"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

CHP’lilerin yerinde olsam

Abdullah Gül’ün parti içindeki geleceğini, diskalifiye edilip edilmediğini, Davutoğlu’nun başarılı olup olamayacağını, AK partinin bölünüp bölünmeyeceğini bence CHP’liler bir kenara bıraksın...
Onun yerine Kurultay’a konsantre olsunlar; partide yeni yüzleri bulup çıkarmanın peşinden koşsunlar, 10 yıl öncesine kadar birinci oldukları kentlerde büyük oy kaybı getiren nedenleri araştırsınlar...
Küskünleri barıştırabilirler mi, daha geniş kitlelere mesajlarını iletebilirler mi, algıyı yönetmede başarılı olabilirler mi?
Bence ona baksınlar...
Çünkü rakibinin hata yapmasını bekleyerek siyaset yapılmaz, rakibinin sadece hatalarını dile getirerek de siyaset yapılmaz.
“Siyasetçi değilsin, dışarıdan göründüğü gibi değil” denebilir.
Doğrudur; siyasetçi değilim.
Ama sokaktayım, meydandayım, halkın nabzının tutulduğu her yerdeyim.
Ve görüyorum.
CHP kendi stratejilerine odaklandığında, mesajlarını daha net verdiğinde beklediği sonuçları ancak alabilecek.
O yüzden CHP’liler 5 Eylül’deki Kurultay’ı bir fırsat olarak görmelililer.


Madem algı yönetiliyor siz de bunu yapın

CHP’lilerden duyuyorum.
“AK Parti algıyı yönetmede çok başarılı” diyorlar.
AK Parti 2002’den bu yana aslında önemli badireler atlattı.
Kapanma davası, 17 Aralık süreci en kritik virajlar oldu.
Böyle söyleyen CHP’lilere “Madem böyle düşünüyorsunuz, siz de öyle yapın. Algıyı yönetin o zaman” diyorum.
Doğru değil mi?
Burada hem bir eleştiri, hem de çaktırmadan dile getirilen bir kıskançlık olduğuna göre algıyı yönetecek bu kadroları partiye dahil etmeliler.
Biz de o zaman “Kim algıyı daha iyi yönetiyor” sorusunun cevabını bulmaya çalışırız.

Bir de şunu unutmamak gerekir

Demirel’in “Siyasette 24 saat bile uzundur” sözünü unutmamak gerekir. Siyaset bu... Boşluk kaldırmaz. Zamanı boşa geçirmenin faturası da sonradan ödenebilir.

Bu trajikomik oyun burada son bulsun

Gelelim İzmir’in gündemine...
Düşündükçe yüzüm kızarıyor.
Sezonun başlamasına bir hafta kalmış; Karşıyaka Manisa’nın stadında oynayıp oynamayacağını düşünüyor. Buca “Tamam...” diyor da; biraz nefes alıyor. Altay; zaten büyük bir mali yükün altındayken, şimdi Alsancak Stadı’ndan gelen büyük gelir kaybını nasıl telafi edeceğini düşünüyor. Net söyleyeyim. Altay bu kaybı telafi edemez. Altınordu yeni Birinci Lig’e çıkmış bir takım... Sempati duyanların sayısı artıyor, artacaktır. Ama stadı yok, seyirci sayısını artıracak bir ortamı yok. Manisa’da mı oynar, Aydın’da mı bilinmez. Yazık değil mi Altınordu’ya... Göztepe de öyle... Urla’daki tesislerine övgü yağarken; neredeyse antrenman için yapılan tesisler için “Maçları burada mı yapsak” demeye başladılar.
Tam bir komedi ama söyleyeyim trajikomedi...
Gülebilirsin de, ağlayabilirsin de...
Zaten konuştuğum futbol yöneticileri gülüyorlar, ama içlerinin kan ağladığını biliyorum.
Kusura bakmasınlar.
İzmir milletvekillerine bir çift sözüm var.
Bu komedinin mimarları sizlersiniz.
Parti ayrımı yapmadan söylüyorum.
Eğer dört yılda; herkesin yapmak istediği, ama bir türlü hayata geçiremediği stat projeleri varsa en büyük suç sizlerindir.
Bu mesele İzmir’in meselesidir.
Ne CHP’nin, ne AK Parti’nin, ne de MHP’nin meselesidir.
Yerel yönetimler “yaparız” diyor. Spor Bakanlığı, “Yapın, ama bizim söylediğimiz yere yapın” diyor. Ya da “Biz de yaparız...” diyor.
Hangisi yaparsa yapsın artık...
Ve bu trajikomik oyun burada son bulsun.

X