"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Yasa torbaya girerse çözüm de tam olmaz

Meclis Araştırma Komisyonu Soma’da incelemelerde bulunuyor.
Kazanın olduğu madenden sağ kurtulanlarla, yan madende çalışanlarla konuşuyorlar.
Meclis’in araştırması, vekillerimizin olayı yerinde incelemesi iyi bir şey tabii...
İtirazım yok, ama eleştirim var.
Birincisi maden işçileri bu kazadan sonra Meclis’in hızlı çalışıp sorunlara radikal çözümler getirecek kararlar bekliyorlardı.
Mesele torbanın içine girince; yasa da beklentileri karşılamadı elbette...
Aslında Soma ya da Zonguldak ya da bir başka yerin bir başkasından farkı yok; maden işçileri gerçekten zor şartlar altında çalışıyorlar.
Ve Soma’daki o faciaya kadar ben dahil kimse bu zor şartların tam farkında değildi.
Ben dahil diyorum çünkü...
Örneğin bir maden işçisinin beş gün çalışıp iki gün tatil yaptığını düşünüyordum.
Ama izin bir günmüş.
Biz gazeteciler de altı gün hatta yedi gün çalışıyoruz.
Ama bu tempo bile bir madencinin yanında hiçbir şey değil.
Sabah girdiğin madenden ancak akşamın karanlığında çıkabiliyorsun.
Madene inebilmek için 45 dakika, çıkmak için bir saatini veriyorsun.
Sekiz saat de mesaiyle; bir insanın kaldırabileceğinden çok daha fazla yük taşıyorlar.
Üstelik karanlıkta, hiçbir konforu olmayan ve zor şartlarda çalışıyorsun.
Torbaya giren yasa çalışma şartlarında biraz iyileşme yaptı, ama istenen olmadı.
Erken emeklilik için biraz esneme oldu, ama gelin görün ki; çalışma şartları değişmediği sürece bir insanın emekliliği beklemesi bile çok güç gözüküyor.
Buna rağmen insanlar ne yapsın.
İş güç yoksa; evde bekleyen çoluk çocuk varsa mecburen insanlar madene iniyor.
Hatta Soma faciasının yaşandığı günlerde bile yan madende işçiler çalışmak zorunda kaldılar.
“Korkmuyor musunuz” diye sorduğumuzda da “Yapacak birşeyimiz yok, çalışmazsak aç kalırız” cevabını aldık hep...
Sonuç itibariyle...
Vekillerin gezmesi güzel, olayı yerinde incelemeleri çok sağlıklı, ama istenen çözümü getirmiyor.
Zaten çekilen fotoğraflar da madenin tam içinden değil, girişinden...
Bu da normal çünkü bu koşullarda, bu risklerde madenin içine girilmez ancak girişinden bakılır.
Fotoğraf da buradan çekilir.


“İş güvenliği” sadece bir tabela mı?

TBMM Maden Kazalarını Araştırma Komisyonu üyeleri Soma’da işçileri dinliyor ya; gitmişken yan madenin İş Güvenliği Müdürü’nü de dinlemişler.
Uzman müdür o günü anlatıyor.
”Elindeki oksijenli ferdi kurtarıcılarla birlikte işçileri, dumanın içine gönderdik. Hayatlarını riske ederek... İlk defa burada söylüyorum; son derece zorlandılar. Burunlarının ucunu dahi göremeden yaklaşık 20 kiloluk yükle buradan girdiler. Tutuna, tutuna ve hiçbir yeri görmeden el yordamı ile madene girdiler. Bu arkadaşlara maskeleri ulaştırdılar...”
Soma’daki facianın yaşandığı madendeki maskeleri gördük, hiçbiri kullanılamaz haldeydi ve kullanma süreleri çoktan geçmişti.
“İş Güvenliği” buralarda sadece bir tabela demek...
İş var istersen; yani bu şartları kabul edersen; güvenliği olmadığı da zaten ortaya çıktı.
Ama bu açıklamalar da vahim değil mi?
Burunlarının ucunu dahi görmeden, el yordamıyla yardım etmek, kurtarma çalışması yapmak; bu da risklerden biri değil mi?
Böylesine riskli mesleklerde her adımın önceden planlanmış olması gerekmez mi, yoksa ben mi yanılıyorum.
Şimdi bu kurtarma ekibi psikolojik tedavi görüyormuş ve birinin durumu hiç de iyi değilmiş.
Nereye el atsak elimizde kalıyor.
Kimi dinlesek; insanların oralarda şans eseri yaşadığı ortaya çıkıyor.
Madene vekillerimiz elbette gitsin, ama önce işin uzmanları gitsin.
Uzmanlar raporlarını yazsın; vekillerimiz de gerekeni yapsın.
Yasa çıkarsın; “iş güvenliği”ni artık bir tabela olmaktan çıkarsın.


Ege de olmasa

Rakamlar ortada; Ege’nin şehirleri organ bağışında örnek bir liderlik yapıyor.
Daha net yazalım. Ege olmasa; nakillerin çoğu yapılamaz durumda... Bu kadar bilinçlenmeye, bu kadar kampanyaya rağmen hala organ bağışı sınırlı düzeyde... Eskiye göre farkındalık artmış olsa da bu konudaki muhafazakarlığımız devam ediyor. İzmir yine birinci; İstanbul’un çok önünde, diğer kentlere fark atıyor.
Ama aynı İzmir; kadına şiddet istatistiklerinde de birinci...
Geçen gün bu rakamlar önüme geldiğinde önce şaşırdım; yetkililerle biraz konuşunca olayı kavradım.
Dediler ki...
“İzmir’de haksızlığa uğradığını düşünen polise de, mahkemeye de gidiyor. Yani sineye çekmiyor, biraz susayım demiyor. Gidiyor, çekinmeden başvurusunu yapıyor, haksızlığa karşı sesini çıkarıyor. Böyle olunca bu başvurular da rakamlara yansıyor...”
“Valla Ege olmasa...” diye başlayıp devam eden bir tartışma başlatmanın tam zamanı galiba...

X