"Devrim Sağıroğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Devrim Sağıroğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Devrim Sağıroğlu

Vefa borcu!

23 Şubat 2004
‘‘Kaleciden aldı, önüne geleni çalımladı, rakip kaleciyi geçti. Kale çizgisinde topu durdurdu, yere yattı, kafayla topu filelere bıraktı’’ deriz.. Veya, ‘‘Korner attı, koştu, kendi ortasına kafayı vurdu, golü attı’’ diye, abartılı, espri yüklü cümleler kullanırız.. Öyle ya da böyle.. Ümit Özat, Gaziantepspor karşısında yukarıda kullandığımız ifadelere yakın şeyler yaptı. Harika bir şut attı, Ömer seyretti, yan direkten döndü. İki dakika sonra enfes bir şut ve top filelerde.. Durun, henüz bitmedi.. 27. dakikada olağanüstü bir vuruş ve Fenerbahçe'nin ikinci golü.. İkinci yarıda bir gol daha.. Sadece bunlar mı? Hayır.. Maç boyunca çalıştı, ortalar yaptı, pozisyonlar yarattı ve deyim yerindeyse tek başına maçı kurtardı. Helal sana Ankaralı.. Bu futboluna devam et.. Zamanında seni överken, ‘‘Devrim'in akrabası’’ diye taş atanları da mahcup et!

Fenerbahçe, takım olarak iyi not aldı. Mücadelesi ve performansı üst düzeydeydi. Ama, sorunları tam anlamıyla bitmiş değil.. Fatih, sağbekte dökülüyor. Bülent Bölükbaşı maç boyunca, ‘‘maden bulmuş’’ gibi Fatih'in üzerine gitti. O kanattan birçok tehlike yarattı. Luciano ile Tomas, ilk toplara müdahalede etkili.. Ne var ki, kestikten sonra topu ileriye rasgele atıyorlar. Mahmut Hanefi de beklenen kalitesini bir türlü ortaya koyamıyor. Yalnız kaleci Volkan'ın performansını unutmamak gerek.. İlk yarıda Johnson'un bir metreden kafa vuruşunu çıkarırken, olağanüstüydü.. Her geçen gün kendisine daha çok güveni geliyor. Kısacası, ‘‘Fenerbahçe iyi bir kaleci kazanıyor’’ diyebiliriz..

İsabetli transfer

Orta sahada Tuncay, bir türlü eski Tuncay olamıyor. Zaman zaman parlıyor ve özlem duyduğumuz Tuncay'a dönüş yapıyor. Bir kendine gelebilse, performansını 90 dakikaya yayabilse, takıma çok şey katar. Kemal, oraya buraya koşturup duruyor. Bal yapmayan arı. Saçma sapan bir kart gördü ve cezalı duruma düştü. Hoş, Galatasaray karşısında bu görüntüsüyle oynamasa da birşey farketmez. Aurelio çalışkan, mücadeleci, ancak hücumda yeterince etkili değil. İleride Hooijdonk ve Nobre ise son derece yararlı. Büyük özveriyle oynuyorlar ve her ikisi de gerçek takım oyuncusu.. Fenerbahçe, Nobre'yi alarak büyük iş yaptı.. Transferleri hep eleştirdik.. Bu sefer Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim edelim..

Diğer kulüplerin kağıtları, yerlerde sürünürken, çıkardığı hisse senedi bir günde iki kez tavan yapan, en kötü sezonunda bile ortalama 35 bin seyirciye oynayan, milyonların sevgilisi bir kulübün, kendisine gönül verenleri mutlu etmesi bir vefa borcu.. Bu vefa borcunun ödenme günü, belki yarın, belki yarından da yakın!

Söz vefadan açılmışken, tribünleri cayır cayır yakanlar.. Gaziantepspor'u bugünlere getiren başkan Celal Doğan'ı istifaya davet edenler.. Sizin için vefa, sadece eski bir bozacının adı mı?
Yazının devamı...

Bunun adı futbol değil

8 Şubat 2004
Ayağına tam oturmayan aşırtma-şut karışımı vuruşu Konig'i de şaşırtıyor ve meşin yuvarlak Elazığspor ağlarına gidiyor. Bu dakikaya dek ‘‘frikik üstadı’’ Hooijdonk'un üç serbest vuruşunun ikisi direkten dönmüş, birini de Elazığspor kalecisi kurtarmış durumda.

Diyeceksiniz ki, ‘‘Daha ne olsun. Bakalım, şimdi ne diyeceksin?’’ İnanması zor ama, sarı lacivertlilerin maç boyunca bir tek organize atağı yok. Savunma gelen her topu havaya dikiyor, kime attığı belli değil. Orta alanda Ümit'ten başka iyi top kullanan ararsanız, zor bulursunuz. Trabzon maçının kahramanlarından Aurelio, hep yana-geriye oynuyor. Mehmet Yozgatlı'nın sahada göründüğünü kanıtlayan tek hareket, 1. dakikada Elazığsporlu Yunus'a attığı, bu futbolcuyu kaleci Volkan'la karşı karşıya bırakan enfes pas!

F.Bahçe iyi oynamıyor. Kazanıyor, kabul.. Beşiktaş'a yaklaştı, evet.. Şampiyon olabilir mi, yüzde 50 şansı var.. Ancak bunlar, sarı lacivertlilerin göze hoş gelen futbol oynadığını belgelemez..

Dost acı söyler

Ya, Hooijdonk olmasa? Ya, kendisini sol kanatta unutturan Tuncay arada sırada kafasına uyduğu gibi oynayarak, golcülüğünü konuşturamasa? Ya, Ümit Özat formunu devam ettiremese? Bu soruların sonu gelmez.. F.Bahçe bir bütün olarak sahaya güzellik yansıtamazsa, futbolun temel prensiplerini yerine getiremezse, isterse şampiyon olsun bir şey değişmez.. Biz, ön elemeyi geçemediği, geçtiği zaman puan alamadığı Şampiyonlar Ligi maceralarına yakından tanığız! Dost acı söyler.. F.Bahçe'nin şu kadrosunda, Şampiyonlar Ligi'nde üst düzeyde mücadele edebilecek kapasitedeki oyuncu sayısı dördü geçmez.. Savunması, Elazığsporlu Yunus ve Effa karşısında bile aciz durumlara düştü. Son haftaların formda adamı Volkan olmasa, Elazığspor'un sahadan puanla ayrılması işten değildi. Bazen iyi oynamalarına rağmen, Ali Güneş, Tomas, Luciano, İsmail, sıradan oyuncular.. Orta sahada Ümit Özat, yerinde oynatılırsa Tuncay dışındaki diğer futbolcular da.. Varsa yoksa, Hooijdonk.. E be birader, adamın sırtına 150 kilo yük yüklemişsiniz.. Bir gün gelecek, iflas edecek.. Hadi Türkiye'de taşıyor, Avrupa'da da takımı bir başına o mu sırtlayacak? Ki, onda da bu yorgunluğun belirtilerini açıkça hissettik!

Elazığspor, hızla 2.Lig A Kategorisi'ne doğru yol alıyor. Bu seyahate gitmeye niyetli değil ama, durdurmak istediği arabasının freni tutmuyor. Misafirperverliği ile ünlü bu şehrin insanlarını temsil etmeye kesinlikle hakkı olmayan bazı kişilerin, maç sonrası hakemleri tartaklaması ise son derece çirkin bir davranış.. Bordo beyazlılar ‘‘dönülmez akşmın ufkunda’’ artık.. Ne yazık ki, vakit de çok geç!
Yazının devamı...

Yıldızların valsi

2 Şubat 2004
Sezon başında ‘‘ben gidiyorum’’ dese, muhtemelen alacağı yanıt ‘‘sen bilirsin’’ olacaktı.. Yılmadı, çalıştı, mücadele azminden hiçbir şey yitirmedi.. Hakkı olan formayı ‘‘bilek zoruyla’’ aldı.. Takımın sadece kaptanı değil, en iyi oyuncularından biri Ümit Özat.. Futbolu bilen, topu çok iyi kullanan, oyunu geniş alana yayan, takımının ihtiyacı olduğunda her mevkide görev yapan Ümit, Trabzonspor'a karşı enfes bir gole de imzasını attı.. Aferin Ankaralı.. Ahmet San'ın dediği gibi, ‘‘Yolun açık olsun..’’

Marco Aurelio,
Trabzonspor karşısında ‘‘Trabzonlu Aurelio’’ gibiydi.. Top kaptı, çalıştı, Ümit'le birlikte göbeği çok iyi kapattı, hücumda aktif rol oynadı.. İkinci golün pasını da Hooijdonk'a veren oydu..

Hooijdonk, gene takımın temel direklerinden biriydi.. Top alamadığı zaman, orta sahaya kadar gelerek akınlara önderlik etti.. Attığı ikinci gol, Ümit Özat'ın ilk golünü bile kıskandıracak nitelikteydi..

Maziye bir bakıver

F.Bahçe, takım olarak iyi mücadele ediyor. Oyun disiplinine sadık kalıyor. Teknik direktörünün dediklerini sahada harfiyen uyguluyor. Üç-dört yıldızı da performansının üzerinde oyun sergilediği zaman, sorunu yok.. Sorun, takım bir-iki futbolcunun sırtına yüklendiğinde çıkıyor. Çünkü, iyi top kullanan oyuncu sayısı, yarının altında.. Savunma dan-dun oynuyor, bilinçli şekilde ileriye çıkamıyor. Orta sahada Tuncay'ın hali içler acısı.. Selçuk, bir türlü kendini bulamadı. Sarı lacivertliler eğer şampiyon olmak istiyorsa, pas hatalarını asgariye indirmeli, ‘‘yıldızlarım beni nasıl olsa kurtarır’’ havasına asla girmemeli..

Trabzonspor, aralıklarla 10 yıl yazarlığını yaptığım, sahasında Liverpool, Inter, Barcelona zaferlerine tanıklık ettiğim bir ekip.. Efsane takımı, hala belleklerden silinmemiş.. Ancak, önce ‘‘duraklama’’, sonra ‘‘gerileme’’ devrine girdi.. 20 yıldır kan ağlıyor.. Elinde kala kala, Fatih ve Gökdeniz gibi iki yıldızı, Hüseyin tipinde bir-iki tane de görev adamı kaldı.. Karadeniz'in incisi, kupa şampiyonluklarıyla avunur hale geldi.. Hey gidi koca Trabzon hey.. Gel istersen, şu şarkıyı birlikte mırıldanalım seninle:

‘‘Maziye bir bakıver.. Neler neler bıraktık!’’
Yazının devamı...

Cehennem azabı

30 Ocak 2004
Bu söylediklerim yalnız F.Bahçe değil, Samsunspor için de geçerli.. Ayıptır.. İnsan hiç olmazsa biraz çaba gösterir. Tribündeki seyirciye, maçı TV'den izleyen milyonlarca kişiye futbol izlettirmeye çalışır. Biri dört gün önce Beşiktaş'a dört gol atmış, diğeri lig ve kupada şampiyon olma iddiasında..

F.Bahçe bu orta sahasıyla, bir şey yapacağa benzemiyor.. Selçuk'u bu kez sağ dışa almışlar. Her topu eziyor. Ya topu rakibine atıyor, ya da kaptırıyor. Aurelio, çalışkanlıkla işi götürmeye çalışıyor ama, ofansif yönü çok zayıf. Nerede, Trabzonspor'daki Aurelio? Ümit maça çok iyi başladı, mükemmel paslar attı. Ancak, o da ‘‘üzüm üzüme baka baka kararır’’ misali, yavaş yavaş arkadaşlarına ayak uydurdu. Tuncay bir garip olmuş.. Tüm iyi niyetini ortaya koymasına rağmen, takımına katkı sağlayamıyor. Gün geçtikçe daha da eziliyor ve kendisine güvenini yitiriyor. Bir yıldız adayının bu duruma düşmesi, futbolumuz açısından hazin bir görüntü..

Siyah Lale de olmasa...

İkinci yarının başında Samsunspor, sağdan Julio Cesar'ın geliştirdiği ataklarla tehlikeli oluyor. F.Bahçe bu anlarda Luciano ile Tomas'ın kontrollü, sakin, akıllı oyunlarıyla ayakta duruyor. Sarı lacivertliler iki eksikle oynamaya devam ederken, Daum inatla Tuncay ve Selçuk için hiçbir işlem yapmıyor. F.Bahçe 60. dakikadan sonra özellikle Hooijdonk'un çabasıyla biraz gayrete geliyor. Hollandalı'nın iki nefis aşırtmasının ilkinde top üst direği sıyırıp auta çıkarken, ikincisi yan direkten dönüyor. Eğer Siyah Lale de olmasa, buna maç demeye bin şahit ister.

Sonuçta, bu ıstırap dolu karşılaşma uzatmalara kalıyor. 105. dakikada, o ana dek sahada gözükmeyen Tuncay'ın golüyle üstünlük sağlayan F.Bahçe, kupada yoluna devam ediyor. Ne kaybeden için üzüntü belirtmek, ne de kazananı tebrik etmek içimizden geçiyor..

F.Bahçe, kötü futbol oynayarak iyi sonuç almayı ‘‘gelenek’’ haline getirdi.. Bu iş nereye kadar gider, vallahi biz de merak ediyoruz!
Yazının devamı...

Onurun tarifi

26 Ocak 2004
Hatasız pas yapan, hücuma kontrollü çıkan, İstanbulspor kalesini sık sık yoklayan sarı lacivertliler, 13. dakikada Luciano'nun kafa golüyle 1-0 da öne geçince, ‘‘Nihayet rahat bir galibiyet alacak. Futboluyla da taraftarını sevindirecek’’ dedik..

Keşke söylemez olaydık, gene çok fena yanılmışız.. 15. dakikadan sonra, görüntü eskiye döndü. Gene aslan çıktı kükredi, ardından ‘‘gerilim filmi’’ başladı. İstanbulspor bir sağdan, bir soldan Fenerbahçe kalesini ablukaya aldı. İlk yarıda Yordanov, ikinci devrede Balili ile Uche biraz becerikli olabilse, Volkan kalesinde devleşmese, Fenerbahçe'nin işi bitikti.

Ön libero Ümit olmalı

Daum,
sistemi kafasında şekillendirmiş. Dörtlü savunma, tek ön libero, önlerinde ofansif ağırlıklı üç orta saha ve ikili forvet.. Ancak, sistemi uygulayacak adamları yok.. Ümit'i sağ beke, Fatih'i stopere, Selçuk'u ön liberoya, Ali Güneş'i sağ dışa koymuş. Hiçbiri, buraların adamı değil.. Efendim, daha önce oynamışlarmış.. Ne yapalım yani, şimdi oynayamıyorlar.. Selçuk inanılmaz hatalar yapıyor, topu kullanamadığı gibi, rakibine kaptırıyor. İlk yarıda Musa Büyük'e göstere göstere ikram ettiği bir top var ki, golle sonuçlanmaması, ‘‘Yordanov'un Selçuk'a kıyağı’’ diye nitelendirilebilir. Ön liberoda oynayacak tek oyuncu, Ümit Özat.. Gerisi safsata.. Ali Güneş sadece mücadele ediyor. Topu kullanamıyor, aktif olarak hücuma katkıda bulunamıyor. Fatih, bildiğimiz Fatih.. Ne eksik, ne fazla.. F.Bahçe taraftarının yüreğini ağzına getirmekte son derece mahir.. Tuncay, zorunlu olarak oynatıldığı yerde, her geçen gün mirastan yiyor.

Ders verdiler

Takımda performansını sürdüren oyuncular elbette var.. Özellikle, muhteşem oynayan kaleci Volkan, savunmada Luciano, forvette de kendileri pişirip kendileri yemeye çalışan Nobre ile Hooijdonk ikilisi.. Bu Nobre, inanıyorum ki F.Bahçe'de çok iş yapacak, Hooijdonk'un da yükünü epeyce hafifletecek.

Daum, beğendiğimiz ve kendisini kanıtlamış bir teknik adamdı.. Ne yazık ki, bu Daum bizim eski Daum değil.. Ya istediği oyuncular alınmıyor, nezaketinden ötürü tavır koyamıyor; ya da parasını tıkır tıkır alıyor, keyfi yerinde diye ses çıkarmıyor.. Her iki şık da aynı kapıya çıkar..

İstanbulspor, bir ‘‘onur mücadelesi’’ veriyor.. Parasız, pulsuz, ama haysiyetinden zerre kadar taviz vermeden.. O Saffet Akbaş'ın konuşmalarına, davranışlarına hayranım.. Adam gibi adam.. Arkadaşlarını da kendine benzetmiş.. F.Bahçe'ye kök söktürdüler.. Hepsine helal olsun.. Yenilseler de, küme düşseler de bu fikrim değişmez.. İsterim ki, parasını pulunu zamanında cebine yerleştiren, düşlerimizde göremediğimiz otomobillerle gezen, yemeğinde balığı, bonfilesi eksik olmayan F.Bahçeli futbolcular, onlardan biraz ‘‘sorumluluk dersi’’ alsın..

13 yıl önce yitirdiğimiz İtalyan yazar Alberto Moravia, ‘‘onur, en şiddetli vuruşlarla karşılaşıldığı halde uyuyabilen, ya da küçük bir tırmalamayla ölüm haline gelebilen garip bir yaratıktır’’ demiş..

İlk tanımlama kime uyuyor dersiniz? Ya ikincisi? Karar sizin!
Yazının devamı...

Sanal ziyafet

19 Ocak 2004
Kendimizi, Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndaki ‘‘ziyafete’’ tam anlamıyla hazırladık.. Siparişi verdik, 90 dakika bekledik, masaya hiçbir şey gelmedi.

En sonunda garson, özür dilercesine ‘‘Elimizde olmayan nedenlerle siparişinizi getiremedik. Bir dahaki sefere, müessesemiz adına davetlisiniz. Lütfen, hiç değilse bir çay-kahvemizi için’’ dedi. Biz de nezaketen, birer orta kahve ile yetindik. Aç karnına, sadece orta kahve ile ne kadar mutlu olabilirseniz, biz de guruldayan midemizle o kadar olduk..

Şimdi düşünüyorum.. Bu stada bedava ziyafete davet edildik ama, doğru dürüst bir şey yiyeceğimiz şüpheli. Yanımıza tedbir olarak iki-üç sandviç almazsak, her zaman aç karnına buradan en yakın lokantaya kadar yürümek zorunda kalırız. F.Bahçe'de futbol adına değişen fazla bir şey yok.. Aradan geçen bir aylık süre ve duyduğumuz transfer masalları var, o kadar.. Tarantino kardeşler bile, böyle bir transfer senaryosunu film haline getiremez!

İsmail bu kez güldürdü

Rizespor karşısında, F.Bahçe savunmasında göze batan tek isim İsmail Güldüren.. Taraftarının yüzünü, bu kez gerçekten güldürüyor. Volkan, görevini yapıyor. Ancak, Ali Güneş, Tomas ve Luciano, ‘‘olsalar da olur, olmasalar da’’ dedirten cinsten. Orta sahada Rebrov çalışkan, Serhat'la yer değiştiren Tuncay ise oynadığı 45 dakika içinde tel tel dökülüyor. Topu eziyor, kaptırıyor, rakibinin ayağına atıyor ve olumlu tek hareket yapmıyor. Ümit ile Selçuk da, beklenen kıvamlarında değiller. Forvette Nobre ile Hooijdonk, uyum içinde ve etkili görünüyorlar. Nobre iyi bir kumaş. Gene de Nobre'yi övmekte fazla aceleci davranmayalım. Bekleyelim, görelim..

Rize'nin başına gelenler...

Ç.Rizespor'un başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmedi. Cezalı oyuncu oynattı, 3 puanı Trabzon maçında gitti. Hakem Ali Aydın hata yaptı, F.Bahçe'den aldığı 1 puan da Erman'ın tabiriyle ‘‘badem oldu..’’ Üstelik, Koray'ın Ümit Özat'ı düşürdüğü gerekçesiyle, Bülent Demirlek'in verdiği penaltı kararı da, Koray'a gösterdiği kırmızı kart da bana göre yanlıştı. 10 kişi kalan, moralman çöken bir takımın, sahadan farklı yenilgiyle ayrılması da kaçınılmazdı..

Şunu bilir, şunu söylerim.. F.Bahçe iyi futbol oynamıyor. Seyredene zevk vermiyor. Şampiyon adayı Beşiktaş 10-15 bin seyirciye oynarken, tribünleri tıklım tıklım dolduran taraftarına ‘‘Oh be.. Bu maça iyi ki gelmişim’’ dedirtemiyor. Aldığı galibiyetler, puan cetvelinde 2. sıraya yükselmesi, bu gerçeği değiştirmez.. Tanrı, sarı lacivertlileri ‘‘ne ekerse onu biçeceği’’ günlerden korusun!
Yazının devamı...

Sımsıcak futbol

22 Aralık 2003
Bol pozisyonlu, gollü, zevkli, biraz da elektrikli.. Elektrikli diyorum çünkü, maçın üzerine çıkan bir hakem de vardı.. Verdiği, vermediği penaltılarla gündeme oturdu Ünsal Çimen.. 6. dakikada Serhat'ın vuruşunda topu eliyle çelen Murat Duman'ın hareketini cezalandırsa, tamam.. 18. dakikada Tomas ile girdiği mücadelede Muhammed Hanifi'nin yerde kalmasına çalsa, amenna.. Ama, 26. dakikada Tolga'nın Van Hooijdonk'la topa birlikte müdahele ettiği pozisyonda penaltı noktasını göstermesi, tam anlamıyla ‘‘Uydurma’’ bir karar..

Öyle ya da böyle, sonuç ne olursa olsun F.Bahçe bu sezon deplasmandaki iyi maçlarından birini oynadı.. İkinci yarıdaki ‘‘Mahkum oyun’’ tarzına rağmen.. Ancak, savunmasının performansını gene de iyi bulmadığımızı belirtmek gerek.. Volkan, kalesinde güven vermiyor. Bir hafta önce iyi oynayan Ali Güneş, Muhammed Hanifi ve Atilla Birlik karşısında perişan oldu. Luciano, rakipleriyle birebir kaldığı pozisyonlarda yürek hoplattı. Tomas ve Mahmut Hanefi vasatı aşamadı. Orta sahada Selçuk, belki de ilk kez İstanbulsporlu Selçuk gibiydi. Çalıştı, iyi mücadele etti, Van Hooijdonk'a gol asisti yaptı. Serhat ve Aurelio ise F.Bahçe'nin hücumda her an diri kalmasını sağladı.

Nadide çiçek

‘‘Ya Siyah Lale’’
diyeceksiniz? Hollanda'nın bu nadide çiçeği, F.Bahçe'nin herşeyiydi.. Forveti, orta sahası, savunması.. 2 gol attı, 50. dakikada Tolga'nın kafa şutunu çizgi üzerinden çıkaran da oydu.. Bir futbolcu daha ne yapacak? Helal olsun sana Van Hooijdonk.. Bravo, Siyah Lale.. Alkışlar, nadide çiçek..

Malatyaspor, Süper Lig'e renk katan kaliteli bir ekip.. Özellikle bir Muhammed Hanifi'si var ki, sormayın gitsin.. Adamı tutabilene aşkolsun.. F.Bahçe savunması tam 90 dakika kabus gördü, onun yüzünden.. Ancak, Atilla Birlik ve Tolga'nın güzel golleri, Ayman'ın olağanüstü çabası, Muhammed Hanifi'nin üstün performansı, Matalyaspor'un maçı kazanmasına yetmedi.

Görünen köy kılavuz istemez. İkinci yarıda en büyük mücadele, Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için olacak. İkinci ol, iki ön eleme oyna, kazanırsan, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edersin.. F.Bahçe'nin en büyük rakibi bundan sonra Beşiktaş değil, Trabzonspor, G.Saray ve diğerleri.. Ne yazık ki, bu gerçeği böyle kabul etmek gerekiyor!
Yazının devamı...

Doktor Jekyll Mister Hyde

14 Aralık 2003
5. dakikada Kratochvil, altıpasta topu cılız bir vuruşla Volkan'a teslim ettiğinde, belanın geçtiği sanılmıştı. 11. dakikada bu kez Ali Akdeniz, ceza sahasında bomboş durumda topa iyi vuramadı ve Volkan'ın çelmesine fırsat tanıdı. Bu pozisyonlarda, F.Bahçe kalecisinin becerisinden bahsetmemek haksızlık.. Ama, çoğunlukla Denizlisporlu oyuncuların beceri noksanlığından dem vurmak daha yerinde..

F.Bahçe'de ilk yarıda değişen fazla bir şey yok.. Garp cephesinde durum, aynı.. Aynı oyuncular, değişmeyen futbol, seyircide tedavülden kalkmayan ıstırap.. Bir Rebrov var, değişik şeyler yapmaya çalışan.. Shevchenko ile Dinamo Kiev'de ortalığın tozunu atan Ukraynalı, tüm gücüyle mazisine dönüş yapma çabasında.. Bence, bu takımda banko oynar.. Selçuk, F.Bahçe'nin antibiyotiği olamaz. Hepimiz öyle sanıyorduk, yanılmışız.. Petkov da aynı.. Bunlar İstanbulspor'da yıldızdı tamam.. Ama, Şükrü Saraçoğlu'nda parlamak için ‘‘kutup yıldızı’’ olmak gerekir..

Bambaşka bir Fener

İkinci yarıda Petkov oyundan alınmış, Ümit solbeke geçmiş, Aurelio orta sahada taze güç.. Bu 45 dakikada F.Bahçe, bambaşka bir kimliğe bürünmüş.. Sanki, ilk yarıdaki takım o değil.. Uysal Doktor Jekyll iken, adeta Mister Hyde olmuş.. Korkutucu, yıpratıcı, bitirici.. O, yeri değişe değişe başı dönen Ümit soldan iki nefis orta atıyor, Tuncay ile Serhat da kafayla skoru belirliyor.

F.Bahçe'de bu yarıda çaba, kıpırdanma, futbol oynama gayreti var.. Beşiktaş maçında da böyle olmuştu. Ancak, tek devrelik çabalar, iddialı takımları uzun süre taşımaz. Doksan dakika oynayacak, tüm becerini ortaya koyacak, hünerini konuşturacak, maçı herkese ‘‘helal olsun’’ dedirterek kazanacaksın.. Devamlılığın olmadığı yerde, başarı tesadüflere bağlı kalır..

Şu gerçeği de kabul etmek gerekir.. F.Bahçe, bugüne dek sadece Ümit Özat ve Hooijdonk'un çabasıyla ayakta duruyordu. Dün bunlara, Rebrov, Tuncay, Serhat, Ali Güneş de eklendi. F.Bahçe, herkesin birlikte iyi oynadığı ve takım olduğu gün kazanacak.. Günü kurtarmayacak, kalıcılık sağlayacak!
Yazının devamı...