi sana bağlıyor.. Ama, şunu hiçbir zaman unutma.. Futbol, nankörlüğe çok yatkın bir spor dalıdır. Futbolun dünü yoktur, bugün varsan ne ala.. Ne olur, bugününü ve kariyerini tartışılır hale getirme. Bu takımı bir an önce toparla, ne gibi önlemler alacaksan hemen al.. ‘‘Kredi kartın’’ limitini çok aştı, dikkat!
Yazının devamı...

Gerçekler

9 Kasım 2003
Gerçekleri mi yazalım? Yoksa, masal anlatıp günü mü kurtaralım? İnsanları mutlu mu edelim, gene tepki mi alalım? Yalan söyleyip ‘‘bak bu adam ne güzel yazıyor. F.Bahçe'yi seviyor’’ mu dedirtelim, ‘‘felaket tellalı gene kalemi eline aldı. Allah cezasını versin’’ diyenlerin hakaretini içimize mi sindirelim?

Gelin isterseniz, önce ‘‘mutluluk şıkkını’’ tercih edip, biraz Pollyannacılık oynayalım. A) F.Bahçe mükemmel futbol oynuyor. Kalecisinden forvetine kadar herkes dört dörtlük.. Maç içinde en az 15 tane gol pozisyonuna giriyor. Organize atak sayısı, sayılamayacak kadar fazla. B) Sarı lacivertliler, seyredene zevk veriyor. Taraftarlar stada geldikeleri için çok mutlu.. Hepsi de ‘‘helal olsun, iyi ki de geldik. Bu olağanüstü futbolu gördük, paramızı helal ettik’’ diyorlar..

Nasıl, beğendiniz mi? Mutlu oldunuz mu?

Şimdi, memnun olmayacağınız ‘‘ikinci şık’’ geliyor..

A) Hiçbir takım, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın ‘‘ezici atmosferine’’ rağmen, F.Bahçe karşısında kendini baskı altında hissetmiyor. Tıpkı Rizespor gibi, elini kolunu sallaya sallaya, kendini sıkmadan oynuyor. Karadeniz ekibi, zaman zaman üç forvetle atağa çıktı. Murat Sözkesen, Okan ve Uğurtan her hücumda F.Bahçe'ye zorluk yaşattı. Murat Sözkesen de Rizespor adına son sözü söyleyen oyuncu oldu.

Oyun planı yetersiz

B) F.Bahçe rakibe bilinçli baskı kuramadığı gibi, oyun plana son derece yetersiz.. Ayağına top gelen oyuncu, ne yapacağını bilmiyor. 30 saniye sonrasını hesap edemiyor. Sallapati yapılan ortalar, pas hataları bundan ötürü..

C) Savunmasında Fatih formsuz, Petkov, Luciano beklenenden uzak.. Araya bırakılan toplar, her zaman tehlike yaratıyor. Orta sahasında Ümit Özat dışında ne yaptığını bilen oyuncu yok. Sadece Yusuf'un tekniğine, Ümit'in aklına bel bağlamış bir orta saha, bu takımın yükünü kaldıramaz.

D) Tuncay, gün geçtikçe performansını yitiriyor. Serhat, önüne top atılmadığı ve süratini konuşturamadığı sürece yetersizliğe mahkum.. Orta gelmezse ve kaleye uygun yerde serbest vuruş kazanılmazsa, Van Hooijdonk da öyle..

İşte, gerçekler ne yazık ki böyle.. Bu takım gün geçtikçe kötüye gidiyor. Dileriz, bizlere geçtiğimiz sezonki kabusu yaşatmaz.. Başarısızlığın devamlı şahidi rolünü üstlenmek, inanın ki insana zevk vermiyor!

Hakem Ali Aydın'ın Victoria'ya ikinci sarı kartı göstermesine rağmen, Rizesporlu oyuncuyu atmaması ise, tam bir skandaldı.. Aydın, bu inanılmaz kural hatasıyla, bombayı Futbol Federasyonu'nun kucağına bırakıverdi!
Yazının devamı...

Rezalet

3 Kasım 2003
Karşındaki rakip, Süper Lig'in en zayıf ekiplerinden biri.. Elazığ dışında sahasında kimseyi yenememiş, geri kalanların hepsine mağlup olmuş.. Topu topu 4 puanı var..

Başkanı değişmiş, antrenörü yok, genel menajeri teknik direktörlüğü üstlenmiş.. Sen, 26 dakika bu takım karşısında yenik oynuyorsun.. Ki, o gol de tamamen Metin Aktaş'ın Aziz Yıldırım'a yaş günü armağanı! F.Bahçe Başkanı tahmin ediyorum, ailesi son derece varlıklı olmasına rağmen, hiçbir doğum gününde bu denli kıymetli hediye almamıştır! Sen, ortada fol yok yumurta yokken, soldan atılan ortayı elinden kaçır ve Tuncay'ın önüne bırak.. Olacak iş mi? İşte F.Bahçe, böyle bir beraberlik golü kazandı.. Yoksa, Karadeniz ekibi galibiyeti dahi hak etmişti.. Abdurrahman, Muzaffer, Erman, Semavi başta olmak üzere, tüm futbolcuların emeklerine yazık oldu.

Şişirmeyin

F.Bahçe'yi bu günlere, hep asparagas yaparak şişirenler getirdi.. Günü kurtarmak için takımı hak etmeden methedenler iyi ilan edildi, doğruyu söyleyenler ise adeta düşman.. Devamlı yazıyor, söylüyorum.. Bu takım iyi futbol oynamıyor, yapılan transferlerin büyük bölümü yanlış.. Mahmut Hanefi'yi alıyorsun, sonra Petkov'u.. Luciano ile Tomas'ın yanına Alper'i transfer ediyorsun, sonra Servet'i.. Biri kulübede roman yazıyor, öbürü o şansı da yakalayamıyor..

Bu çocuklara yazık değil mi? Luciano'nun yerine oynamaz mı Servet? Ya Ümit Özat'a ne demeli? Takımın en istikrarlı futbolcusu, makası yiyor.. İyi oynarken makası yiyen oyuncuda moral mi kalır? Ben böyle ‘‘dahilikten’’ bir şey anlamıyorum.. F.Bahçe'de vasatın üzerinde oyuncu yok. Son günlerin parlak adamı Serhat da bunlara dahil.. Ne Hooijdonk, ne Tuncay beklenen performansında..

Fatih, Luciano, Petkov, Aurelio, Selçuk, Kemal kötü.. ‘‘Zagor Tomas’’ da olmasa savunma tel tel dökülüyor. Ki o Tomas, 58. dakikada Daum'dan kementi yiyor. Orta saha doğru dürüst top yapamıyor. Böyle bir takımdan ne beklenir? Karşısındaki rakip Akçaabat Sebat olmasa, hele hele kalesini Metin Aktaş korumasa, sarı lacivertlilerin puan muan da alacağı yok!

Canavar yarattılar

Herkes yazıyor, çiziyor, söylüyor.. Bazıları diyor ki, ‘‘üç-beş kişi koca bir camiayı temsil edemez..’’ Yok yahu.. Bal gibi eder! İstanbul'dan taraftar geliyor, gene koltukları söküp seyirciyi galeyana getiriyor.. Gene çirkinlik, gene olaylar.. Bunlara kim izin, kim ödün veriyor? İnönü Stadı'na meşaleleri kim sokuyor? F.Bahçe, Beşiktaş ve G.Saray'ın yöneticileri birbirlerine laf atacaklarına, önce kendilerine baksınlar.. Stat anarşisinin baş sorumluları, onlar.. Canavarı yarattılar, şimdi hakim olamıyorlar.. Ne demişler: ‘‘balık baştan kokar!’’
Yazının devamı...

Kutlu olsun

25 Ekim 2003
İstanbul'a uçakla zor bela gelmiş, otobüsle dönüyor.. Turuncu beyazlılar üstelik, Timur'la Güngör'ün paylaşım hatasından ötürü Tuncay'ın ayağından erken golü de yiyince ‘‘hezimet olur’’ diye düşünüyoruz.. Ama, F.Bahçe bu dakikadan sonra gol kaçırma yarışına giriyor.

Bunda, kaleci Murat'ın becerisinden çok, sarı lacivertli oyuncuların beceriksizliği söz konusu.. Tuncay, zoru seçmeyip golleri sıralayabilse, gol krallığı yarışında rakiplerini fersah fersah geride bırakması işten değil..

F.Bahçe takımı, sağ kanada çözüm buldu. Serhat, özellikle deplasmanlarda bu takıma çok katkı sağlar.. Yeter ki, son haftalardaki gibi oynasın, çabukluğu ve süratini arkadaşlarının hizmetine sunsun.. Ümit Özat, ön liberoda son derece yararlı oynuyor. Akın kesiyor, ataklara katılıyor, şut atıyor, orta yapıyor.. Sarı lacivertliler, bir-iki maç dışında kesinlikle tek ön libero ile oynamalı.. Bu isim de, şu andaki formuyla Ümit Özat'tır..

Problem solda

F.Bahçe'de en büyük problem sol kanatta. Savunmanın solunda oynayan Petkov, ağır. Ofansif fonksiyonları da zayıf.. Önündeki Kemal'in de mücadele gücü yüksek ama, hücumda ağırlığı yok.. Fatih'in kendine gelmesi ve Serhat'ın formuyla canlanan sağ kanadın aksine, solda ‘‘sefiller’’ oynanıyor.

Orta sahada ‘‘lider oyuncu’’ eksikliği var. Şöyle, topu taşıyacak, kafasını kaldırıp arkadaşlarını pozisyona sokacak paslar atan futbolcuyu ara ki bulasın.. Kardeşim, beş tane stoper alacağına bir klas orta saha oyuncusu transfer etsen günaha mı girerdin?

Yusuf’u hazırla

F.Bahçe'nin ilk yarı sonuna kadar enfes bir fikstürü var.. Ancak, fikstür kağıt üzerinde anlam ifade eder.. Biraz oynayacaksın ki, bu avantajdan yararlanasın.. Her yönüyle bitmiş bir Adanaspor karşısında dahi 75 dakika zorlanırsan, işi sakata sokarsın.. Herr Daum.. Bu Yusuf'u bir an önce hazırla..

90 dakika oynayabilecek kıvama getir.. Getiremezsen, onu başka takıma salıver gitsin.. Bu kadar süredir Yusuf'u hazırlayamadığın için kendine de bir sarı kart göster.. Kaldı ki, Yusuf'u oyuna alırken çıkardığın oyuncu Ümit Özat, F.Bahçe'nin en iyisi.. Bir hatayı, başka bir hatayla perçinliyorsun. Her şeye rağmen, 3-0'lık galibiyet ve 50. yaş günün kutlu olsun!
Yazının devamı...

Boğa ve Matador

20 Ekim 2003
İlk 15 dakikadaki gollük atak sayısı tam tamına 4'tü.. Orhan ve Yakup'un orta sahada ofansif güzellikler sergilemesi, yeşil beyazlıları oyunda etkin kılan bir başka nedendi..

F.Bahçe oyuna ancak 25. dakikadan sonra ortak oldu. Sağdan Serhat'ın bindirmeleri ile, savunması dışında da sahada var olabileceğini kanıtladı. Ancak, Serhat'ın olağanüstü çalışkanlığına rağmen hücumda etkin değildi. Ne Tuncay, ne de Rebrov beklenen performansı gösteremedi. Hele hele Tuncay'ın kaçırdığı bir gol var ki, F.Bahçelilere saç-baş yoldurdu. Tuncay oyundan alınırken kulübeye bozuk atacağına, biraz aynaya baksın.. Bilsin ki, bakacağı aynada şu anda hiç ‘‘yakışıklı’’ görünmüyor.

Zagor Tomas

Sarı lacivertli savunmada bir tek Tomas, ‘‘ölümüne’’ oynuyor. Aynen, ‘‘Baltalı İlah Zagor’’ gibi savaşıyor, mücadele ediyor.. Luciano, kritik pozisyonlarda olaya ‘‘Fransız..’’ Riskten kaçıyor, kaçak güreşiyor.. Fatih ilk kez vasatın üzerindeydi. Çabukluğu, en büyük silahı.. Bu çabukluğu, aklı ve tekniği ile birleştirebilirse ne ala.. Selçuk, özellikle takım atağa kalkarken çok top kaybediyor. Savunmanın gardı böyle anlarda aniden düşüyor ve panik başlıyor. Selçuk'un bir an önce toparlanması gerek.. Yoksa, değil A Milli Takım, F.Bahçe'de dahi formayı zor görür.. Hooijdonk, her şeye rağmen bu takımın atar damarı.. O durur da golünü atamazsa, F.Bahçe enfaktüsten gider!

Üç büyükler için kabus

Bursa deplasmanı, ‘‘üç büyükler’’ için bir kabus.. İster G.Saray, ister Beşiktaş, ister F.Bahçe olsun, bir şey değişmiyor. Siz bakmayın, ufak takımlara karşı başarılı olamadığına.. Başta da belirttiğim gibi, ‘‘kırmızıyı gören azgın bir boğa..’’ Bu boğa, matadoru iki darbeyle ağır şekilde yaraladı.. Aman matador, canım matador.. ‘Nekahat devresinde’ kendine iyi bak, doktorunun dediklerini dinle.. Bir an önce toparlan, iyileş ve arenaya dön.. Sevenlerini de üzme.. Bundan sonra alacağın darbeler öldürücü olabilir, dikkat!
Yazının devamı...

Kazın ayağı

4 Ekim 2003
Bu takımın oyuncuları en azından sorumluluk taşıyor. Koşuyor, terinin son damlasına kadar mücadele ediyor, galibiyet kovalıyor.. Ama, futbol yönünden gene de fakir.. Göz boyayan, estetik değerleri yüksek bir oyun sergileyemiyor.. 1-2 maçlık parlayışı genele yayamazsa, vaziyet bu sezon da vahim görünüyor.. Takımda performansı hiç değişmeyen ‘‘En istikrarlı’’ oyuncu, Fatih Akyel.. Çok istikrarlı, çünkü devamlı kötü oynuyor. Şenol Güneş'ten torpilliydi, Daum onu kıskandı. ‘‘Esas torpili benim’’ dercesine, sürekli oynatıyor. Alman teknik adam bu ısrarında devam ederse, kendi başını yakar. Aynı şey, Şenol Güneş için de geçerli.. Şenol hocam, bir hafta sonra İngiltere maçı var, dikkat! Ben, bir hatırlatayım dedim. Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş!

Kaleci Recep, hatalı bir gol yedi. Ersin'in ortasını elinden kaçırdı ve golü Cenk'e armağan etti. Başka pozisyon hataları da yaptı. Ama, sabırla bu kalecinin üzerinde durmak lazım.. Hiç kimse anasının karnından kaleci olarak doğmuyor. Hatalı goller yiyecek, acı tecrübeler geçirecek, sonra pişecek ve iyi kaleci olacak Recep..

Üçüncüye az kaldı

Savunmada Tomas ve Luciano, son 2 maçtaki performanslarını Konyaspor karşısında tekrarlayamadı. Verilen penaltıda Tomas, Zafer Biryol'u şortundan çekti. Zafer de kolayca kendini bıraktı. Rakibine bu fırsatı tanır, eline beline hakim olamazsan, o da profesyonelliğin gereklerini yerine getirir.

Fenerbahçe'nin en iyi oyuncusu Serhat'tı.. Attığı enfes paslarla birinci, üçüncü ve dördüncü golün hazırlayıcısıydı.. Ataklarıyla Konyaspor'un sol kanadını koridora çevirdi. Serhat'ın iyi oynaması için, demek ki ‘‘Postun pahalı olması’’ gerekiyormuş..

Konyaspor, başabaş oynadığı, en az Fenerbahçe kadar gol fırsatı yakaladığı maçta, savunma hatalarının kurbanı oldu. Zafer Biryol, Cenk, Altan gibi klas oyuncuları bünyesinde barındıran yeşil beyazlılar, S.O.S veren savunmasını bir an önce el atmalı.. Yoksa, onları da ‘‘Tehlikeli yarınlar’’ bekliyor!

Şimdi, ‘‘Dahi Daum 73. dakikada Aurelio'nun yerine Rebrov, Kemal'in yerine de Yusuf'u alarak maçın kaderini değiştirdi. Rebrov da 2 gol attı ve F.Bahçe'yi galibiyete taşıdı’’ diye yazılacak..

Kazın ayağı öyle değil. Madem Rebrov bu kadar etkili oyuncuydu, neden 73. dakikaya kadar sabrettin? Fatih'i 90 dakika nasıl oyunda tuttun? Unutma ki, çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde yakalanır.. Üçüncüye az kaldı!
Yazının devamı...