"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

Filmlerdeki gibi bitmiyor o sahne!

SON dönemlerde nedense, festival filmlerinden çok, aksiyon filmlerini tercih ediyorum.

Ne yapayım ki insansız hava araçlarıyla alınan görüntülerin, uyduların, dijital korsanlıkların, koordinatların, hızlı araçların ve her türlü silahı ustalıkla kullanan süper yetenekli ajanların bulunduğu filmlerin cazibesine kapılıyorum.

Bu durumdan memnun muyum? Değilim!

Sinemanın bilet gişesinde, aksiyon filmini tercih ettiğimi söylediğimde, üstüme yönelen bakışları görseniz, acırsınız bana.

O kadar ki, geçenlerde, eşime aksiyon tercihim için akılcı bir gerekçe göstermeye çalışırken, ünlü aktör Matt Damon’ın oynadığı Bourne serisini hatırlattım ve “Adamla aynı yaştayım ve atletik hallerini gördükçe spor ve diyet yapmaya karar veriyor, motive oluyorum” deyiverdim.

İnandı mı?

“Filmlerdeki gibi kolay olmuyor o işler” demesinden anladım ki inanmadı.

Haklıydı!

Zaten, gerçek hayattaki operasyonlar ya da terörle mücadele de o filmlerdeki gibi olmuyordu.

Manchester saldırısını düşünün. 22 Yaşındaki Salman Abedi adlı Libya kökenli İngiliz,
Manchester Arena’nın önüne elini kolunu sallayarak gelmişti.

Ariana Grande konseri yeni bitmişti ve çoğu çocuk, binlerce insanın dışarı çıkıyordu. Abedi, mavi sırt çantasındaki çivili bombasını patlatmak için avucunun içindeki düğmeye bastı. Aralarında 8 yaşında bir çocuğun da olduğu 22 insan öldü, 60’tan fazla insan yaralandı.

İSTANBUL’DAN GİDİP DÖNMÜŞ AMA...

Salman Abedi, iki yaş küçük kardeşi Hashem ile birlikte son iki yılda, göz göre göre radikalleşmiş.

İkisi de IŞİD ile o kadar içlidışlı olmuş ki baba işin içinden çıkamamış. Önce Amsterdam’a götürmüş onları. KLM’den İstanbul bağlantılı Libya bileti almış ve 16 Nisan günü ikisini de Libya’ya götürmüş. Dönemesinler diye de pasaportlarına el koymuş.

Salman, Mekke’ye umreye gideceğini söyleyerek babasını ikna etmiş ve pasaportunu geri almış.

18 Mayıs günü, Libya’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Düsseldorf’a ve Düsseldorf’tan da İngiltere’ye uçmuş.

En ilginç yanı şu: Libya-İstanbul, İstanbul-Düsseldorf ve Düsseldorf-İngiltere uçuşlarının üçü de ayrı havayolu şirketleriyle gerçekleşmiş. Abedi, İstanbul’da ve Düsseldorf’ta hep ‘uluslararası alanda’ kalmış, ‘check in’ için transit bankolarına başvurmuş. Yani İstanbul’dan ve Düsseldorf’tan geçmiş ama pasaportunu sadece Libya’dan çıkarken ve İngiltere’ye girerken kullanmış.

Büyük ihtimalle bilet satın alma, ‘check in’ yapma gibi her işlemde çok iz bırakmış. Ancak, sorunsuz bir şekilde Manchester’a varmış. Vardığında da Libya’ya gitmeden önce tuttuğu eve yerleşmiş ve bombayı orada yapmış.

MI6 NASIL UYUDU?

Olayın üstünden iki gün geçmeden anlaşıldı ki Abedi, İngiliz istihbaratını adeta uyutmuş. IŞİD’le bağlantılı diye takip ettiği İngiliz vatandaşı sayısı 500’ü geçmeyen İngiliz istihbaratı MI6, bu kadar detayı nasıl atlamış olabilir ki?

Ya da gerçekten, filmlerdeki gibi bitmiyor o sahne!

İLK ROKETİ KİM YAPMIŞ?

GEÇEN perşembe günü Türk Hava Kurumu Başkanı Kürşat Atılgan’ın davetiyle, THK müzesini ziyaret ettik. Müzede en çok dikkatimi çeken “Lagari Hasan Çelebi” maketi oldu. Yanlarında 7 roket olan bir metal kazanın içinde, sırtında paraşüt olan birini temsil ediyordu.

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine göre, 1633’te 4. Murad’ın kızı Kaya Sultan’ın doğduğu gün yapılan kutlamalar sırasında roketle uçma denemesi yapmış. 50 okka barut macunu kullanmış ve barut bitinceye dek havalanıp kollarındaki paraşütümsü kanatlar sayesinde Sinan Paşa Kasrı önünde yumuşak bir şekilde denize düşmüş.

300 metre havalanmış diyorlar. Bana pek inandırıcı gelmedi. Discovery Channel’ın “efsane avcıları” da denemişler ve böyle bir uçuşun mümkün olmadığına kanaat getirmişler.

Türkiye’de yasaklı olan sanal ansiklopedi Wikipedia’da Lagari Hasan’ınkinin dünyadaki ilk roket denemesi olduğu söyleniyor.

Lagari Hasan, o gece bir kese akçe ile ödüllendirilmiş ama rivayete göre ulema sınıfının tepkisiyle sürgün edildiği Kırım’da ölmüş. 300 yıl sonra Kayseri’de kurulan uçak fabrikasının kaderini de hatırlayınca, Türkiye’nin havacılıkta fırsatları hep ıskaladığını düşünüyorum.

X